Bazı isimler vardır; yalnızca bir insanı değil, bir karakteri, bir ahlakı, bir istikameti temsil eder.
Mustafa Kemal Atatürk işte böyle bir isimdir.
O, sadece bir başkomutan değildi.
Sadece bir devlet kurucusu da değildi.
O, milletine onurla yaşamanın yöntemini öğreten bir akıldı.
Fakat ne hazindir ki bu ülkede Atatürk’ü gerçekten anlamaya çalışanlarla, Atatürk’ü yalnızca başları sıkışınca hatırlayanlar hiçbir zaman aynı olmadı.
Biz iki farklı Atatürkçülük gördük:
Birincisi;
Atatürk’ü her gün çalışan, üreten, bilime sarılan, liyakati esas alan, devleti ciddiyetle yöneten bir rehber olarak görenler.
İkincisi ise;
Yumurta kapıya dayanınca Atatürk’ün adını ağızlarına alan, ortalık sakinleşince yeniden ona hakaret etmeye başlayanlar.
İşte bütün mesele burada.
Zor zamanda Atatürk’e sığınmak
Dikkat ettiniz mi?
Ekonomi çökerken…
Devlet kurumları zayıflarken…
Dış politikada yalnızlaşınca…
Millet umudunu kaybedince…
Birden bire Atatürk hatırlanır.
Nutuk’tan alıntılar yapılır.
Fotoğraflar paylaşılır.
“Milli birlik”, “devlet ciddiyeti”, “bağımsızlık” nutukları atılır.
Sanki dün o fikirlerle kavga edenler başkasıymış gibi.
Sanki yıllarca Atatürk’e “eski”, “çağ dışı”, “baskıcı”, “jakoben” diyenler kendileri değilmiş gibi.
Bir gecede Atatürkçü kesilirler.
Ama biz biliyoruz.
Bu bir inanç değil.
Bu bir karakter değil.
Bu bir ilke değil.
Bu sadece panik halidir.
Çünkü Atatürk ismi, bu milletin bilinçaltındaki son sığınaktır.
Devlet dağılacak gibi olduğunda herkes dönüp oraya bakar.
Çünkü bilirler:
Bu ülkeyi ayağa kaldıran akıl oradadır.
İktidarı kaybetmemek için her yolu mubah görenler
Daha acısı ne biliyor musunuz?
Bazıları için millet sadece bir araçtır.
İnançlar araçtır.
Etnik kimlikler araçtır.
Değerler araçtır.
Kutsallar araçtır.
Yeter ki iktidar ellerinden gitmesin.
Milleti bölmekten çekinmezler.
Kutuplaştırmaktan utanmazlar.
“Biz ve onlar” diye ayırmaktan rahatsız olmazlar.
Kardeşi kardeşe düşman ederler.
Aynı mahallede yaşayan insanları bile birbirine şüpheyle bakar hale getirirler.
Oysa bu yapılanlar yalnızca ahlaksızlık değildir.
Bu aynı zamanda anayasal suçtur.
Çünkü devlet yönetenlerin görevi milleti birleştirmektir, parçalamak değil.
Fakat onlar bunu bile isteye yaparlar.
Sonra duvara toslayınca…
Ekonomi çökünce…
Gençler umudunu yitirince…
Dünya ciddiye almayınca…
Birden Atatürk’ü hatırlarlar.
Ne büyük ikiyüzlülük…
Ne acınası bir siyaset…
Ne utanmaz bir taktik…
Atatürk’ü unutmadan yürüyenler
Dünyaya bakalım.
Bazı ülkeler var ki Atatürk’ün temel prensiplerini isim vermeden uyguladılar.
Bilim dediler.
Eğitim dediler.
Planlama dediler.
Liyakat dediler.
Devlet ciddiyeti dediler.
Sonuç?
Çin.
Kore Savaşı’ndan çıkmış, yerle bir olmuş Güney Kore.
Bugün teknoloji devleri çıkaran, sanayi mucizeleri yaratan, disiplinli ve üretken toplumlar.
Neyi yaptılar?
Popülizmi değil, aklı seçtiler.
Hamasi nutukları değil, planlı kalkınmayı seçtiler.
Sadakati değil, liyakati seçtiler.
İdeolojik hamaseti değil, bilimi seçtiler.
Yani aslında Atatürk’ün yıllar önce söylediğini yaptılar:
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
Bizim bazı yöneticilerimiz ise bilimi değil sloganı tercih etti.
Gerçeği değil algıyı.
Üretimi değil gösterişi.
Sonra da başarısızlığı “dış güçlere” bağladı.
Oysa mesele çok basitti:
Atatürk’ün yolundan sapmışlardı.
Hakaret ettikçe büyüyen bir lider
Garip bir şey var.
Atatürk’e ne kadar saldırırlarsa, o kadar büyüyor.
Ne kadar küçümsemeye çalışırlarsa, o kadar yüceliyor.
Çünkü millet artık şunu görüyor:
Atatürk’e saldıranların hiçbirinin ortaya koyduğu bir başarı yok.
Sadece kavga var.
Sadece hamaset var.
Sadece ayrışma var.
Ama Atatürk’ün bıraktığı mirasta ne var?
Yokluktan kurulmuş bir devlet.
Sıfırdan inşa edilmiş bir ekonomi.
Kadın hakları.
Eğitim devrimi.
Sanayi hamleleri.
Onurlu dış politika.
Karşılaştırma bu kadar net.
O yüzden diyorum ki:
Görmüyor musunuz behey bedbahtlar?
Yaptığınız her hata, söylediğiniz her yalan, ettiğiniz her hakaret Atatürk’ü milletin gözünde daha da büyütüyor.
Belki de bu günleri yaşamamız gerekiyordu.
Belki de kıymet bilmemiz için düşmemiz gerekiyordu.
Çünkü Atatürk bir nostalji değil, bir yöntemdir
En büyük yanılgı şu:
Atatürk’ü bir fotoğraf, bir anma günü, bir tören zannetmek.
Hayır.
Atatürk bir duygu değil sadece.
Bir yöntemdir.
Bir devlet aklıdır.
Bir ahlaktır.
Bilimsel düşünmek Atatürk’tür.
Liyakati savunmak Atatürk’tür.
Halkı kandırmamak Atatürk’tür.
Devlet malını korumak Atatürk’tür.
Milleti bölmemek Atatürk’tür.
Bunları yapmadan “Atatürkçüyüm” demek sadece laftır.
Ve bu millet artık lafa doymuştur.
Umut meselesi
Evet, zor günlerden geçiyoruz.
Gençler umutsuz.
Ekonomi kırılgan.
Toplum yorgun.
Ama ben umutsuz değilim.
Çünkü bu millet daha kötüsünden ayağa kalktı.
Çanakkale’den kalktı.
Sakarya’dan kalktı.
Yokluktan, külden, harabeden bir cumhuriyet kurdu.
Bunu yapan millet bugün mü pes edecek?
Asla.
Atatürk ne demişti?
“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”
İşte mesele tam da bu.
Umudu kaybetmek bize yakışmaz.
Çünkü biz, umudunu savaş meydanında bile kaybetmemiş bir liderin evlatlarıyız.
Son söz
Atatürk’ü yalnızca kriz zamanlarında hatırlayanlara inat…
Onu siyasi hesaplarına alet edenlere inat…
Onu küçümseyerek taban konsolide etmeye çalışanlara inat…
Biz onu her gün hatırlayacağız.
Bir törenle değil, bir anlayışla.
Bir sloganla değil, bir duruşla.
Çalışarak.
Üreterek.
Sorgulayarak.
Bilime sarılarak.
Çünkü gerçek Atatürkçülük budur.
Ve biliyorum…
Günün birinde bu millet yeniden aklı, bilimi ve liyakati seçtiğinde;
yine ayağa kalkacak.
Yine başaracak.
Yine dünyaya örnek olacak.
Biz korkmayacağız.
Umutsuzluğa kapılmayacağız.
Başımız dik, vicdanımız temiz, aklımız hür yürüyeceğiz.
Ulu Önder’in izinde.
Ne mutlu Türk’üm diyene…
Ünal GÜL
İlgili Konular
POYRAZ ROTA - CEM AYAZ Konuk "Sn YUSUF HALAÇOĞLU"
II. Trump Döneminin Birinci Yıl Bilançosu (ANNUS HORRIBILIS)
Hedefteki ülke
Disiplin ve kırılan vicdan
MGK’da konuşulmayanlar
Amerikan donanmasının asimetrik savaşla sınavı: HUSİLER
MOZNOSTİ DİALOGU
Ekonomide Karşı Devrim
Bodrum’da tarihi panel: Kardak Krizi masaya yatırılıyor
Kpt. Levent Akson'nun Örnek Girişimi
Şeytanin Gücü Ki̇me Yetmez
Neue Züricher Zeitung gazetesinde Gerald Kurth imzalı haber



