Gazze Ve “Ben-Gurion Kanalı”

Açalım Pandora’nın Kutusunu !

7 Ekim 2023’ten beri İsrail ve Orta Doğu’da olan gelişmelerde neden sonuç ilişkisini kafamda bir türlü tam olarak çözemediğim pek çok durum oldu. Örneğin 7 Ekim 2023’te Hamas kaybedeceğini ve eyleminden bütün Filistin Halkının çok ciddi şekilde zarar göreceğini bile bile niçin o terör saldırısını İsrail’e yaptı? İsrail elindeki bütün istihbarat ve silah gücüne rağmen niçin farklı araçlar kullanarak Hamas’ı yok etmek imkanına sahipken, son derece vahşi bir şekilde, Gazze’ye, İsrail Genelkurmay Başkanı Orgeneral Zamir’in tüm itirazlarına rağmen saldırdı ve yüz binlerce insanın ölümüne sebebiyet verdi ? Oysa ki gerek Lübnan’da gerek İran’da gerekse Katar’da gerçekleştirdiği suikast eylemlerinden biliyoruz ki çeşitli teknolojik sistemler, istihbarat çalışmaları, elindeki silah gücü sebebiyle yüz binlerce insanı öldürmeden de, Filistinlilere Soykırım ve Etnik temizlik uygulamadan da kendisini savunma, saldırganları yok etme imkanına sahipti.

İsrail Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Zamir kendi Hükümetini ısrarla “Gazze’ye girmeyelim. Gazze İsrail’in Vietnam’ı olur ” diye en baştan uyarmışken, Netanyahu Hükümeti niçin Filistin Halkına Dünya Tarihinin gördüğü en büyük soykırımlardan bir tanesini uygulama ihtiyacı hissetti ? Sadece toprak kazanmak için mi ? Nitekim Orgeneral Zamir uyarısında haklı da çıktığı bugün, Gazze’de görev yapmış İsrail Ordusu Askerlerinin sıklıkla intihar haberlerinin basında yer alması ile de bu öngörü doğrulanmış bulunuyor. Bunun yanı sıra bir anlamda Gazze İsrail’in Vietnam’ı olmuş, İsrail resmi rakamlarına göre iki yüz bin, çeşitli iddialara göre 1 milyon İsrail Vatandaşı ülkeyi kalıcı olarak terk etmiştir. Yine İsrail ilgili ve yetkili kurum ve kuruluşlarının resmî açıklamalarına göre İsrail nüfusunun yaklaşık 2 milyonu ülkedeki yaşam koşulları sebebiyle ciddi psikiyatrik tedavi görürken, pek çok İsrail askeri de şu sıralarda Gazze’de gerçekleştirdikleri soykırım sebebiyle yaşadıkları duygusal travmalar sonucu intihar etmektedir.

Diğer yandan İsrail bu Soykırım ve Etnik Temizlik sebebiyle Uluslararası Kamuoyunda tüm itibarını yitirmiş, öyle ki hükümetler nezdinde olmasa bile dünya halkları nezdinde İsrail Devletinin tüzel kişilik olarak varlığının yasal olup olmadığı, Uluslararası Hukuka göre varlığının yasal olup olmadığı dahi Dünya Tarihinde belki ilk kez geniş çevrelerce tartışılır dahi olmuştur. Tüm bu hususları ard arda sıraladığımızda İsrail’in Gazze Soykırımından hiçbir fayda da sağlamadığı ortadadır. Peki o zaman tüm bu eylemleri neden yaptılar ? Çok uzun süredir sebep sonuç ilişkisine dayalı olarak İsrail’in eylemlerini, Orta Doğuyu ve Bölgeyi anlamaya çalıştım ancak kamuoyuna yansıyan hiçbir açıklama da beni açıkçası tatmin etmedi. Konuların genelinde hep bir boşluk, hep bir eksik, hep bir mantık açığı buluyordum.

Gazze’de Soykırım ve Etnik Temizliğin en şiddetli şekilde devam ettiği günlerde, İsrail Maliye Bakanı, köktendinci, fanatik, radikal ırkçı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’den kamuoyuna ,Gazze’nin boşaltılarak ABD ile ortak bir “Turizm Yatırım Bölgesi” haline getirileceği, pek çok emlak ve turizm yatırımı yapılacağı açıklaması geldi. Ben 25 yılını Uluslararası Turizm Sektöründe geçirmiş bir insanım. Bir soykırımın, bir Etnik Temizliğin yapıldığı , 20.000’i çocuk olmak üzere enkaz altındakilerle birlikte ortalama 600 bin insanın öldürüldüğü bir turizm yerleşkesinin iş yapmayacağını ve talep görmeyeceğini mesleki deneyimime istinaden biliyorum. Hiçbir normal insan , örnegin normal bir aile kalkıp da bir soykırım bölgesine gidip tatil yapmaz insani ve vicdani değerler sebebiyle. Böyle bir “Turizm Yatırım Bölgesi” olsa olsa ancak “Dünya Psikopatları”ndan talep görür.

Smotrich’in bu açıklamasından sonra hem basında hem Sosyal Medya’da gelecekteki sözde “Gazze Turizm Bölgesi Projeleri” daha ilk açıklamadan itibaren geniş yer buldu. Bu sözde “Proje”nin Dünya Kamuoyunu oyalamak adına bir strateji, bir taktik olduğunu da ilk anda anladığım gibi, epey bir zaman önce yaptığım ve kayda da alınan bir sunumumda da söz konusu bu proje hakkında ne düşündüğüm sorulduğunda bunun imkansız bir proje olduğunu, Uluslararası Turizm Piyasasında bu projenin talep görmeyeceğini de ifade etmiştim. Smotrich’in bu açıklaması benim duruma daha da kuşkucu bir bakış açısı ile yaklaşmama sebep oldu. Kısaca İsrail, kendi Maliye Bakanının ağzından, bütün dünya kamuoyunu oyalama ve zaman kazanma maksadı ile kandırıyordu. Ancak bunun amacı neydi ?

Bir süre sonra Netanyahu hiç öngörülmeyen, hiç beklenmeyen ancak akıllıca bir diplomatik hamle yaptı. Bu hamle hiç kuşkusuz Somali Devleti’nin ayrılıkçı bir bölümü olan Somaliland’i aniden tanımasıydı. Hani bizde derler ya “Bayram değil seyran degil, eniştem beni neden öptü ? ” İsrail’in Somaliland’i tanıması tam da bu durum aslında. Somaliland yaklaşık olarak 30 yıldır bir anlamda özerkliğini de facto ilan etmiş , Somali Devletinden bağımsız olarak hareket eden bir devlet yapılanması. Netanyahu Somaliland’i neden tanıdı? Pek tabii İsrail lehine iyi bir diplomasi hareketi ve gerek Somaliland Halkı gerekse İsrailliler bu olayı büyük şenliklerle, hatta çılgınlık derecesine varacak bir aşırılıkla kutladılar. Netanyahu’nun Somaliland’i doğal kaynaklarının üstüne çökmek hedefine yönelik olarak resmî olarak tanıması ilk akla gelen gerekçe olmasına rağmen bu durum da bana hiç ikna edici görünmediği gibi Türk Basınında hemen hemen her kanalda da yer alan ve en geniş destek bulan iddialardan bir tanesi olan ” İsrail Filistinlileri Somaliland’e yerleştirecek.” iddiası da açıkçası bana trajikomik bir iddia olarak göründü.

İsrail’in Filistinlileri herhangi bir yere yerleştirmek gibi bir hedefinin olduğu düşüncesinde değilim çünkü zaten Filistinlilerin varlığı onlar için zerre kadar önem taşımadığından, öldürüp atmak, onları yok etmek bir yerlere yerleştirmekten çok daha kolay. Bazen gerçekten acaba biz çok saf ve iyi niyetli bir millet miyiz diye de düşünmeden edemiyorum. Bu gibi durumlarda yeterli ölçüde tanımadığım bölgelerde herhangi bir önemli siyasal gelişme olduğunda yaptığım ilk hareket çok büyük coğrafya sevgisi ve ilgisi olan da bir insan olarak ilgili bölgenin geniş kapsamlı bir haritasını önüme açmak olur. Bu defa da aynı şeyi yapıp Somaliland haritasını önüme aldım. İlk dikkatimi çeken husus, Somaliland’in jeo-politik ve jeo-stratejik konumu oldu.

Somaland’de İsrail varlığı, her şeyden önce Hürmüz Boğazının, Kızıldeniz’in Asya-Avrupa ticaret ve petrol taşımacılığı yolunun kontrolünün ve kuşkusuz Hursiler’e karşı Yemen’in kontrol edilmesi anlamına geliyordu. Bu diplomatik hamle İsrail’in son derece lehine olan bir gelişmeydi ancak halen 7 Ekim 2023’ten itibaren olan olayları tam bir mantık silsilesine oturtamadım.

Evet, çok açık siyasal ve stratejik, jeo-politik hedefler vardı. Örneğin Büyük Orta Doğu Projesi BOP, ki ben çok uzun süredir BİP yani Büyük İsrail Projesi diyorum, İsrail’in Kolonyalist ve Emperyalist zihniyetle bütün Orta Doğuyu kontrol altına alma hırsı zaten yaygın bilinen gerçek ancak daha somut bir neden de olmalıydı tüm bu olanları tam olarak açıklamak için. Açık kaynaklardan yaptığım araştırmalar esnasında birkaç İngiliz Gazetesinin 2024 yılına ait bir haberine denk geldim. Bu haber İsrail’in Kızıldeniz kıyısında yer alan tatil kenti Eilat’dan Gazze’ye doğru bir kanal projesinden bahsediyordu. Anlaşıldığı kadarıyla İsrail Devleti tarafından gizli tutulmaya çalışılan, İsrail kurulduğu günden beri varolan ancak sadece bir muamma, bir hayalden ibaret olan Kanal Projesi bir şekilde ciddiyet kazanmış, bu bilgi İngiliz Basınına bir şekilde sızmış ve 77 milyar GBT’ye mal olacak olan ve Eilat’dan başlayıp Gazze’de son bulan, Kızıldeniz’i doğrudan Akdeniz’e bağlayacak “Ben Gurion Kanalı” tüm olan biteni açıklayan, İsrail’in asıl gerekçesidir.

Söz konusu bu Kanal kuşkusuz Mısır’ın Süveyş Kanalı ve Port Said Limanına Asya-Avrupa taşımacılık ve tedarik zincirine alternatif seçenek oluşturacak, İsraillilerin yüksek ticari rekabet kapasitesi, bilgisi ve imkanlarıyla Mısır Asya- Avrupa petrol ve genel anlamda ticari taşımacılık yolunu kontrol etme imkanını tamamen yitirecektir. Bir anlamda Mısır ekmeğinden olurken, İsrail “Ben Gurion Kanalı” ile hem çok daha zenginleşecek hem de uluslararası Asya-Avrupa tedarik zincirinin kilit noktası olan bir bölgeyi tamamen kendi kontrolü ve egemenliği altına alacak ve durumu istediği şekilde yönetecektir. Başta petrol olmak üzere en önemli tedarik zinciri yolu olan bu bölgede kontrol mekanizması son derece önemlidir çünkü bu zincir kırıldığında değil bir bölge bütün dünya ekonomisi ağır bir ekonomik krize girer. İşte İsrail’in Somaliland’i tanımasındaki en önemli gerekçelerden birisi de Asya-Avrupa ticaret yolunu ve Kızıldeniz’in kontrolünü sağlamak, inşa edilmesi planlanan “Ben-Gurion Kanalı” için stratejik öneme sahip bir ön hazırlıkta bulunmaktır.

Gazze ve Somaliland , 7 Ekim 2023 dahil başlayan süreç , Gazze Soykırımı bir anda anlam kazandı gözümde. Küresel haydut Netanyahu ve “Kankası” “Gringo Trump”ın ana hedefi bir ülkeyi, bir bölgeyi değil bütün dünya ülkelerini ve insanlığın tamamını boyunduruk altına almak gibi bir temel hedefleri vardır. Bu artık hiç kuşku götürmez bir gerçektir.

Peki bütçesi dahi belirlenmiş olan “Ben-Gurion Kanalı Projesi” sadece Gazze ve Somaliland ile ilgili olan tüm gelişmeleri mi açıklar? Tabii ki bu sorunun cevabı hayır. İsrail’in İran’dan neden rahatsız olduğu da ortaya çıkmış oldu böylece çünkü İran Umman Denizi ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayan ve Asya-Avrupa ticaret yolunun en stratejik noktası olan Hürmüz Boğazını kontrol eden ülkedir ve İran’ın bir biçimde dağılması Hürmüz Boğazı’nın da kontrolünün doğrudan İsrail’in ve ABD’nin eline geçmesi anlamına gelmektedir.

İran’da devrim yapmak isteyen, Molla Rejimi’ne baş kaldıran halka destek veren, binlercesinin maalesef ölümüne Mollalar kadar sebep olan İsrail ve Amerika Birleşik Devletlerinin aslında ne özgürlüklerle ne insan haklarıyla ilgili en ufak bir endişesi yoktur.

İsrail ve ABD için asıl hedef İran’ın altını, zümrütü , petrolü vs gibi doğal kaynaklarının üstüne çökme beklentisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’nın tam ve eksiksiz kontrolünü ele geçirme beklentisidir.

Müge Ataman