Mavi Vatan’da İklim Alarmı: Denizlerimizi ve Kıyılarımızı “Yeni Normal”e Nasıl Hazırlıyoruz?

Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) İşletme Müdürü Oğuzhan Demirtaş, son dönemde liman ve marinalarda gerçekleştirdiği saha gözlemlerinden hareketle, denizlerdeki fırtına rejimleri, ani basınç değişimleri ve anormal dalga yüklerinin artık “istisnai” durumlar olmaktan çıkarak bir “yeni normal” haline geldiğini vurguladı. Bu ekstrem doğa olaylarının kıyı yapıları üzerindeki somut etkilerini ve morfolojik değişimleri yakından takip eden Demirtaş; operasyonel süreklilik, bağlama güvenliği ve altyapı dayanımı gibi kritik parametrelerin iklim değişikliği çerçevesinde acilen yeniden modellenmesi gerektiğini belirtti. Saha tecrübesini bilimsel verilerle harmanladığı makalesinde, deniz emniyeti ve liman işletmeciliği perspektifinden stratejik bir projeksiyon sunan Demirtaş, sektör paydaşlarını bu kaçınılmaz yeni gerçekliğe karşı hazırlıklı olmaya davet ediyor.

İklim Değişikliği, Adaptasyon Stratejileri ve Deniz Emniyeti

Akdeniz Havzası, iklim bilimciler tarafından artık yalnızca bir “iklim laboratuvarı” değil, küresel ısınmanın en hızlı ve en sert hissedildiği bir iklim sıcak noktası (climate hotspot) olarak tanımlanmaktadır. IPCC değerlendirmeleri ve bölgesel ölçekte yapılan çalışmalar, Akdeniz yüzey sularındaki ısınma hızının küresel okyanus ortalamasından yaklaşık %20 daha yüksek seyrettiğini göstermektedir.

Bu artış yalnızca yüzey sıcaklıklarında değil, su kolonunun derinliklerine kadar uzanan termal anomaliler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Denizlerimiz artık mevsimsel olarak yeterince soğuyamamakta, dikey karışım (vertical mixing) zayıflamakta ve bu durum derin sularda oksijen dağılımını ve besin döngüsünü doğrudan etkilemektedir.

Bu makale, bilimsel veriler ışığında denizlerimizin karşı karşıya olduğu yeni iklim gerçekliğini, kıyı mühendisliği ve deniz emniyeti perspektifinden değerlendirmekte ve adaptasyon zorunluluğuna dikkat çekmektedir.

1. Denizlerin Altındaki “Sessiz Yangın”: Sıcaklık Stresi ve Ekosistem Kaybı

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün “Deniz Kâşifi (Glider)” ölçümleri ve Demircan (2022) çalışmaları, Türkiye denizlerinde artan termal stresin artık süreklilik kazandığını ortaya koymaktadır.

Isınmanın etkileri şunlardır:

  • Deniz yüzeyi sıcaklıklarının kalıcı biçimde artması
  • Termoklin tabakasının derinleşmesi
  • Dikey karışımın zayıflaması
  • Derin sularda oksijen dağılımının bozulması

Bu süreç, özellikle Akdeniz’in karbon yutağı olan Posidonia oceanica deniz çayırları üzerinde ağır baskı yaratmaktadır. Bilimsel çalışmalar, bu ekosistemlerin:

  • Hektar başına yılda 5–15 ton CO₂ tutabildiğini
  • Tahrip olan alanların doğal iyileşmesinin onlarca yıl sürebildiğini
  • Çapa hasarının geri dönüşü zor habitat kaybına yol açtığını göstermektedir.

İklim değişikliğiyle zayıflayan bu sistemler, kontrolsüz demirleme faaliyetleriyle birleştiğinde ekolojik kırılganlık katlanarak artmaktadır. Bu bağlamda mühendislik hesaplarına dayalı, sertifikalı sabit bağlama sistemleri (örneğin mapa-şamandıra altyapıları), yalnızca bir bağlama çözümü değil; deniz tabanını koruyan yapısal adaptasyon araçlarıdır.

2. Meteorolojik Dönüşüm: Akdeniz Kasırgaları (Medicanes)

Akdeniz artık yalnızca klasik siklonik sistemlerle değil, tropikal benzeri yapılarla da karşı karşıyadır.

“Medicane” terimi, Mediterranean ve Hurricane kelimelerinin birleşimidir. Bilimsel literatürde bu sistemler genellikle “Tropikal Benzeri Akdeniz Siklonu” veya subtropikal siklon karakterli sistemler olarak tanımlanır.

Bu sistemlerin özellikleri:

  • Deniz yüzeyi sıcaklığı ≥ 26°C olduğunda güç kazanma
  • 100–300 km çap
  • Saatte 120–150 km rüzgar hızları
  • Yoğun konvektif yağış
  • Düşük merkez basıncı

Enerjisini doğrudan ısınan denizden alan bu sistemler, artık istisna değil; “yeni normal”dir.

3. Geleneksel Kıyı Yapılarının Yetersizliği ve Paradigma Değişimi

Mevcut kıyı yapılarımız büyük ölçüde 20. yüzyıl meteorolojik verilerine göre tasarlanmıştır. Tasarım kriterleri genellikle:

  • 50 yıllık tekrar periyodu (Return Period)
  • Belirli maksimum dalga yüksekliği (Hs)
  • Standart rüzgar yükleri üzerinden belirlenmiştir.

Ancak Medicaneler, bu varsayımları zorlamaktadır.

3.1 Statik ve Dinamik Etkiler

  • Aşırı Dinamik Yükler: Rüzgar yönünün hızlı değişimi, bağlama sistemlerinde çok yönlü yorulma (fatigue) yükleri oluşturur.
  • Storm Surge: Alçak basınç nedeniyle deniz seviyesi yükselir; zincirler maksimum gerilmeye ulaşabilir.
  • Dip Erozyonu: Sığ sularda taban mobilizasyonu tonoz kaymasına neden olabilir.
  • Catenary Formunun Bozulması: Zincir eğrisi ani yük artışlarında düzleşerek sistemin emniyet katsayısını düşürebilir.

Bu nedenle tasarımlar:

  • En az 100 yıllık fırtına projeksiyonları
  • 2050 iklim senaryoları
  • 2–3 kat güvenlik katsayısı ile yapılmalıdır.

4. Gemi Emniyeti ve Operasyonel Riskler

Medicane koşulları, denizcilik operasyonları açısından limit senaryoları temsil eder. Bu sistemler yalnızca meteorolojik bir olay değil; navigasyon, bağlama ve stabilite dinamiklerini eş zamanlı zorlayan çok boyutlu risk ortamlarıdır.

Başlıca operasyonel riskler şunlardır:

  • Yoğun yağış altında X-band radar attenuasyonu: Şiddetli konvektif hücreler radar sinyalini zayıflatır, hedef ayrıştırma kapasitesi düşer.
  • AIS sinyal kesintileri ve veri gecikmeleri: Elektronik altyapı üzerindeki atmosferik etkiler ve enerji kesintileri trafik farkındalığını azaltabilir.
  • Görüş mesafesinin sıfıra yaklaşması: Manuel navigasyon ve manevra güvenliği ciddi şekilde azalır.
  • Demir taraması (anchor dragging): Yüksek frekanslı dalga + değişken rüzgar yönü kombinasyonu demirin tutunma kapasitesini aşabilir.
  • Küçük ve orta ölçekli teknelerde stabilite kaybı: Dik ve kısa periyotlu dalgalar alabora riskini artırır.

Bu noktada risk yalnızca seyir esnasında değil, korunaklı alanlarda bağlama sırasında da ortaya çıkar. Medicane koşullarında klasik demirleme düzeni; artan yatay çekme kuvvetleri, salınım genliği ve ani yük değişimleri nedeniyle tasarım limitlerinin dışına çıkabilmektedir.

Dolayısıyla çözüm, yalnızca meteorolojik tahmin doğruluğunda değil; yük aktarımını kontrollü şekilde zemine ileten mühendislik tasarımlarında aranmalıdır.

Sertifikalı, statik ve dinamik hesaplara dayalı sabit bağlama sistemleri; yük dağılımını optimize eden tonoz tasarımı, yeterli emniyet katsayısı ve uygun zincir-geometri konfigürasyonu sayesinde demir taraması riskini önemli ölçüde azaltan kritik adaptasyon altyapılarıdır.

Başka bir ifadeyle; Medicane koşullarında güvenlik, yalnızca iyi denizcilik pratiğine değil, doğru projelendirilmiş kıyı altyapısına da bağlıdır.

5. Yeni Nesil Adaptasyon Çözümleri

Adaptasyon artık tercihe bağlı değildir.

Gerekli teknik yaklaşımlar:

  • Yüksek mukavemetli mapa ve tonoz tasarımı
  • Şok absorbe eden elastik bağlama elemanları
  • Akıllı sensör entegrasyonu
  • Gerçek zamanlı yük takibi
  • İklim projeksiyonlarına dayalı lokasyon planlaması

Bu noktada veri entegrasyonu; Akdeniz Koruma Derneği, TÜDAV ve üniversite verileriyle birlikte yapılmalıdır.

6. Müdahale Kapasitesi ve Kurumsal Hazırlık

Kasırga koşullarında müdahale süresi kritik parametredir. Son dönem Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün yaptığı yatırımlar bizi bu noktada iyimserliğe sevk etmektedir.

  • Sea State 5+ operasyon kabiliyeti
  • İHA/SİHA destekli hasar tespiti
  • Erken uyarı entegrasyonu
  • SAR response time optimizasyonu

iklim adaptasyonunun yalnızca mühendislik değil, organizasyonel bir süreç olduğunu göstermektedir.

Sonuç: Birlikte Koruma, Birlikte Adaptasyon

Akdeniz artık istisnai hava olaylarının yaşandığı bir bölge değildir; yüksek belirsizlik içeren, artan enerji yoğunluklu sistemlerin kalıcı hale geldiği bir havzadır.

Bu gerçeklik üç temel dönüşümü zorunlu kılmaktadır:

  1. Kıyı mühendisliği paradigmalarının güncellenmesi
  2. Deniz güvenliği ve ekosistem korumanın entegre edilmesi
  3. Mavi ekonominin iklim projeksiyonlarıyla uyumlu planlanması

WWF, Greenpeace ve TÜDAV raporları ortak bir noktaya işaret etmektedir:

Pasif kalmanın maliyeti, önlem almanın maliyetinden kat kat fazladır.

Denizleri yalnızca kullanan değil; bilimsel veri, mühendislik disiplini ve kurumsal kapasite ile yöneten toplumlar ayakta kalacaktır.

Denizlerimizi korumak, yalnızca doğayı değil; gelecekteki güvenliğimizi ve mavi ekonomimizi korumaktır.

Kaynakça

· Demircan, M. (2022). Climate Change’s Impact on Turkish Seas’ Temperature and Aquaculture. Journal of Environmental and Natural Studies, 4 (2), 96-108.
· TÜDAV (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı). (2024). İklim Değişikliği ve Denizler Raporu. İstanbul.
· WWF-Turkey (Doğal Hayatı Koruma Vakfı). (2025). İklim Değişikliğinin Akdeniz Havzası’na Etkileri ve Doğa Temelli Çözümler Raporu.
· IEMed (European Institute of the Mediterranean). (2023). Climate Change in the Mediterranean: Environmental Impacts and Extreme Events.
· ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü. (2025-2026). Deniz Kâşifi (Glider) Akdeniz ve Marmara Sıcaklık Stresi Veri Seti.
· Akdeniz Koruma Derneği. (2024). Denizel Isı Dalgaları ve İstilacı Türler İzleme Çalışmaları.
· Anadolu Ajansı (AA) – Yeşilhat. (2024). Akdeniz Kasırgası “Medicane”lerin Deniz Suyu Isınmasıyla Şiddetlenmesi Analizi.
· Greenpeace Türkiye. (2025). İklim Krizinin Kavurduğu 2025’ten Yaz Manzaraları ve Orman Yangınları Raporu.
· MarineDeal News. (2025). Akdeniz’de Isınan Sular Fırtınaları Güçlendiriyor: Harry Fırtınası Vaka Analizi.
· Vira Haber. (2026). Akdeniz ve Marmara’da Sıcaklık Stresi Artıyor: ODTÜ Glider Verileri Üzerine İnceleme.
· Sosyal Araştırmalar Dergisi. (2022). The Future Trends and Possible Consequences of Temperature and Precipitation in the Mediterranean Region.

7DENIZ – Haber Linki İçin Tıklayın !
DemirHindi
19 Şubat 2026 – 23:37