Bu hafta bir başka konu ele alamazdım bu köşede . İnsanlık Tarihi’nin belki de en vahşi Soykırımlarından birisi olan Gazze Soykırımının en sembol ismi, Gazze’li 6 yaşında bir kız çocuğu olan Hind Rajab’ın katlinin ikinci yıl dönümüydü 29.Ocak.2026. Dünyada pek çok Sivil Toplum Kuruluşu, “Uluslararası Kamu Vicdanının Bağımsız Ve Gönüllü Üyeleri” nin 29 Ocak tarihini “Filistin Soykırım Anma Günü” olarak Birleşmiş Milletler kararı ile tescillemek, tüm sorumluları yargılamak ve cezalandırmak gibi bir talebi var.
Tabii bu talep bir günde gerçekleşecek bir durum değil. Böyle bir kararı çıkartmak, tüm yasal süreçleri tamamlamak yıllar, hatta on yıllar alacaktır Gazze “Dünya Soykırım Tarihi”nin en çok belgelenen soykırımı olmuş olsa dahi. Bilindiği gibi Hitler’in Yahudiler, Romanlar, Eşcinseller, Rus Esirler, Sosyalistler ve rejim karşıtlarına uyguladığı ve adına “Holocaust” denen Soykırım ve Etnik Temizlik 1939-1945 tarihleri arasında gerçekleşse de Birleşmiş Milletler ancak 2005 yılında 27 Ocak’ı “Holokaust Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü” olarak ilan etti. Yani 65 yıllık bir mücadele ile bu sonuç alınabildi. Mevcut sistem devam eder Birleşmiş Milletler de var olmaya devam ederse, ki kanımca bu da pek olası görülmemekle birlikte küresel degişim akımlarıyla birlikte, 29 Ocak’ın da ” Gazze ve Filistin Soykırım Kurbanlarını Uluslararası Anma Günü ” ilan edilebilmesi için de en az yarım asır gerekecektir
Gelin önce bir hafızalarımızı tazeleyip bugünlere nasıl gelindi bir gözden geçirelim. Hepimizin bildiği gibi 7 Ekim 2023’de Hamas’ın bir Yahudi Bayramı olan Shemini Atzeret (Simha Tora Bayramı) sırasında Gazze sınırına yakın Re’im’de, Supernova Açık Hava Konser Alanında gerçekleştirdiği bir terör saldırısı sonucunda 364 İsrailli sivil öldürülmüş, yüzlercesi yaralanmış ve en az 44 sivil de rehin alınmıştı. Ayrıca Netiv HaAsara, Be’eri, Kfar Aza, Nir Oz ve Holit Kibbutz ve köylerinin de bulunduğu bir dizi yerleşke de saldırıya uğradı. Neden Hamas bu yerleşkeleri hedef aldı sorusu bizim hiç gündemimize gelmedi, bu konu hiç mi hiç konuşulmadı.
Peki, ben sizlere söyleyeyim; Gazze Halkının tamamı bu yerleşkelerden evinden, yerinden, yurdundan edilerek tamamı bu bölgelerden Gazze’ye zorla ve yasadışı bir şekilde sürülmüş, Gazze’de mülteci kamplarında yasamaya zorlanmış insanlardı. Yani Hamas’ın terör saldırısının altında çok somut bir siyasal mesaj da vardı hem İsrail Devleti’ne hem İsrail Milleti’ne.Bu ayrıntı hiç konuşulmadığı, bu bilgi hiç yaygınlaştırılmadığı için Hamas’ın bu saldırısın her hangi bir yere sadece ve sadece terör amaçlı yapıldıgı zannedildi ancak saldırı yerleşkelerinin Filistin Tarihinde çok acı dolu bir öyküsü vardı Filistin Halkının ortak hafızasında.
Bugün “Yahudi Yerleşkesi” olan bölgelerdeki her ev, her mülk, her toprak parçası, her bağ, her bahçe onlara aitti ve silah zoruyla sökülüp atıldılar, Gazze’ye zorla sürüldüler, ve “Gazze Toplama Kampı”nda yaşamaya mahkum edildiler. Hamas gerekçesiz seçmedi o yerleri. Tabii ki sivillerin hedef alındığı, kurban edildiği hiç bir saldırı hiç bir biçimde ve hiç bir gerekçe ile onaylanamaz. Bu durum ne insanî, ne vicdanî ne de hukukî kabul edilebilir ama neden sonuç iliskisine de nesnel olarak bakmak durumundayız durumu tam olarak kavramak ve mümkünse tarafsız bir analiz yapmak için. Tarih Filistin’ de 7 Ekim 2023 günü başlamadı. 77 yıllık bir geçmiş ve 77 yıllık bir karşılıklı travma var o topraklarda. Gelelim bu saldırının tarihine. Bu vahşi saldırı dünyanın gündeminde dogal ve haklı olarak o kadar uzun süre kaldı ki tüm dünya kamuoyu 7 Ekim 2023’de ne oldu biliyor. Peki 6 Ekim 2023’de ne oldu ? Bilen var mı ? Hayır bilmiyorum, dediğinizi duyar gibiyim bu satırları kaleme alırken. Batı Şeria’nın güneyinde, Hebron vilayetindeki Umm al Khair topluluğunda 6 Ekim’de askeri üniforma giyen silahlı “Yasa Dışı Yahudi Yerleşimciler” , bir Filistinli’ye ait özel mülkiyete ait araziye baskın düzenleyerek yaklaşık 150 zeytin ağacını kökünden söküp yok ettiği ve araziyi çevreleyen 150 metrelik çiti yıktığı bir olay kaydedildi. Olaylar sırasında 19 yaşındaki Labib Dumaidi adında bir Filistinli genç bir başka yerleşke olan Huwara’da yine “Yasa Dışı Silahlı Yahudi Yerleşimciler” tarafından vahşice katledildi. Labib 2023 yılında bu şekilde katledilen ikiyüzüncü Filistinli kurbandı. Kim mi bu “Silahlı Yasa Dışı Yahudi Yerleşimciler”? Hamas’ın Yahudi versiyonu kısaca. Ben “Yahudi Hamas” ı diyorum. Yahudi “Paramiliter Örgüt”ler. Çesitli adları var bu örgütlerin.
Hiç duymadınız bunları, hiç dünya basının gündemine gelmiyor bunlar degil mi ? Tesadüf mü sizce ? Bunlar radikal, saldırgan, cani, cahil, köktendinci, ırkçı, ekstrem Siyonist, “Yahudi Üstenci” siyasal ve terörist gruplar tıpkı Hamas ve türevleri gibi. Çoğu da Doğu Avrupa’nın en ücra, en vahşi bölgelerinden getirtilmiş kökten dinci bağnaz ve yobazlar ve ağır silahlılar. Hani Hamas Hamas da bunların da zerre kadar farkı yok ama kimseler bunlara değinmiyor oysa bunlar İsrail Devleti tarafından her anlamda en çok desteklenen kesim. Hic bir yaptıklarına cezai bir işlem de uygulanmıyor. Göz boyamak için yapılan bir iki gözaltının ardından serbestler. İsrail Hükümetinin Yahudi Yerlesimciler’den sorumlu Bakanı Daniela Weiss’da bizzat bu kesimin bir üyesi olmasının yanı sıra “Yasa Dışı Yahudi Yerleşkeleri Projesi” nin de “Vaftiz Annesi, Büyükannesi” derler bu şahsa. Dolayısıyla Filistin Halkı için bir adalet falan beklemek hiç bir biçimde mümkün degildir İsrail’de bu devlet yapılanmasıyla. Aşırı uç, radikal Siyonist bu “Büyükanne” ile birlikte de Filistin Halkının Batı Şeria’da yaşamı çok daha dayanılmaz bir hal aldı.
Weiss’a benim taktıgım ad “Vampir Teyze” ! Televizyonlarda , basında hep çatışmalar görürsünüz, okursunuz ve sık sık “Yasadışı Yahudi Yerleşimci” sözcüğünü duyarsınız da durumun tam olarak ne olduğunu pek de kavrayamazsınız. Olayı bir örnekle size şöyle anlatayım; Şehrinizde, köyünüzde evinizde gece vakti ailenizle yatmaya hazırlanıyorsunuz. Her şey sakin. Bir anda bir silahlı “Yahudi Paramiliter Örgüt”, maalesef İsrail Ordusu IDF Askerleri korumasında geliyor, sizi pijamalarınızla silah zoru ile sokağa atıyor, evinize, malınıza, mülkünüze, el koyuyor, eşyalarınızı, paranızı, pulunuzu yağmalıyor ve yerleşiyorlar. Hiç bir hak talebinde bulunamıyor, sokakta kalıyorsunuz. Öylece sokağın ortasında buluyorsunuz kendinizi bir anda. Size de yerleşim biriminde bulunan bütün komsularınıza da aynı şey yapıldığı için Batı Şeria’daki köyünüz , ilçeniz, şehriniz kısa bir süre sonra resmî bir “Yahudi Yerleşkesi” tüm hizmetlerin devlet tarafından sağlandığı bir “İsrail Şehri” oluveriyor. Bir gecede, bir günde oluveriyor bütün bunlar. Yani Filistinlinin evi, mülkü, bağı, bahçesi , parası, hatta özel giyim eşyasına kadar her şeyi çalınıyor, yağmalanıyor. Yağma ve elkoyma devlet destekli temel görevi bu paramiliter grupların. Filistinli de önce şanslıysa, varsa akrabalarının yanına sığınıyor sonra da sıklıkla duyduğunuz ama yasam koşullarını asla hayal dahi edemeyeceğiniz “Birleşmiş Milletler Mülteci Kampları”na yerleştiriliyor. Orada çıkış iznini olmadan, kimliği ve vatanı, vatandaşlığı olmadan, çalısma izni olmadan, eğitim alamadan, sadece Birleşmis Milletler’in yardım programları çerçevesinde verilen gıda, giyecek gibi yardımlarla ömrünü tamamlıyor.
Ortalama bir Filistinlinin kaderi bu. Biz basta vatan olmak üzere “Mülkiyet Bilinci” oldukça gelişmiş bir milletiz. Hatta “Mal canının yongasıdır” diye isi bence vatan konusu hariç epey de abartmış insanlarız toplum olarak. Aklınız almadı değil mi bu anlattıklarımı? Nasıl yani, nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Süreç tam olarak ifade ettigim sekilde işliyor. Gazze Soykırımı sırasında pek çok IDF Askerinin uluslararası hukuka göre bir “Savaş Suçu” olan yağma yaptıgı fotograf ve videolar gördük. Kendileri paylaştılar bunları. Bir ordunun askerleri savaş suçu işler de nasıl bütün bunları bir de dünya kamuoyu ile paylaşır aklınız almadı degil mi ? Bir görselde IDF Askerleri kadın iç çamaşırları giymislerdi, bir başkasında bir asker Filistinli bir kadının fantazi gece ayakkabılarını ganimet olarak almış kameralara poz veriyordu , bir başka grup bir evin kasasını gururla patlatıp içindeki avroları sayıp ceplerine koyuyordu. Bunları göstermekten hic utanmadılar, gurur duydular çünkü “Yağma” maalesef yukarıda da değindigim gibi kültürlerinde var ve bu kültür gerek toplum gerekse devlet tarafından da destekleniyor orada, en azından belli çevrelerde. IDF Askerleri yağma olgusuna o kadar alışıklar ki bunun bir “Savaş Suçu” olduğunun dahi farkında değil pek çoğu. Böyle bir bilince sahip değiller, öyle yetiştirildiler, öyle gördüler, toplum ve devlet tarafından da onaylandılar. Ordu disiplinsizliği ise cabası. Bu yeni bir durum da değil. Filistinlilerin “Felaket Günü” dedikleri , Arapçası An Nakba olan, 750.000 Filistinlinin sürüldüğü, katledildiği, malının mülkümün yağmalandıgı 15 Mayıs 1948’den beri düzenli devam eden bir durum, cezası yok , ödülü var. Yagmacı askerler video ve fotograflarını paylaştı, aileleri, arkadaşları, toplumları alkısladı, gurur duydu, onayladı. Bugüne degin Vietnam’da ve hatta Irak’da dahi böyle görüntülere şahit olmamıştık. Hatta o kadar ileri gittiler ki erkeklere tecavüz eden askerleri ifşa eden kendi Tümgenerallerini cezalandırıp tecavüzcü askerleri ekran ekran dolaştırıp bir de alkışladılar.
Tecavüz olgusunu bu kadar büyük ödüllendiren bir toplum da görmemiştik şimdiye kadar. Bu da bir ilk oldu ama midelerimiz de aklımız da kaldırmadı tabii. Evet, 7 Ekim 2023”de çok vahşi bir saldırı oldu ama Tarih’i de 7 Ekim 2023’den başlatmak da görüldügü gibi mümkün degil neden sonuç ilişkisi çercevesinde. İsrail devlet olarak iki “Resmî Yalan”ı bilinçli bir “siyasi söylem” olarak çok yaygınlaştırdı 07 Ekim’e dair;
1. Resmi olarak 07 Ekim’de 1200 sivilin katledildiğini duyurdu. Oysa ki veriler ortaya çıkarttı ki ölenlerden 364’ü sivil diğerleri silahlı Hamas Üyeleri ve ve IDF Askerleri , yani silahlı çatışma sırasında ölmüşler ki bu da savaş halidir özünde. Tabii ki tek bir sivilin dahi yaşamını bir terör eyleminde yitirmesi dahi insanî ve vicdanî sorumluluk da bir yana çok ciddi hukuksal yaptırımlar gerektirir bir durumdur ancak verilerle oynamanın da “Devlet Ahlakı” ile bağdaşması hic bir biçimde söz konusu degildir. İsrail Dünya Kamuoyu’na yalan söyleyip toplumları, halkları çıkar amaçlı manipüle etmiştir. 7 Ekim zaten yeterince vahim bir durumdu , yalan beyanlara, bilincli manipülasyon ve kandırmaya gerek yoktu nitekim bu durum da daha sonra çok ciddi tepkilere sebebiyet verdi, İsrail’in yaptıgı hiç bir açıklamaya inanılmaz oldu.
2. İsrail Hamas’ın 7 Ekim’de çok sayıda tecavüzde bulunduğu iddiasında bulunmuştur oysa Müzik Festivali esnasında çok çeşitli tipte ve konumdaki kameralardan elde edilen görüntüler incelendiğinde hic bir tecavüz vakasının olmadıgı yine bagımsız uluslararası kurum ve kuruluslarca belgelenmistir. Bu iddialar uluslararası kamuoyu destegini sağlamak için İsrail Devleti tarafından kullanılmış yalan beyanlardır ancak geri tepmiştir. Bugün İsrail Halkı ısrarla ve ısrarla 7 Ekim konusunda kapsamlı bir soruşturma ve yargı süreci talep etmektedir çünkü bazı IDF Askerleri üslerinden 6 saat boyunca hareket etmemeleri, saldırıya müdahale etmemeleri emrini aldıkları yönünde tanıklık vermişlerdir. Bu durum da en az dünya kamuoyu kadar İsraillilerin de kafalarında 7 Ekim saldırısına dair çok çeşitli soru işaretleri olduğu gerçeğini de ortaya koyar. Netenyahu ve Hükümeti bütün bu taleplere kayıtsız kalmakta ve soruşturma ve yargı sürecini de bilinçli olarak başlatmamaktadır. İsrail’de bir kaç gün önce açıklanan son kamuoyu yoklamasında Netanyahu ve Hükümetinin İsrail Halkı nezdinde karşılığı %24,5’dur ( Kaynak : İsrail Haeretz Gazetesi) ve bu rakam Netanyahu’nun tüm Hükümetlerinin en düsük oy oranıdır. Yani İsrail Halkı da artık Netanyahu’dan desteğini çekmektedir.
Bu arada da bütün İsraillilerin de yukarıda çizdiğim profillere benzer kimlik ve kişilikte oldugu algısının da kesinlikle olmaması gereğinin de altınını çizerim. Orada da vicdanlı, adil, sorumluluk sahibi, duyarlı milyonlarca insan var ve o insanlara da kesinlikle haksızlık etmemek gerekiyor. Bu konuda dikkatli ve seçici olmak da bizlerin onlara karşı insani ve vicdanî görevidir, aksi durum hastalıklı ve ırkçı bir yaklaşım olur. Gazze Soykırımına karşı organize mücadele veren binlerce de “İsrailli Yahudi Kahraman” var üstün bir duyarlılık ve siyasal duruş sergileyen. Zamanı geldiğinde de bana da sürekli bilgi ve belge temin eden bu “İsrailli Yahudi Kahramanlar”ın tek tek isimlerini açıklayacağım ancak şimdi bunu yapamıyorum çünkü hapis cezası ve fiziksel şiddet ve taciz dahil olmak üzere kendi memleketlerinde her türlü şiddete sürekli maruz kalıyorlar kimi zaman devlet eli ile kimi zaman çesitli radikal, köktenci gruplar aracılıgı ile, kimi zaman da toplumsal baskı yolu ile. Bu yazı vesilesi ile onlara da Türkiye’den selam olsun! Her milletin onurlu ve dürüstleri vardır , bunu da hiç aklımızdan çıkartmamalıyız sadece ve sadece insan olmamız vasfı geregi ile. Tüm bu siyasal gelişmelerden “Yahudi Kimliği” ni sorumlu tutmaksa zaten tamamen akıl dışı, hastalıklı bir yaklaşım olur. Olay “Yahudilik” ve “Yahudi Kimliği” ile bağlantılı degildir, olay bir aşırı uç Siyonizm ve en temelde Emperyalizm Projesidir ve o Proje sadece İsrail, Filistin bağlamında da değil bütün Orta Doğu’da maalesef tıkır tıkır işlemekte, potansiyel olarak Orta Doğu her geçen gün daha da kan gölüne dönüştürülmektedir. Dünya’nın geri kalanı muaf mı ? Kisisel görüşüme göre hayır maalesef !
7 Ekim Hamas Terör Saldırısı sonrası İsrail Devleti bunun hesabını pek çok yol ve yöntemle sorabilirdi ama bunu yapmadı.Bunun yerine tahmini rakamı 30.000 ila 50.000 olan Hamas Üyesini yok etmek sözde gerekçesi ile Gazze’yi çok vahşi bir ablukaya aldı. “Altında tüneller var ” gerekçesi ile bugüne değin hic bir devletin ordusu bir hastaneyi bombalamamıştır benim bildiğim ! Haydi birisi yanlışlıkla bombalandı, 38’i de mi yanlışlık sonucu bombalandı bu hastanelerin? Tüneller sığınak şeklinde zaten , hastaneyi bombalasan da sonuç alamazsın, sadece sivilleri, hastaları, doktor ve hastane calışanlarını katledersin. Nitekim sonuçta İsrail Devlet’nin kendi resmî verilerine göre katledilenlerin %15’i Hamas Militanı iken %85’i sivil oldu. Halen ateşkese rağmen devam eden bu saldırılar neticesinde Birleşmiş Milletler Filistin Özel Rapörtörü Francesca Albanese’nin ifadelerine göre bugüne değin enkaz altındaki cesetler dahil 380.000’i çocuk toplam 700.000 sivil, 252 gazeteci, 348 Birleşmiş Milletler Görevlisi, 1054 doktor, 10.000 esir, 10.000 saglık görevlisi katledildi.
Tam bir Soykırım ve Etnik Temizlik yaşanmakta halen Gazze’de ve amaç da Gazze’yi tamamen Filistinlilerden arındırmaktır. Nihai hedef budur, bunda artık hiç bir kuşku yoktur, elde yeterli veri vardır. Bu Soykırımı dünyaya duyuran da Hind Rajab adında 6 yaşında Filistinli kücük bir kız çocuğu oldu. 29.Ocak.2024 günü İsrail’in Gazze bombardımanından ailesi ile araba ile kaçmaya çalışan 6 yaşındaki Hind Rajab’ın tüm ailesi kurşunlanarak öldürüldü. Araçta canlı kalan tek insan Hind’di. Bir büyüğü ölmeden önce telefonla acil servisi arayıp, telefonu çocugun eline tutuşturup ölmüştü.
Hind 3 saat boyunca Acil Servis Elemanı ile kayıtta kaldı. İSRAİL Ordusu IDF’in tankı saatlerce çocuğu araçta tek sağ kalanın Hind oldugunu bile bile taciz etti, tüm olanlar an be an kayda geçti. En sonunda da Hind İsrail Ordusu IDF’den Albay BENİ AHARON, Binbaşı SEAN GLASS, Teğmen DANİEL ELLA ve kimlikleri tesbit edilmiş 22 diger IDF Askerinin açtığı ateş sonucu 335 kurşunla katledildi. Son sözleri ; “Artık telefonu kapatmak zorundayım. Ağzımdan kan geliyor, üstüm kirleniyor. Anne, sana iş çıkmasın” oldu ! “Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler.” Nazım Hikmet Ran
Müge Ataman








