Bu yazımızda Atatürk’ün Akdeniz ve Güney Ege’de Ege Vapuru ve Zafer Muhribi ile yaptığı seyrini anlatacağız.
Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet yönetimini siyasi ve ekonomik bakımdan iki dönemde inceleyebiliriz. 1923-1932 yılları arasında Türkiye’nin dış politikası Millî Mücadele’nin ve bu mücadele sonunda imzalanan Lausanne Barış Antlaşması’nın etkisi altında yürütülmüştür. Başka bir deyişle bu dönemde Lozan’da çözülemeyen bazı meseleler ve Lozan Antlaşmasının getirdiği bazı kısıtlamalar sebebiyle Türkiye’nin dış ilişkileri genel bir siyaset yerine mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına dayalı olarak ilgili devletlerin Türkiye’ye karşı izledikleri politikaya ve davranışlara göre düzenlenmiştir. 1932-1938 yılları arasında ise Türkiye bütün devletlerle iyi ilişkiler kurmuş ve diğer devletler gibi bağımsız politikalar izleyerek mevcut statünün devamını sağlamayı hedeflemiştir.
Aynı dönemde Türkiyenin deniz ve denizcilik politikası da iç ve dış gelişmelerden etkilenmiştir. İçerde, Cumhuriyetin ilanından 1930’ların sonlarına kadar deniz kuvvetlerine kara kuvvetlerine destek sağlayacak kuvvet olarak bakılması ve bunun neticesinde önceliğin iç güvenlik ve rejimin kendisini sağlama almasına odaklanılması, dışarda ise faşizmin yükselişi ve İkinci Dünya Savaşı’na giden konjonktürde 1930’dan sonra değişen uluslararası politik ve ekonomik şartlar Türk deniz politikasında kendisini hissettirmiştir. Özellikle Türkiye’nin 1932 yılında milletler cemiyetine girmesi dış politikanın değişime girdiğini göstermektedir.
1930’lu yılların ilk yarısında İtalya ile Türkiye’nin Balkanlar ve Akdeniz politikalarında görüş ayrılıkları başladı. Roma, Ankara’nın politikalarını onaylamıyordu. Sonunda Mussolini’nin Türklerin Milletler Cemiyetine kabulüne muhalefet etmesi ilişkilerin daha da bozulmasına neden olmuştur. 1933’ten itibaren İtalya, Türkiye için Ege ve Akdeniz’de bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır.
Her ne kadar İtalya ile imzalanan 1928 Antlaşmasının iki ülke ilişkilerinde meydana getirdiği dostluk bir süre devam etmiş; 4 Ocak 1932’de İtalya ile Ankara’da imzalanan bir antlaşma ile Meis ve Anadolu sahillerindeki birkaç küçük ada üzerindeki ihtilaf halledilmiş, ayrıca 1928 Antlaşmasını 5 yıl süreyle uzatan ek protocol ile taraflar arasındaki dostluğun gelişmesi ümidini doğurmuşsa da, İtalya’nın 1934’te Orta ve Yakın Doğu’ya yayılma emellerinin ortaya çıkması, ilişkilerin bir anda bozulmasına yol açmıştır.
16 Şubat 1935 Cumartesi günü Atatürk, beraberinde Nuri Conker, Cevat Abbas Gürer, Orgeneral Fahrettin Altay, Profesör Afet İnan, kızkardeşi Makbule Atadan, Bayan Nebile, Muhafız Kıt’a Komutanı İsmail Hakkı Tekçe, yaverleri Celâl Tolgay, Naşid Mengü, Şükrü Özer ile saat 17.30’da Kaptan Sait Özege idaresindeki Denizyolları işletmesi İdaresi’nin Ege gemisine gelir ve gemi 19.10’da İstanbul limanından ileri harekete geçer. Ege gemisi’ne refakat görevi, Binbaşı Avni Taşan komutasındaki Adatepe ile Binbaşı Osman Aksu komutasındaki Zafer destroyerlerine verildiğinden bu iki gemi de hareket eder. İzmir rotasında ilerlerken, Cumhurbaşkanı, Ege gemisinde sahil tanıma stajında bulunan ve bu seyahat süresince muhabere işleriyle görevlendirilen Üsteğmen Mithat Ürler, vasıtasıyla “Yüksek Hız Yapmaya Hazır Olunuz”, ardından da komodor gemisi olan Zafer muhribine “Ege gemisine yanaşınız” emrini göndermiştir.
Binbaşı Osman Aksu komutasında bulunan ve komodor Albay Sait Halman’ın bulunduğu Zafer Gemisi, 17 Şubat 1935 günü saat 16.30’da Ege gemisi üzerine aborda olur. Fakat Ege gemisinin iskele tavası Zafer’in güvertesine uygun olmadığından Atatürk’ün Zafer gemisine geçişi, “atlama” ile mümkün olmuştur. “Atatürk ve Donanma” isimli kitabın yazarı Albay Raşit Metel, 30 yıl sonra gemi personelinden bu olayı dinlediğinde; “Zafer’in güvertesinde karşılayanlar arasında bulunan Üsteğmenlerden Necdet Uran ile Yüzbaşı Muhlis Güremen’in omuzlarına basarak atlamaları teklifini kesin ve sert bir ifade ile reddettiğini ancak subayların omuzlarına ellerini destek yaparak atladığını” öğrendiğini belirtmektedir.
Atatürk, âzami süratle seyredildiği takdirde Alanya’da 08.00’de olunacağını gemi komutanından öğrendikten sonra, komodor Sait Halman’a: “Bir saldırı olduğu takdirde tedbiriniz nedir?” sorusunu sorar. Buna karşı komodor şu cevabı verir: “Adatepeyi mütecavize sevk, sizi kara sularımızda en yakın bir limana iltica ettirmektedir.” Bu cevap üzerine Atatürk “İmkan nispetinde kara sularımız dışına çıkmayınız” emrini verir. Çünkü bu tarihlerde milletler arasında siyasi durum gergindir.
Bu seyir sırasında Atatürk, geminin köprüstüne de çıkmış ve sık sık duyduğu “rota” kelimesinin ne anlama geldiğini ve hangi dilde olduğunu harita masası başında bulunan Üsteğmen Necdet Uran’a, Üsteğmen Şahap Gürel’e Üsteğmen Senihi Naziki’ye ve Üsteğmen Selâhattin Göken’e sormuştur. Genç subaylardan bir kısmı kelime kökünün İtalyanca, bir kısmı İngilizce kökenli olduğunu söylemişler, bir kısmı da susmayı tercih etmiştir. Rotanın ne olduğu harita üzerine izah edildikten sonra Atatürk: “Deniz üzerinde seyir ettiğimiz yolun harita üzerinde gösterimi demek değil midir?” sorusuna devamla “Yani yürütmek demektir” diyerek bunu Güneş Dil Teorisine göre önce kâğıt üzerine “YÜRÜTMEK” yazmış sonra da “YÜ-RÜT-MEK” olarak hecelere ayırmış ve Rota kelimesi’nin “RÜT” aslından geldiğini (+) ve (-)’lerle kâğıt üzerinde izah etmiştir.
Atatürk, komodor Albay Sait Halman ile de sohbet etmiş, ülkenin deniz sorunlarını ve bu sorunları çözümleyecek tedbirleri konuşmuş ve deniz harp tarihi ile ilgili düşüncülerini açıklamıştır. Ona göre Garp Ocağı denizcileri, Osmanlı Devleti’nin kaderinde rol oynayacak kadar strateji adamlarıdır. Onların hayatı ciddiyetle tetkik edilmelidir. Atatürk daha sonra kendisine tahsis edilen kamaraya geçerek saat 01.00’de istirahate çekilir. 18 Şubat 1935 Pazartesi günü sabahleyin saat 08.00’de Alanya’ya demirlenmiş genel programa göre zamanından önce gelinmiştir. Bu bakımdan Alanya’da hazırlık tamamlanmamıştır.
“Atatürk ve Donanma” adlı eserde Raşit Metel Atatürk’ün Alanya gezisini şu şekilde anlatmaktadır: “…Saat 08.30’da Cumhurbaşkanı gemiden ayrılırken subayların ayrı ayrı ellerini sıkmış, komutana, “çok yoruldunuz bir iki gün istirahat ediniz ben iki de geleceğim” diyerek sahile çıkmış ve hazırlıksız bir durum ile karşılaşmıştır. Atatürk istirahat edeceği yeri sorduğunda Kaymakam, Halk Partisinde odasının hazır olduğunu söylemiştir. Fakat meydanda otomobil, araba gibi bir vasıta yoktur, beygir ile gideceğini, zira çarşı içinde yolun henüz açılmadığını öğrenince hiddetlenerek derhal gemiye geri dönmüştür. Gemi personeli beklenmeyen bu âni dönüş üzerine karşılamak için lûmbarağzına zorlukla yetişmiştir”.
Ancak başka kaynaklarda olaylar farklı şekilde anlatılmaktadır. Geziye katılan Kılıçali’nin anılarında Ege vapuru ve Zafer destroyeri ile yapılan seyirde Alanya ziyareti şu şekilde anlatılmaktadır: “Atatürk istanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda bulunduğu bir gün ansızın İzmir’e gitmeye karar verir. Hemen o gün Ege Vapuru hazırlanır ve akşama doğru İzmir’e hareket edilir. Ertesi gün İzmir Körfezine girileceği sırada, vapurun süvarisine, rotayı Antalya’ya çevirmesi emrini verir. Tam o sırada, Ege Vapuruna refakat eden iki torpidodan biri Ege Vapuru’nun yanına gelir ve vapurunun bordasına yanaşır. Atatürk, torpidoya geçtikten (Kılıçali, Nuri Bey ve iki yaver de torpidoya geçer) sonra vapurun süvarisi Albay Sait Bey’e şu emri verir: “Alanya’ya gidelim. Fakat bu fırsattan yararlanarak Rodos’un, bu civardaki İtalyan deniz üssünün mümkün olduğu kadar yakınından geçerek durumlarını incelemek isterim”.
Bu emri alan gemi komutanı, gemiyi derhal savaş durumuna sokar. Gemiyi karartır. Atatürk, sessizce ve sahillere oldukça sokulan gemiden limanları, bazı noktaları yakından inceler, hemen hemen bütün geceyi uykusuz geçirir. Gemi çok erken saatte Alanya’ya demir atar. Atatürk, Nuri Conker’i, Kılıçali’yi, yaverlerinden birisini yanına alarak gemiden vasıta motoru ile Alanya iskelesine çıkar. Ne oturacak bir kahve, nede nereye gideceklerini soracakları tek bir yer vardır.” Ancak buna rağmen Atatürk: “Şöyle gideriz elbet birine rastlar, kendimizi bir yere konuk ettiririz” der. Atatürk böyle diyerek yürümeye devam eder. Alanya’nın çarşısı olduğu tahmin edilen bir sokakta tak yapıldığı ama henüz tamamlanmamış olduğu görülür. Takların kenarına çok sayıda defne yaprağı yığılmıştır. Atatürk bunu görünce hayretle: “Allah Allah! Bizim geleceğimizi duydular mı ki böyle bir karşılama hazırlığına başlamışlar?”
Tam o sırada bir jandarma gelir. Sabahın erken saatinde bir kafilenin sokak ortasında böyle kararsız bir şekilde yürüyüşü, jandarmanın dikkatini çekmiştir. Dikkatlice herkesi süzmesinden sonra olanca gücüyle aksi istikamette koşmaya başlaması bir olur. Atatürk: “Jandarma bizi tanıdı. Haber vermeye gidiyor. Engel olun, durdurun!” diye bağırır ama engel olmak ve durdurmak mümkün olmaz.” Kılıçali’nin bu gezi ile ilgili anısının devamında kaymakam ile karşılaşmalarını ve Atatürk’ün kaymakam’dan “ellerini yüzünü yıkamak ve tıraş olup sıcak bir şeyler içilecek bir yer göstermesini” istediğini anlatmaktadır. Ayrıca Atatürk’ün çok keyifli ve neşeli göründüğünü de ifade etmektedir. Daha sonra Atatürk’ün “Burada bu kadar kaldığımız yeter, şimdi istikamet Antalya!” diyerek halkın sevgi gösterileri arasında gemiye döndüklerini belirtmektedir.
Alanya’da gezisini tamamladıktan sonra Zafer gemisine geri dönen Atatürk gemi komutanına, “şimdi yavaş yavaş Antalya’ya gideceğiz, sahillerimizi göreceğiz” dedikten sonra gemi saat 10.00’da hareket ederek sakin ve güzel bir yolculuktan sonra 18 Şubat 1935 Pazartesi günü saat 13.30’da Antalya limanına demirler.
Atatürk Zafer gemisinden ayrılırken gemi “Hatıra Defterine” şunları yazmıştır: “11/II/935, saat 17’de Çeşme önlerinden, saat 7’ye kadar Ege Adaları alanında ve saat 10.30’dan sonra, Antalya yolu ile dönüşte Zafer içinde geçirdiğimiz saatlarin hatırası unutulmayacaktır. Çoğu geceye rastlayan yolculuğumuzda Zafer’in bütün erat, subay ve komutanlarımız ve filotilla komodoru Sait Halman’ın gösterdikleri dikkat ve vazife severliği çok takdir ettim. Bu değerli arkadaşlara olan teşekkürümü buraya kıvançla yazdım. Zafer’e refakat eden Adatepe’de de aynı gayret ve vazife severlik tamamen görülmekteydi. Onunda erat, subay ve komutanlarına selam ve muhabbet”.
20 Şubat Çarşamba günü Ege gemisi ve refakat görevinde bulunan Zafer ve Adatepe destroyerleri saat 13.00’de Taşucuna demirler. İçel Valisi ve vilâyetten gelen yüksek kademedeki memurlar Ege gemisine giderek Atatürk’ü ziyaret etmişlerdir. Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler karaya çıkar, bir süre istirahat ettikten sonra saat 18.00’de Ege gemisine geri dönerler. Halk, Taşucunda ve Silifke’de Atatürk’ün gelişinden doğan bir sevinçle gösterilerde bulunmuştur. 21 Şubat Perşembe günü sabah saat 07.00’de Ege gemisi Mersin’e demirler. Atatürk saat 13.00’de kalkmış ama sahile çıkmamıştır. Ege gemisi saat 18.00’de hareket eder. Atatürk gece 02.30’da yatar ve ertesi gün 11.00’de kalkar. Ege gemisi 13.40’da Kekova Adası civarında demirler, 15.00’de ileri harekete geçer. 20.35’de Fethiye’ye demirler. Gece Fethiye’de kalınır ve Atatürk 01.30’da yatar.
23 Şubat Cumartesi günü yine Ege gemisi ve refakatinde bulunan iki destroyer seyir halinde iken İstanköy yönünden süratle bir izin üzerlerine geldiği görülünce, Komodor bunun meçhul bir denizaltı olması endişesi ile “personel savaş yerlerine” komutası ile hücuma geçmiş fakat yaklaşan dalga çırpıntılarının, sünger kaçakçılarını kovalayan süratli bir gümrük motoru olduğu anlaşılınca tekrar Ege’nin refakatine girilmiştir. Ege’den işaretle ne için refakatten ayrıldığı sorulmuş ve durum bildirilmiştir. Böylece saat 19.00’da Marmaris’e demirlenmiştir.
Marmaris’te Adatepe gemisinin kondenserinde melez ârızası tespit edilmiştir. Bu ârıza Ege gemisinde Komodor tarafından rapor edildiğinde, Atatürk’e refakat edenlerden biri “Atatürk seyahate çıkıyor sizden refakat gemisi isteniyor bu da yolda kalıyor, eğer bizden hayvanlı muhafız isteselerdi topal hayvan mı verecektik” sözü üzerine Atatürk sinirlenerek “Bu teknik iştir senin aklın ermez” diyerek cevaplamıştır.
24 Şubat Pazar günü sabah saat 05.30 da Ege gemisi yalnız Zafer destroyerinin refakatinde Marmaris’ten İstanbul’a ileri harekete geçer, Atatürk 14.00’de kalkar ve 02.30’da tekrar yatar. Adatepe kondenser arızası sebebiyle Marmaris’te kalmıştır.
25 Şubat Pazartesi günü Ege ile 09.00’da Çanakkale Boğazından geçilmiş ve Atatürk 11.00’de uyanmıştır. Zafer destroyeri mazot ikmali sebebiyle, Çanakkale’ye daha önce gelen Tınaztepe destroyerine refakat görevini devreder, komodor da Zafer’den Tınaztepe’ye geçer. Cumhurbaşkanı ve iki destroyerin Akdeniz de olması ve Yunan ihtilâli sebebiyle Mecidiye kruvazörü hemen Çanakkale’ye intikal etmiş ve Zafer destroyeri Çanakkale’ye geldiği zaman Mecidiyeyi Çanakkale de demirli bulmuştur. Ege gemisi ve Tınaztepe destroyeri saat 21.30’da İstanbul da Dolmabahçe önüne demirler. Devlet Erkânı, İstanbul Valisi, komutanlar, vilayet ve belediye erkânı tarafından Ege gemisi’nde karşılanan Cumhurbaşkanı 21.50’de gemiden ayrılarak Dolmabahçe Sarayına çıkar.
Atatürk Ankara’dan yolladığı imzalı bir resmiyle komodor Albay Sait Halman’ı mükafatlandırır. Atatürk’ün bu tarihten sonra Donanma gemileri ile bir gezisi olmamıştır. 1 Haziran 1938 tarihinde Savarona yatına geçmiştir. Burada 54 gün kaldıktan sonra 25 Temmuz 1938 gününün ilk saatlerinde Savarona yatından ayrılarak Dolmabahçe sarayına geçmiştir.
İşte böyle bir dönemde uluslar arası ilişkileri ve Türk dış politikasını çok yakından takip eden Atatürk, ani bir karar ile önce Ege vapuru ile denize açılır sonra da Zafer gemisiyle Akdeniz’e kadar iner. Bu gezinin amacı bir yandan olası emperyalist saldırılara karşı geliştirceği planlar için sahillerimizi yakından görmek, diğer yandan da İtalyan işgali altındaki Oniki Adalar civarında varlık göstererek Mussolini’ye karşı hazırlıklı olduğu ve konuyla bizzat ilgilendiği mesajını vermekti.
Mustafa Kemal Atatürk Ege Vapuru’nda, İstanbul. (09.08.1936)
Boğazların yeniden silahlandırılması artık askeri bir gereklilik ve Türkiye’nin en önde gelen dış politika konularından biri olmuştu. Atatürk’ün bu çabaları neticesinde Montrö Boğazlar sözleşmesi 20 temmuz 1936’da imzalanmıştır. Artık İngilizler de Türkiye ile uzlaşmak istiyor daha ılımlı yaklaşıyordu. İngilizlerin Türk donanmasının Malta’ya ziyaretinden memnunluk duyacaklarını belirtmeleri üzerine Türk donanması ilk resmi ziyaretini 20 Kasım 1936’da Malta’ya yaptı. Türkiye’nin Nyon Konferansına katılması İngiltere’ye daha da yakınlaştırdı.
Devam edeceğiz.
Temel Er Ersoy
KAYNAKÇA:
-
Uğur Mutlu, “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin Siyasi Etkinliği”, Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri II, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı yay., Ankara, 1997,
-
Şayan Ulusan, TÜRKİYE’NİN MİLLETLER CEMİYETİ’NE (CEMİYET-İ AKVAM) GİRİŞİ -Öncesi ve Sonrası, ÇTTAD, VII/16-17, (2008/Bahar-Güz), s.s.237-258
-
Serhat Güvenç, Dilek Barlas, “Atatürk’ün Donanması:Türk Deniz Politikasının Determinantları (1923-1938), International Journal of Strategic Studies, 26/1 (Mart 2003), s.1-35.
-
Afif Büyüktuğrul, Büyük Atatürk ve Türk Denizciliği, 1969, Ankara
-
Taner Gün, ATATÜRK’ÜN DONANMA GEMİLERİ İLE YAPTIĞI GEZİLER YÜKSEK LİSANS TEZİ
-
Hulusi Turgut, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıçali’nin Anıları, İş Bankası yay., İstanbul, 2005






