Denizin sert halini severim. Foça’da bu havayı kollar sahile koşarım. Bir yerde bu fırtınayla alay etmek gelir içimden. “ Beni yakalayamadın, bak seninle dalga
geçiyorum”. Ama bu havanın içinde olan, rızkını denizden kazanan
balıkçısından süngercisine – çarmıha tırmanan kılavuz kaptanından gemide
fırtınayla cebelleşen emekçisini… düşünür, bir tuhaf ruh haline bürünürüm.
“Efendim kıble ne tarafa düşüyor”
Varlığımız anılara bağlıdır. İnsanlar yaşamlarının anısı var olduğu sürece, sevenlerinin yaşamlarına anlam kattıkları sürece varlıklarını sürdürürler. Seneler seneler öncesine gittim. Pasifikte denizle bulutların birleştiği bir havanın içine girdik. Üç gün yemek, içmek, uyku yok. Ayakta durmak bile cambazlık gerektiriyor. İkinci kaptanım personele moral vermek için büyük çaba harcıyorum. Fırtınalar düşmüş kaderimize…Batıya doğru seyirdeyiz. Amerikan üssü Midway adasını geçtik hava önümüzden biraz kaçtı. Rahatlar gibi olduk. Kamaramda dağılmış eşyalarımı topluyorum, kapı çalındı. Gelen lostromo “ efendim kıble ne tarafa düşüyor” şaşırdım “ ne yapacaksın kıbleyi ?

“Sizinle birlikte olduğumuz için şükür namazı kılacağız”
“Reis bundan sonra tanrı adres sormaz, size her taraf kıble. İşte denizde sıkıntının biraz rahatlığa döndüğü bir anım. Avni Arbaş anlatmıştı. Ermeni asıllı Rus ressam AYVAZOVSKİ ( asıl adı Hovhannes Ayvazyan ) denizde zor anlar yaşayan bir gemiyi canlandırıp çizmek için Odessa’da sahilde fırtınalı günler içinde bir hafta dolaşır. Gemiyi yakalar ama Avni Ağabeye göre gemi değil deniz ve dalgaların tablodaki
görüntüleri büyüleyicidir. Anton Çehov tarafından popülerleştirilen “ Ayvazovski’nin fırçasına layık sözü Rusya’da güzel bir şeyi anlatmak için kullanılırmış. (İşte Rus kültürünün sanat üzerindeki görüşü ) Kariyerinde yaptığı 6000 e yakın resmin çoğu deniz konuludur. Ben, yaşanmış ve anlatılmış geçmişi şimdiki zamanda gerçekleştirmeye çalışırım. Ayvazovski’nin resimde dalgaları resmetmesi bende takıntı yaptı.
Kaderlerine terk edilmiş mürettebat Ayvazovski’nin tablosunda yoktur
Deniz karşımda, kıyıya peş peşe vuran dalgalar bana yaklaşmakta. Ancak bu ilerleyen dalgalar ki arkalarında deniz olmasa hareket edemezler. Uçlarında, vuracakları kumsala doğru yol alan köpükleri yaşıyorlar. Bu dalgaların taşıdığı köpük bizleriz. Dalgaları ittiren deniz ise zaman. Geçmişte kalan zaman, bizi taşıyan ve ileri doğru ittiren yaşanmış zaman. Özellikle de kumsala vuran dalgaların kaderi, zaman denilen deniz tarafından ne kadar ittirilse de hep zamana döner, dönerken de Ayvazovski’ ye denizde zor anlar yaşayan gemi tablolarını çizdirir. Ama o geminin içinde mücadele eden, kaderlerine terk edilmiş mürettebat Ayvazovski’nin tablosunda yoktur. Olamazda , tablo sadece görsel canlı değil.
Yeniden zamana dönersek “ Biz denizciyiz yardıma ihtiyacı olan herkesin yanında oluruz” kutsalı kutsallıktan çıktı. Birileri bu kutsalı değiştirdi. Menfaatleri neredeyse orada oldular. Olmaya da devam ediyorlar. Ayvazovski bunu da çizebilir mi? Dalgaları ittiren deniz ile geçmişte kalan zaman. Bizleri taşıyan ve ileri doğru ittiren yaşadığım zamana dönmek istiyorum. Bu yaşanmışı hep yazdım ama
tekrarında fayda var.
“Denizde geziyorsun nerede olduğunu bilmiyorsun”
Panama Bayraklı 15000 dwt tonluk kargo gemisinde ikinci kaptanım. Brezilya Recife’den kalktık. Arjantin’ e Rozario’ya yüklemeye gidiyoruz. Hava önceleri iyiydi, açık denize çıkınca bozdu. Denizler arttı. Boş gemi, sallanıp duruyoruz. Denizler kararsız, bir baş-kıç yapıyoruz sonra aniden yalpaya düşüyoruz. Akşam rasat zamanı ufuk gözüküyor, elimde sextant, boynumda kronometre. Üçüncü, dördüncü Filipinli kaptanlar ki paltoları ile tartsanız 50 kg gelirler. Belimden , bacaklarımdan sarılmışlar, ben yıldızı yakaladım ufka teğet yapacağım gemi sert bir yalpaya düştü, hep beraber uçtuk. Serdümen dümeni bıraktı koştu hepimizi yerden kaldırdı, canlılarda hasar yok, sextant out of
order. Çaresiz bata çıka güneye doğru gidiyoruz. Bir ara üçüncü kaptan Bilali Belala radarda bizimle aynı yöne ilerleyen bir ekho görmüş “ Chief bunlar mevki yapmışlardır, konuşup bir pozisyon ister misin?” Filipinliler iyi, disiplinli denizciler ama biraz korkaklar. “Denizde geziyorsun nerede olduğunu bilmiyorsun” derler. “ Ayıp olur, bize yakışmaz”. Ama anlatamıyorum. İkisi birden asılıyor. Sonunda vhc ile 16. kanaldan yakınımızdaki gemiyi çağırdım.
Sismik 1…
60 000 dwt tonluk Şili’ye giden Yunan Bayraklı dökmeci çıktı. Durumumuzu anlattım, varsa mevki istedim. Benimle konuşan ikinci kaptan durumumuzaüzüldüğünü, o dönemlerde modern gemilerde olan Loran-A, Loran-C, Decca, Omega cihazları olduğunu söyledi ve radardan pilotlayarak mevkimizi verdi. Filipinlilerin endişe edecek kadar bir pozisyonumuz olmadığını rotamızda seyir ettiğimiz gördük.
Bu arada Yunanlı sordu “ Bayrağınız Panama’da siz nerelisiniz?” Kıbrıs meselesi yeni bitmiş, o sıralarda “Sismik 1 “ gemisi Ege’de geziyor, petrol arıyor, Yunanlılar çıldırmış, eller tetikte. Bunları düşünerek İspanyolum dedim. Demez olaydım. Karşıdan “ Ola komandate, bono noçe, komastas……” adam uçuyor. Cihazı hemen üçüncü kaptana verdim. Onlar uzun seneler İspanyol dominyonu olarak yaşamışlar, konuş dedim. Bilali kem küm. Yunanlı yemedi. “ Sen Filipinlisin İspanyol kaptan konuşsun”. Çaresiz cihazı aldım, özür dileyerek ben
Türküm dedim. Karşıda kısa bir sessizlik ve sonra “ Niçin İspanyolum dedin”
“Biliyorsunuz politik olumsuzluklar var belki sizi üzerim”. Karşıda yeniden sessizlik ve sonra “ Türk kardeş bizler denizciyiz, hepimiz kardeşiz, denizde İspanyol, Yunanlı, Türk yok kardeşlik var. ben senden aynı yardımı isteseydim Yunanlıyım diye yardım eymeyecek miydin?”
Arkalı önlü gidiyoruz
Yunanlı beni üç mil mesafeden dövüyor, ağzımı, burnumu dağıttı. Adeta hastanelik oldum. Yer yarılsa da dibine girsem. Özür üstüne özür diledim. Ne fayda….. yine durumu Yunanlı kurtardı. “ Üzülme kardeş, bir gün herhangi bir sahil kasabasında buluşur Türk – Greek dostluğunu, kardeşliğini kutlarız”. 45 sene önce yaşandı, hala içimde acı olarak duruyor. Bu arada Filipinliler aniden toz oldular. Başlarına geleceği anlamışlardı. Ayrıca ikinci kaptan radarlarının skobundan çıkıncaya kadar yaklaşık sekiz saat telsizle bize pozisyonumuzu yolladı.
Dalgaları ittiren deniz ve geçmişte kalan zamanı hep anıyor ve yaşıyoruz. 1983 yılı başları yeni kılavuzluğa başladığım zamanlar. İstanbul’da kavak kılavuz istasyonundan dökmeci bir İngiliz gemisine çıktım. Gemiyi Çanakkale’ye kadar kılavuzlayacağım. Arkamdan bir saat sonra ışıklar içinde uyusun Atilla Mısırcı kaptan bir Arjantin gemisine çıktı o da Çanakkale’ye geliyor. Arkalı önlü gidiyoruz.

Ben Gelibolu’dan girdim, Atilla Ağabey aradı. “ Ali geminin rotasyonu değişti. Gideceği limanın haritası yok. Araları iyi değil ama şu numaralı harita senin geminde var mı? Verebilirler mi?”
O dönemde Falkland Adası İngiltere – Arjantin savaşı yeni bitmişti. Çekinerek kaptana durumu anlattım. Kaptan hemen zabitine talimat verdi, istenen bir tek Admiralty parça haritaydı. Zabit ana harita, parça harita, portolon olmak üzere üç harita çıkardı. Haritalar
paketlendi, paketin içine ayrıca bir şişe viski koydular, kaptan 6-7 satır bir not yazdı. Paket sıkı bir şekilde sarıldı. Çekinerek sordum “ siz harpten etkilenmediniz mi?” Aldığım cevap ders niteliğindeydi. “ Savaşan askerler, bizler denizciyiz hepimiz kardeşiz kardeşler düşman olabilir mi ?” Ben Mehmetçik Kılavuz İstasyonunda vedalaşarak gemiden indim. Paketi kılavuz motoruna bıraktım. Atilla ağabey
motora indikten sonra paketi Arjantin gemisine yollamış. Sonra iki kaptan uzun uzun konuşmuşlar. Bizler denizciliği İngilizlerden, Yunanlılardan öğreniyoruz. Daha çok yolumuz var. işte dalgaların ucundaki sahile vuran köpükler ve onların taşıdığı bizler.
Ne diyordu Özdemir Asaf:
Her şeyi zamana bıraktık, Zamanın kalmadığını bilmeden…..
KAPTAN MEHMET ALİ SÖKMEN
The post AYVAZOVSKİ TABLOSUNDA KADERİNE TERK EDİLEN DENİZCİ YOKTUR first appeared on Deniz Kartalı.
DENIZKARTALI Haber Portalı – Haber Linki İçin Tıklayın !
DemirHindi
2 Nisan 2025 – 22:04