Yalanla başlayan savaşlar, fotoğrafla aklanan katliamlar
Batı medyasının Venezuela konusunda bugün yaptığı şey yeni değil. Yeni olan yalnızca tarih bilmeyenlerin şaşkınlığıdır. Associated Press’in servis ettiği “kutlama yapan Venezuelalılar” fotoğrafları, bir istisna değil; yüz yılı aşkın bir suç zincirinin son halkasıdır.
Batı medyası savaşları haber yapmadı.
Batı medyası savaşları mümkün kıldı.
Bugün Venezuela’da gördüğümüz şey, dün Irak’tı. Ondan önce Libya’ydı. Daha önce Vietnam’dı. Daha da önce Kongo’ydu, Cezayir’di, İran’dı, Guatemala’ydı. Coğrafyalar değişti ama yöntem hiç değişmedi.
Yalanın kurumsallaşması: “Gazetecilik” maskesi
Batı medyası kendini hâlâ “özgür basın” diye pazarlıyor. Bu, tarihteki en büyük marka sahtekârlıklarından biridir. Çünkü bu medya düzeni, güce karşı değil; gücün hizmetinde var oldu.
Hatırlayalım:
• Vietnam: Yıllarca “komünizmle mücadele” masalı anlatıldı. Napalm yanıkları, My Lai katliamı, milyonlarca ölü… Gerçekler yıllar sonra, savaş kaybedildikten sonra yazıldı.
• Irak: “Kitle imha silahları” yalanı New York Times’tan Washington Post’a kadar manşet yapıldı. Sonuç: Bir ülke yok edildi, bir milyon insan öldü. Silahlar hiç bulunmadı. Özür? Yok.
• Libya: “Kendi halkını bombalayan diktatör” başlığıyla NATO müdahalesi pazarlanırken, ülke bugün köle pazarlarının kurulduğu bir cehenneme çevrildi. Medya sustu.
• Suriye: Her silahlı grup “özgürlük savaşçısı” ilan edildi. Kimyasal yalanlar, sahte görüntüler, manipüle edilmiş videolar… Hesap soran olmadı.
Şimdi Venezuela.
Batı medyası kelimelerle ikna edemediğinde fotoğrafa sarılır. Çünkü fotoğraf tartışılmaz sanılır. Oysa en çok yalan söyleyen şey, bağlamından koparılmış bir karedir.
Irak’ta Saddam heykelinin devrildiği sahne… Sonradan anlaşıldı ki meydan boştu, kalabalık kameraya sığacak kadar seçilmişti. Ama o fotoğraf, işgali “halk devrimi” gibi göstermeye yetti.
Şimdi AP aynı numarayı tekrar sahneye koyuyor:
• Kim oldukları bilinmeyen birkaç kişi
• Nerede, ne zaman çekildiği belirsiz kareler
• Arkasına yerleştirilen dev bir anlatı: “Halk seviniyor”
Bu bir tesadüf değil. Bu bir operasyonel gazeteciliktir.
Batı medyası: Güçlü olanın ahlak memuru
Batı medyasının temel ahlak ilkesi şudur:
Güçlü olan haklıdır.
ABD bombalarsa “müdahale” olur.
Rusya bombalarsa “saldırı” olur.
İsrail bombalarsa “meşru savunma” olur.
Bir başkası yaparsa “savaş suçu” olur.
Aynı eylem, farklı faille bambaşka kelimelere dönüşür. İşte bu, gazetecilik değil; ahlaki sahtekârlıktır.
Venezuela’da bir liderin kaçırıldığı iddiası, eğer ABD dışında biri tarafından yapılsaydı, manşetler şöyle olurdu:
“Uluslararası hukuk ayaklar altında”
“Küresel düzen tehdit altında”
“Savaş suçu”
Ama fail ABD olunca, AP kamerayı alkışlayanlara çevirir.
Bu bir hata değil, suç ortaklığıdır
Artık “yanıldılar”, “kandırıldılar” gibi bahaneler geçersizdir. Batı medyası masum değildir. Ne yaptığını biliyor. Ne sakladığını biliyor. Neyi büyüttüğünü biliyor.
Bu yüzden bu yapılanlar:
• etik ihlal değil,
• editoryal tercih değil,
• haber dili meselesi değil,
suça bilinçli ortaklıktır.
Bombanın düştüğü yeri göstermeyip, alkışlayanları göstermek; gerçeği gizlemektir. Gerçeği gizlemek ise tarafsızlık değil, faili korumaktır.
Bugün Venezuela, yarın herkes
Batı medyasının bu pervasızlığı sadece Venezuela’yı ilgilendirmiyor. Hukuk bir kez delinirse, herkes için delinir. Bugün alkışlanan hukuksuzluk, yarın başka bir coğrafyada başka bir halka döner.
Ama Batı medyası için bunun önemi yoktur. Çünkü onların derdi insanlık değil, düzenin devamıdır. O düzen de bombayla, yalanla ve fotoğrafla ayakta tutulur.
Son söz: Tarih bu arşivi yakmaz, saklar
Associated Press ve benzerleri şunu unutuyor:
Tarih hafızasız değildir. Arşivler silinmez. Fotoğraflar kaybolmaz.
Bugün “kutlama” diye servis edilen kareler, yarın “ahlaki çöküşün kanıtı” olarak okutulacak. Batı medyasının adları, yalnızca gazetecilik tarihinde değil; savaş suçlarının kültürel altyapısı başlığı altında anılacak.
Batı medyası bugün bir kez daha seçimini yaptı.
Hakikati değil, gücü seçti.
İnsanı değil, imparatorluğu seçti.
Ve her seferinde olduğu gibi, bunun bedelini başkaları ödüyor.
Ama utancı, er ya da geç, onlar taşıyacak.



