BİR LİSE’DEN FAZLASI

Benimde mezunu olduğum Kabataş Erkek Lisesi’nin temelinde, harcında ilim ve bilimin yanısıra sevgi ve kardeşlik vardır. Bu sevgi Kabataşlı’nın yaşamı boyunca daha da kuvvetlenerek sürer gider.

Okulun en müstesna dönemlerinden biri olan 1975-1978 yılları arasında görev yapan tüm eğitim, öğretim ve idari kadrosuna selam olsun. O dönemin tüm öğrencilerinin kalplerinde acısı ve tatlısıyla eşsiz yer edinmişlerdir.

Öğretmenlerimize söz vermişizdir.

Ülkemize ve ulusumuza hayırlı evlatlar olacağımıza.

Atatürk ilke ve devrimlerinden ayrılmayacağımıza.

Kabataşlılık ruhunu muhafaza edeceğimize.

Ancak gelin görün ki; temelleri II. Meşrutiyete kadar uzanan Kabataş Erkek Lisesi, birkaç öğrencisinin akıl ve izan yoksunu hareketiyle kamuoyunun gündemine gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’eyapılan söylem ve eylemler yenilir yutulur olmadığı gibi Milli Eğitimin gelmiş olduğu yer açısından oldukça düşündürücü ve üzüntü vericidir.

Kısa bir zaman dilimi öncesinde Türk Tarih Kurumu eski başkanı tarafından atılan bir tweet ve Ayasofya Camii minberinin “Atatürk’e saldırı yeri” haline getirilmesi de hala hafızalarımızdaki canlılığını koruyorken.

Atatürk devrini kötüleyenler bir takım yalan ve iftiralarla gençlerimizi zehirlemeye çalışıyorlar.

Tarihi gerçeklerden uzak söylemlerle, yapılan her türlü saldırı yapanları cüceleştirken, kendisini her geçen gün büyütüyor.

Bir ülke halkının, düşmanından zarar görmesi acıdır. Ancak daha üzüntü vereni, ülke kurucusunun kendi insanından gördüğü vefasızlık, vicdanlar için onarılmaz bir yaradır.Hele ki gençlerse…

Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere şöyle demiştir, Atatürk…

Gençler! Cesaretimizi takviye ve idame eden sizsiniz.Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.

Ey yükselen yeni nesil.! Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.

Esasen Türkiye’nin en köklü okullarından birinde yaşanan bu müessif olayın asıl nedeni, yaklaşık son çeyrek asıra damga vuran eğitim sisteminde “Millilik”ilkesinden uzakuygulanan politikalarda görmek gerekir.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” söylemini çarpıtanlar, “Andımız”ı kaldıranlar, “Gençliğe Hitabesi”ni yok sayanlar, adının geçtiği “Marşlara” tahammül edemeyenler, “Nutku”nu esirgeyenler, unutturmaya, inkara kalkışanlar, kapanan tarih sayfası sayanlar aslında bugünlerin habercisiymiş meğer.

Ha keza, ulusal değerlerin yok sayılması ve törensel nitelikte kutlanan anma ve kurtuluş günleri ile milli bayramların içinin boşaltılarak, sulandırılması ya da iptal edilmesi de aynı düşüncenin ürünüdür.

Ya hilafet yanlılarına, ulus devlet bütünlüğümüze sessiz kalanlara ne demeli?

Konuya ilişkin ardı ardına yapılan açıklamalar ve öğrencilerin okulda göstermiş oldukları reaksiyoner hareket, bir sivil toplum örgütünün göstermiş olduğu dayanışmanın en güzel örneklerinden biri olarak belleklere kazınacaktır.

Yıkılmaz bir kale olan Kabataş Erkek’in, “Karanlığı Ezenlerin Lisesi” olduğu tüm kamuoyuna gösterilmiştir.

Olayın sadece bir disiplin suçu olarak ele alınmayarak sosyolojik, pedagojik ve psikolojik boyutlarıyla irdelenerek, gerekli derslerin çıkartılması da önemlidir.

Olumsuz davranış gösteren gençlerin yaşamları müddetinçe bir vicdan azabı çekecekleri, üzüntü duyacakları da bir vakadır.

Şimdi bütün sorumluluk; Atatürk’ü tanıtmak, unutanlara hatırlatmak için onun hayatına, devrim ve ilkelerine sahip çıkmak zorunluluğu ve görevinde olan Milli Eğitim Bakanlığı’ndadır.

Her an hatırlanmalıdır ki; Atatürk sadece bir tarih değildir.

Bir ülkü, bir ruh, aklın ve bilimin rehberi, bir ışık, ulusa kimlik ve benlik kazandırması, bir sistem ve zihniyet aşılanmasıdır.

Bir vatandır.

Son sözse; Emile Zola’dan.

Adalet ancak gerçekten, saadet ancak adaletten doğabilir. Gerçeği susturup yeraltına gömseniz bile büyüyecektir.

İSMET HERGÜNŞEN