Elma Şekeri ve Kurşun

Emperyalizmin Yerli Taşeronları ve Kaçınılmaz Sonları
Tarihin en pahalı dersi şudur:
Büyük güçlerin verdiği elma şekeri, eninde sonunda kurşuna dönüşür.
Önce para verirler.
Sonra silah.
Sonra “özgürlük”, “demokrasi”, “kendi kaderini tayin hakkı” gibi parlatılmış laflar.
Ve en son…
Uçağa binip giderler.
Arkalarında ise yanmış şehirler, parçalanmış toplumlar ve kandırılmış insanlar kalır.
Dünya siyasetinin belki de en kirli, en ahlaksız ve en tekrar eden oyunu budur:
Emperyal güç gelir, yerel ayrılıkları kaşır, bir kesimi diğerine kırdırır, iş bitince çekilir.
Geride kalanlar?
Birbirinin boğazına sarılmış halklar.
Ve en acısı:
Kendini “müttefik” sananların, “kullanılmış” olduğunu fark ettiği o geç an.
Böl ve yönet: insanlık tarihinin en eski dolandırıcılığı
Yöntem yeni değil.
Roma yaptı.
İngiltere yaptı.
Fransa yaptı.
Şimdi ABD yapıyor.
Adı değişiyor, teknik aynı:

• Etnik fay hatlarını kaşı
• Dini/mezhepsel korkuları büyüt
• Silah dağıt
• Para akıt
• Yerel milisler kur
• “Sizi koruyacağız” de

Sonra?
“Bizim çıkarımız bitti” deyip arkana bile bakmadan çekil.
Bu kadar basit.
Emperyalizm romantik değildir.
Sadakati yoktur.
Vefası hiç yoktur.
Onun tek dini çıkar, tek ahlakı kazançtır.
Geri kalan herkes harcanabilir sarf malzemesidir.
Vietnam: “özgürlük” masalı ve denize açılan tabutlar
Vietnam bunun en çıplak örneğidir.
ABD yıllarca Güney Vietnam’a şunu sattı:
“Biz olmazsak komünizm gelir, sizi kurtaracağız.”
Paralar aktı.
Milisler kuruldu.
Köyler basıldı.
İşkenceler yapıldı.
Phoenix Programı ile binlerce insan infaz edildi.
Yerel işbirlikçiler, kendi komşularını “Viet Cong” diye ihbar etti.
Aynı mahallede büyüdükleri insanlara kurşun sıktı.
Peki sonra?
1975.
ABD helikopterlere atladı ve gitti.
Bir gecede.
O “müttefikler” ne oldu?

• İnfaz
• Hapishane
• Toplama kampları
• Denizlere açılan derme çatma tekneler

“Boat people” dediler.
Aslında o tekneler bir şeyin cenazesiydi:
Amerikan dostluğunun.
Afganistan: Rambo masalı, Taliban gerçeği
Hollywood bir propaganda makinesidir.
Rambo tek başına Sovyetleri yendi.
Amerika özgürlük savaşçılarını kurtardı.
Masal bu.
Gerçek şu:
ABD, Sovyetlere zarar vermek için Afganistan’ı ateşe attı.
Para verdi.
Silah verdi.
Radikalleri büyüttü.
Sonra ne yaptı?
“Görev tamam” dedi ve gitti.
Ardından:

• iç savaş
• aşiret katliamları
• Taliban
• El-Kaide
• 11 Eylül

Yani dünya çapında bir felaket.
Sonra 20 yıl işgal etti.
Milyarlarca dolar.
Yapay bir ordu.
Yapay bir devlet.
Ve yine…
Bir gece ansızın çekildi.
Kabil Havalimanı’ndaki görüntüler insanlığın utanç albümüne girdi.
ABD uçaklarına tutunup düşen insanlar…
Daha net bir sembol olabilir mi?
Emperyalizme tutunan herkes sonunda yere çakılır.
Irak: demokrasi diye gelen kaos
“Irak’a demokrasi getireceğiz.”
Yalanın bu kadarı bile utanç verici.
Ne yaptılar?

• Orduyu dağıttılar
• Devleti felç ettilər
• Mezhepçiliği körüklediler
• Milisleri silahlandırdılar

Sonuç?

• İç savaş
• sokak infazları
• bombalar
• parçalanmış şehirler
• IŞİD

Yani “özgürlük” getireceğiz diyenler, ortaçağ vahşeti üretti.
Ve en ironik olan:
ABD’nin maaşa bağladığı milisler bile sonra maaşsız bırakıldı.
Kullan-at.
Plastik bardak gibi.
Suriye: müttefik dediğini pazarlık masasında satmak
Suriye’de tablo daha da ibretlik.
Bir gün “kahraman ortak”,
ertesi gün “siyasi yük”.
Silahlandır.
Ön cepheye sür.
Sonra diplomatik pazarlıkta masaya koy.
“Bu bölgeyi size bıraktık, biz gidiyoruz.”
Bir halkın kaderi büyük güçlerin cümle arasına sıkışıyor.
Bu mudur müttefiklik?
Hayır.
Bu düpedüz taşeron kullanımıdır.

Ukrayna: kışkırt, silahlandır, borçlandır, sonra yalnız bırak
Bugün aynı filmin yeni perdesi Ukrayna’da oynanıyor.
Senaryo tanıdık.
Önce “NATO’ya yaklaşın” dendi.
“Batı ailesine katılın” dendi.
“Biz sizin güvenliğiniziz” dendi.
Rusya’nın kırmızı çizgileri bile bile zorlandı.
Sınırın dibine askeri genişleme dayatıldı.
Jeopolitik bir satranç tahtasında Ukrayna piyon yapıldı.
Sonra ne oldu?
Savaş çıktı.
Ama savaş Ukrayna ile Rusya arasında.
Washington ile Moskova arasında değil.
Ölen kim?
Ukraynalı gençler.
Yıkılan kim?
Ukrayna şehirleri.
Haritadan silinen kim?
Mariupol, Bahmut, Severodonetsk…
ABD ne yaptı?
Kendi askerini göndermedi.
Ama:

• milyarlarca dolarlık silah sattı
• kredi verdi
• borçlandırdı
• ülkeyi silah pazarına çevirdi

Yani “destek” diye sunulan şey aslında askeri ve ekonomik bağımlılık zinciri oldu.
Bir yandan “yanınızdayız” dediler,
öbür yandan:

• tarım arazileri yabancı fonlara satıldı
• enerji ve maden varlıkları Batılı şirketlerin kontrolüne geçti
• ülke devasa bir borç batağına sokuldu

Savaş sürerken bile finans şirketleri ve yatırım fonları Ukrayna’nın geleceğini ipotek altına aldı.
Bu mu dayanışma?
Hayır.
Bu savaşın enkazı üzerinde ekonomik kolonizasyon.
Ve herkesin korktuğu soru şimdiden ortada:
Yarın Washington “yeterince zayıflattık” deyip masadan kalkarsa ne olacak?
Ukrayna kime kalacak?
Yıkılmış şehirlerle, milyonlarca göçmenle, borç dağlarıyla baş başa kalmayacak mı?
Vietnam’da olduğu gibi,
Afganistan’da olduğu gibi,
Irak’ta olduğu gibi…
Bugün alkışlanan “müttefiklik”, yarın bir diplomatik dipnota dönüşmeyecek mi?
Tarih şunu söylüyor:
ABD hiçbir savaşı sonsuza kadar sahiplenmez.
Sadece işine yaradığı kadar kalır.
Sonra çekilir.
Geriye ise hep aynı manzara kalır:
Yıkılmış bir ülke,
kayıp bir nesil,
ve kandırılmış bir halk.
Çünkü emperyalizm için Ukrayna da bir halk değil,
sadece bir cephe hattıdır.

Cezayir: Harkilerin trajedisi
Fransa için savaşan Cezayirliler…
Kendi halkına karşı savaştılar.
“Fransa bizi korur” sandılar.
Fransa çekildi.
Ve onları bıraktı.
Binlercesi katledildi.
Fransa’ya kaçanlar ise kamplarda çürüdü.
İşbirlikçiliğin belki de en trajik sonu.
Çünkü tarih affetmez.
Toplum hafızası hiç affetmez.

En acı gerçek: emperyalizm kimseyi sevmez
Buradaki en büyük yanılgı şu:
Bazı yerel aktörler gerçekten şuna inanıyor:
“Büyük güç bizim dostumuz.”
Hayır.
Onlar kimsenin dostu değil.
Onlar sadece çıkarlarının dostu.
Bugün seni kullanır.
Yarın seni satar.
Öbür gün seni inkâr eder.
Ve sonra tarihte adın şu olur:
“İşbirlikçi.”
Bu damga nesiller boyu silinmez.

İhanetin sosyolojisi
Bir insan kendi komşusuna, aynı sokakta büyüdüğü insana, aynı dili konuştuğu halka silah doğrultuyorsa…
Bunun adı siyaset değil.
Bunun adı trajedidir.
Dış güçler gelir geçer.
Ama komşuluk kalır.
Coğrafya kalır.
Aynı pazara gidersin.
Aynı cenazeye katılırsın.
Aynı toprağa gömülürsün.
Emperyal güçler uçağa binip gider.
Sen ise o toprakta yaşamaya devam edersin.
İşte bu yüzden:
Yerli işbirlikçilerin sonu hep daha acıklıdır.
Çünkü gidecek yerleri yoktur.

Tarihin değişmeyen denklemi
Formül çok net:

1. Büyük güç gelir
2. Yerel grupları silahlandırır
3. İç düşmanlıkları büyütür
4. Çekilir
5. Kan gölü kalır

Kazanan?
Silah şirketleri.
Petrol şirketleri.
Jeopolitik çıkarlar.
Kaybeden?
Halk.
Her zaman halk.
Son söz
Kimse kimseyi bedava kurtarmaz.
Hiçbir imparatorluk hayır kurumu değildir.
Ve hiçbir süper güç, başka bir halkın özgürlüğü için milyarlar harcamaz.
Bunu hâlâ anlamayanlar varsa, Vietnam’a baksın.
Afganistan’a baksın.
Irak’a baksın.
Suriye’ye baksın.
Cezayir’e baksın.
Hepsi aynı hikâye.
Sadece mezarlıkların dili farklı.
Elma şekerine kananlar,
en son kurşunu yer.
Tarih acımasızdır.
Ama en acımasız olan,
kendi halkına sırtını dönüp yabancı güce yaslananların kaderidir.
Çünkü emperyalizm seni asla kurtarmaz.
Sadece kullanır.
Ve kullanılmış hiçbir şeyin onurlu bir sonu olmaz, olamaz…


Ünal GÜL