Bu yazımı kaleme almaya başladığım ABD/İsrail-İran Savaşında 5. gündeyiz. Daha ABD/İsrail ve İran diplomatik görüşmemeleri devam ederken bir sıcak savaş halinde İran’ın hiç kolay lokma olmayacağını defalarca yazılarımda vurguladım ve bu iddiamı sürdürdüğüm sürece de Türk Toplumunun İran’ı ne kadar tanımadığını, komşu ülke olmasına rağmen en başta “Molla Rejimi” ile yönetilmesi sebebi ile İran’ı ne kadar aklında, düşüncelerinde reddetmiş olduğunu, bu ülke hakkında hemen hiç bir sağlıklı ve doğru bir bilgiye sahip olmadığını, dolayısıyla ekranlarda boy gösteren , aynen İsrail konusunda da olduğu gibi, pek çok Yorumcunun da ne denli ciddi bilgi eksiklikleri olduğunu da gözlemledim. İran benim belki son 40 yıldır en ciddi kişisel ilgi alanım olan ülkelerden birisidir ve büyük de bir hayranlığım olan ülke. Tabii yine Filolog olmam sebebi ile de , her ne kadar Farsça maalesef öğrenememiş olsam da, evrak üstünde de iyi derecede Akademik Metodoloji bilgimi de esas alarak, iyi çalıştığım bir ülkedir.
Bir Filolog uzmanı olduğu ülkeyi akademik olarak çalıştığı, yöntem bildiği için elini attığı her ülke ve toplumu iyi tanıyacak, toplumsal kodlarını iyi çözecek bilimsel veri tabanı , akademik yöntem ve kriterlerine sahiptir. Yöntem hep aynıdır, ülke ve diller değişiklik gösterse de. Bu durum da pek tabii sadece bana özgü bir durum değil, bu akademik altyapıya sahip tüm Değerli Meslektaşlarım için geçerlidir. Ancak konu İran olunca, ben boş zamanlarımda dahi hiç bilmediğim Fars Dilinde dinlenmek amaçlı şiirler, müzikler dinleyecek kadar büyük bir hayranlık duydum bu kültüre. “Molla Rejimi” nin iticiliği bana engel olmadı, binlerce yıllık bir kültür birikimi olan, Doğunun bu en çarpıcı ülkelerinden birini, tarihini, siyasetini, edebiyatını, İmparatorluk Kültürünü, yemeklerini, geleneklerini, inanç sistemlerini, Coğrafyasını kısaca her türlü özelliğini tanımak için. Bir “İran Uzmanı” denebilir mi bana ? Hayır , pek tabii denemez çünkü her hangi bir konuda o konu ile ilgili bir akademik eğitiminiz ve bunu doğrulayan bir diplomanız yoksa uzman değilsinizdir ancak ” bilgisinden yararlanılabilir bir insan” olabilirsiniz, bilginize başvurulabilir. İste ben de bilgimi paylaşmak için bu yazımda kıyaslamalı bir “İran Analizi” yapacağım hiç bir “Uzmanlık” niteliğim ve iddiam olmadan ve Savaş başlamadan çok öncesinden itibaren neden tarafıma getirilen tüm karşı tezlere rağmen ısrarla ve ısrarla “İran kolay lokma değildir” iddiamı da gerekçelendireceğim. Rastlantısal değildi, bilgi ve belgeye dayalı bir iddia idi benimki. Okumanın rahat, anlaşılır ve açık olması için gerekçelerimi de madde madde sıralamayı uygun buldum. Haydi başlayalım ;
- İran’ın “Molla Rejimi” olması basta ABD ve İsrail olmak üzere tüm Dünya Toplumlarını yanılttı ; “Gerici, Anti-Demokratik bir Devlet Sistemi Bilim Üretemez” mi ? Bir toplumun tarihini bilmemek daima yanıltır. Bugün Sunnî Toplumların bilim üretemediği çok doğrudur maalesef ama bu durum Şii İran için geçerli değil. İran’a da gitmeye gerek yok Türk Toplumunda İran İnanç Sistemine en yakın toplum olan Türk Alevî Toplumuna bakın. Alevî Toplumu Türkiye’nin en etik, en aydın, en ilkeli, en nitelikli, eğitim ve bilime en önem veren, Atatürk Devrimlerine, laiklik ve demokrasiye en fazla sahip çıkan, yurtsever toplumu değil midir ? Neden ? Her ne kadar Anadolu Alevîliği Klasik Şiilik’ten farklı olsa da Kültür Kökü Kerbeladır. Bu inanç sistemi de onların varoluş biçimlerini belirler. İran’da yaklaşık 36 milyon Türk Kökenli Şii vardır. Tebriz bir Türk Başkenti’dir. Bu toplum Batı’nın dahi önünde eğildiği, Latince “Avicenna” adını verdiği, Batı’da da Doğu’da da “Modern Tıbbın ve Hastane Kavramının Kurucusu” kabul ettigi ünlü hekim “İbn-i Sina”yı çıkartmış bir toplumdur. Tüm eserleri Latince’ye çevrilmiştir. Atatürk’ün Eğitim Projesi olan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin adının İbn-i Sinâ olması da bu ayidiyete bir göndermedir pek tabii. Bu Tarih İranlıların olduğu kadar bizim de öz tarihimiz degil midir? Bilen kaç kişi ? Şii Toplumlarda bilim ötelenmez, göz ardı edilmez, önemsizleştirilmez. Seyyid Ali Hamaney Toplumumuzda hep ‘İran’ın Dinî Lideri” şeklinde algılandı oysa bu çok yanlış bir bilgi. Ayetullahlar sadece İran’ın dini lideri değil bütün Şii Dünyasının lideridir aynen Papa’nın Katolik Dünyasının Ruhanî Temsilcisi olması gibi. Dolayısıyla siyasal etkileri bütün dünyada , Şii Toplumunun bulunduğu her ülkede geçerlidir. Hamaney bir toplantıda yanına sevgi göstermek için gelen ve ” Ben şehit olmak istiyorum” diyen 8-9 yaşında bir cocugs tam olarak şöyle cevap vermiş; ” Sen önce büyü, derslerine çok çalış, “Bilim İnsanı Ol” İslam’a hizmet et. Sonra 80,90 yaşına gelince şehit olursun “. Bilim bütün Şii Toplumlarda kültürel genetik kodlarında yüceltilen en önemli değerlerden birisidir aynen “Şehadet Mertebesi” inde olduğu gibi. Bir Cia/ Mossad Projesi olan FETÖ Darbesinde gözünü kırpmadan kendisini feda eden kahramanımız Ömer Halisdemir’in de bir Alevî olması da hiç rastlantısal değildir çünkü onun inancının baş gereklerinden birisidir gerekli halde şehit olmak. En güzel vedadır bu dünyaya. Bu inanç ruhlarına son derece derin işlemiştir ve tereddüt etmedi Ömer Halisdemir. Bu sadece cesaret değildir, varoluş biçimidir. Hamaney iktidarı süresince İran’a çok ciddi bilimsel ve teknolojik yatırım yaptı. Türkiye maalesef git gide bilimden uzaklaşırken İran sessiz sedasız Savunma Sanayinden başka alanlarda da çok insan yetiştirdi , tesis kurdu, ARGE’ye yatırım yaptı. Bugün İnşaat Teknolojilerinden İlaç Sanayine kadar her alanda, üzülerek söylüyorum, bizden çok daha ileriler. Bir kendi kişisel deneyimimden de biliyorum, bizim ABD’den ithal ettiğimiz çok “Yüksek Teknoloji” gerektirir Kanser İlaçlarını İran bizim ödediğimiz fiyatların üçte bir fiyatına üretiyor ve halkına temin ediyor. Yıllardır onlara uygulanan ambargo sebebi ile her ihtiyaçlarını kendi kaynakları ile temin ediyorlar biz Türkiye olarak her şeyi ithal eder hale gelmişken. İste ABD/İsrail ve kuskusuz Türk ve Dünya Kamuoyunun gözden kaçırdığı en önemli unsurlardan birisi İran’ın bir “Teknoloji ve Bilim Toplumu” hatta belli konulara bir “Yüksek Teknoloji Toplumu” olmuş olduğuydu. İran’ın ” Molla Rejimi” ni bilim ve teknoloji üretmeyen Körfez Ülkeleri gibi “Kabile Devletleri” ile bir tuttular oysa İran gerçeği bambaşkaydı. Nitekim ” İran Füzeleri teneke Füzelerdir” iddiasını da dünyanın gözleri önünde çürüttüler. Tarihi boyunca İran İslam Dünyasında lider ülkelerden birisi olmuştur, bugün de her türlü yönetimsel sorununa rağmen bu konumunu korur. İran ayrıca sadece teknolojiye yatırım yapmadı. Sosyal Bilimlere de son derece ciddi yatırımlar yaptı. Siyasal Analistinden , Askerî Stratejistine kadar her alanda uzman çok sayıda yetişmiş insan gücü olan 92 milyonluk bir nüfus. Hic hafife alınacak bir tarafları yok. İran Olgusu ABD ve İsrail’i de bizi de, Dünya Kamuoyunu da yanılttı. Bilgiyi de dünyadan gizli tutmayı basardılar. Demek ki Mossad ve CİA öyle sanıldığı kadar da başarılı olamamışlar.
- “Şehit Olmak” Kültürel Genetik Kodları : İnernetin bizlere sağladığı en önemli hizmet bilgiye erisimi kolaylastırması. Ancak günümüzde bütün dünyada gerek Ana Akım Medya gerek Sosyal Medya hepimizin beyinlerini de yöneten dezenformasyon kanalları haline de geldiler. Paylaştığım haberlerin ve yaptığım yorumların çoğunlukla günler öncesinden doğru çıkması okur ve takipçilerim için şaşırtıcı olması sebebi ile en sık karşılaştığım soru hangi televizyonları izlediğim oluyor. Evet bir kaç dilden çeşitli televizyonları da izliyorum ama asıl haber kaynaklarım küçük çapta ama çok nitelikli, çoğunlukla dilini bildiğim her ulustan çeşitli gazetecilerin kurduğu haber ve yorum siteleri. Bu insanlar mesleklerinin tüm etik kriterlerine sadık kalan idealist gazeteciler ve ben de onların sitelerine üyeyim. Güncel durumda İran’a ve İran’ın askerî başarılarına dair edindiğim ve paylaştığım bilgiler İranlı gazetecilerden, ki çoğunlukla da rejim muhalifi bu insanlar, yani en dogru ifade ile saglam açık kaynaklardır. Bu şekilde İran’ın bir Amerikan uçağını düsürdüğünü, bir Amerikan gemisi batırdığını Türk Kamuoyuna yansımadan en az48 saat öncesinden ögrenmiştim. Türkiye ‘de son 4 gündür Ana Akım Medya adeta Amerikan/İsrail yayın organları gibi yayın yaptılar habercilik noktasında , uzman yorumcuları tenzih ediyorum. Öyle ki Halk TV’ye dahi iki kez yazı yazma gereği hissettim benim dahi bildiğimi neden Türk Halkına duyurmak amaçlı haber yapmadıklarını sorguladığım. Elestirim İşe yaramış olacak ki habercilik konusundaki davranış biçimlerini nihayet 4.aksam değiştirdiler. Ancak dünyada ana akım medya ve basında böyle bir tutum var. ABD ve İsrail askeri başarıları boy boy manşet ve gündem yapılırken, uğradıkları hezimet ve can kayıplarına, İran’ın askerî başarılarına çok büyük sansür var. İsrail ve ABD’de 4. günden itibaren cenazeler kalkmaya başladıkça artık durumu daha fazla saklayamaz oldular ancak halen gerçek rakamlar saklanıyor. Örnegin İran Kaynakları öldürülen ABD’li asker sayısının 40 oldugunu iddia ederken ABD şimdilik bu rakamları saklamaya çalısıyor. Yine aynı sekilde İsrail’de binlerce yaralı oldugu bilgisi de mevcut. Bugün bütün İsrail sitelerinde acil doktor, hemşire, tıp personeli arayışı duyuruları yaygın olarak var. Pek çok hastane de sığınaklara taşınmış durumda. İsrail çok katı sansür uyguluyor. Durum böyle olunca da gerek askerî gerek siyasî analistlerin eline ulaşan veriler de sağlıksız oluyor. Onların ekranlarda yaptıgı yorumlar da kısmen yanıltıcı olabiliyor. Daha İran konusu hic gündemde değilken İsrail ve ABD kökenli kaynaklarda ve ana akım medyada gündemin birden bire İran ve Veliaht Şah Rıza olması, Molla Rejiminin insan hakları, kadın hakları , bireysel özgürlükler konusunda sistemli hedef alınması, bu yolla bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılması, Zerdüşt ve Yahudi Lobilerinin Rejime karşı faaliyete geçmesi, küçük çaplı da olsa sokak eylemleri gerceklestirmeye baslamaları artık bana İran’ın İsrail ve ABD tarafından ciddi sekilde hedef alınacağının ilk sinyallerini vermisti. İran’a bir Askerî Operasyon düzenlenecekti ve uluslararası kamuoyu bunun gerekliliğine ikna edilmeye çalışılıyor, ön hazırlık yapılıyordu. Sonra bilinen diplomasi süreci, Netanyahu’nun adeta mekik dokur gibi durmadan ABD’yi ve Trump’ı tamamı İsrail çıkarına olan bu savaşa ABD’yi sokmak için gerek ikna yolu ile gerekse kuskusuz kurucusu oldugu Epstein Operasyonu ve Belgeleri ile tehdit etmesi, bu arada İran’ın Mossad ve CIA Ajanlarının da etkin rol oynadığı İran’daki Devalüasyon neticesinde Esnafların ayaklanması daha sonra rejim karşıtlarının bu eylemere katılması ile İran’ın iç karışıklığa sürüklenmesi, İran Rejiminin öldürdüğü kadar Mossad ve CİA tarafından destekli “Rejim Muhalifi Paramiliter Yapılar”ın da bilinçli olarak katlettiği binlerce insanın kaybı ile uluslararası kamuoyunun da böyle bir askeri operasyona hak vermesi sağlandı. Atatürk Milli Mücadele için şöyle bir strateji uygulamıstı kısaca ; “Dış faktörler bizim kontrolümüz dışında ancak biz içeriyi güclendirirsek , içeride birlik ve bütünlüğü top yekün sağlarsak o zaman dış dinamiklerle başa çıkabilir, direnebiliriz” . İste Hamaney’in de içinde bulunduğu durum tam olarak buydu. ABD ve İsrail’in de ana planı bu yönetimi 24 saat icinde değiştirip , kendilerine en uygun aday olan Veliaht Şah Rıza’yı İran’ın başına getirmekti. Bu oyunu Seyyid Ali Hamaney bozdu. Yukarıda size bahsettigim sehit olmak isteyen kücük çocukla yaptıgı konuşmayı hatırlayın; ” Sen büyü, oku, bilim adamı ol, İslam için çalış, 80-90 yasına geldiğinde şehit olursun”. Hamaney dağılmakta olan toplumunu konsolide etmek için şehit olmaya karar verdi. Nitekim güvenilir açık bilgi kaynaklarımdan edindiğim bilgiye göre gizli sığınaklara gitmeyi reddedip konutunda kalmayı tercih etmiş. ABD’nin ve İsrail’in ilk gün ilk hedefinin konutu olacağını pek tabii biliyordu ancak şehit olmasının İran Toplumunda da , Şii Dünyasında da uluslararası kamuoyunda da yaratacağı etkiyi de ve bir anda İran Toplumu birleşti, bütünlesti, top yekün direnişe geçti Rejim yanlısı ve karşıtıyla ve ABD/İsrail kaybettiler, ilk siyasal yenilgiyi aldılar, basarısız oldular bizde dendiği gibi bu “Acem Oyunu” karşısında. Bu Hamaney’in siyasal stratejisiydi, zayıflığı degil. Nitekim İsrail ve ABD tek tek Bakanlara, Kuvvet Komutanlarına suikastler düzenlese de sistem tıkır tıkır çalısıyor, İran en küçük bir zayıflığa uğramadan bütün askeri hedeflerine ulaşıyor, sehit olup gidenin yerini hemen bir başkası anında dolduruyor, sistem beklendiği gibi krize girmiyor. Degil onlarca ben yüzlerce isim listesinin oldugu bir hazırlıkları oldugunu düsünüyorum. Hepsi de ideolojik olarak da şehit olmaya kararlı insanlar. Demek ki ne Mossad ne CİA , İran İstihbarat Servisi Vaja/MOI’de bulunan bu listelere ulaşamamışlar. Kurguları süikastlerle sınırlı kalmış , ki o ajanları da tek tek tesbit edip yok ediyor İran, İran’da karşı sistem olarak hiç bir yönetim boşluğuna fırsat vermeyecek ön hazırlığını yapmış.Gerek ulusal gerekse uluslararası ana akım medyada ekranlara çıkan bütün yorumcular bu süikastleri İran’ın zayıflıgı , Mossad ve CIA’nın başarısı olarak değerlendirdiler oysa İran binlerce yıllık altyapısı ve “Devlet Kültürü” olan bir devlet olarak çok güzel bir “Acem Oyunu” oynadı. Köklü kültürleri hic küçümsemeyin tıpkı bizde “Karaman’ın Koyunu” dendiği gibi. Boşuna denmemiş ! Tarih çok şey ögretir !
- “Asimetrik Savunma” : İran çok bilinçli bir savunma sistemi izledi. Özellikle çok tecrübeli ve degerli, Türk Ordusunun deneyimli Amiralleri , Generallerinden edindiğim bilgiler sonucu İran’ın izlenebilecek en stratejik savunmayı yapıyor oldugu bilgisine de ulaştım. İran Bölgedeki bütün ABD üslerini tek tek imha ediyor. Bahreyn Deniz Üssünü yerle bir ederken ABD’nin Orta Dogu’daki bir milyar dolarlık radar sistemini de yok etti. Bu çok önemli bir askeri basarıdır çünkü o radar üssü ABD’nin Bölgedeki gözü kulağı idi. Şu anda ABD kör ve sağır bir anlamda gemileri saymazsak. İsrail’de Güvenlik Konseyi Binasını yok etti. Çok sayıda yetkilinin de öldügü de gelen bilgiler arasında, haber İsrail tarafından sansürlü. Ayrıca İsrail’de IBM ve Micosoft binalarını vurdu. Suudi Arabistan’da Aramco Tesislerini vurdu. Bütün bu hedeflere geniş perspektifden bakarsak İran bölgede sadece bir Askerî Operasyon yapmıyor aynı zamanda bir Ekonomik Operasyon da yapıyor. Çok güvenli olduğu iddia edilen İsrail ve Körfez Ülkelerinden tüm yabancı sermayenin de en az orta vadede kaçmasını da sağlıyor. Nitekim daha simdiden pek çok yabancı yatırımcı ofislerini kapatıp bu ülkeleri ve İsrail’i terk etmeye başladılar.Eger sadece paraya güvenip, kendi savunmasını bile İsrail ve ABD’ye, Fransa’ys terk etmiş “Kabile Devletleri”ne yatırım yaparsanız, ki bunların arasında Türkler de var, 500.000 dolar, 1 milyon dolara satın aldıgınız evleri dahi gün gelir 50.000 dolara dahi satamaz, para kaybedersiniz. Günümüzde Türkiye gibi güclü bir Milli Ordusu olmayan hic bir devlet iyi yatırım bölgesi degildir. Ayrıca İran en önemli kozu olan Hürmüz Boğazını da kapattı. Bu da petrol ve mal tedarik zincirini kırdığı için öncelikle petrol ve gübre fiyatlarının artışı ile birlikte bütün dünya ekonomisinin de kısa vadede hızla krize girmesine sebep olacak , ABD/İsrail üstündeki gerek ulusal gerekse uluslararası kamuoyu baskısını arttıracaktır. İran çok akılcı bir “Savaş Stratejisi” izliyor. Bu noktada önemli oldugunu düşündüğüm bir saptama yapmak istiyorum. Ben yıllardır hep etkili olduğumu düşündügüm tüm çevrelerde “Biz her uluslararası gelişmeye Ankara penceresinden bakmak durumundayız” dedim. Nitekim düzenli okur ve takipçilerim de sıkça kullandığım bu ifadeyi gayet iyi bilirler. İran’ın daldırılarıyla İsrail ve Körfez Ülkelerinde faaliyet gösteren çokuluslu şirketler bir süre sonra Bölge’de faaliyet gösterebilecekleri güvenli bir ülke arayışına gireceklerdir. Nihayetinde Orta Dogu çok büyük bir pazar. Türkiye güçlü Ordusu, köklü devlet sistemi ile çok ciddi bir cazibe noktasıdır. Eger demokrasi kriterlerimizi başta Sdalet Sistemimizden baslayarak çünkü bu Batılı Yatırımcı için en kritik beklentidir, iyilestirirsek bugün örnegin sadece İsrail’de faaliyet gösteren 400 kadar Yüksek Teknoloji Şirketinin Merkezini ülkemize alabilme ihtimalimiz çok yüksektir. Kaldı ki biz sadece Orta Dogu için degil, soy birligimiz, dil birligimiz sebebi ile bütün Kafkasya ve Asya için de bir anahtar kültür ve ülkeyiz. Bugün ne İsrail’in ne Körfez Ülkelerinin artık bu şirketlere ev sahipliği yapma ihtimalleri kalmamıstır. Bu savaş Türkiye için önemli bir fırsat da olabilir. Para yeşermeyecegi, risk altında oldugu hic bir yere gitmez. Demokrasi kriterlerimizi iyileştirirsek çok ciddi bir secenek haline geliriz. İran’a dönecek olursak izlediği “Savas Statejisi” son derece mantıklıdır ve bu stratejiyi kurup geliştiren, yöneten uzman kadroları vardır. Bu da ancak bilgi ve iyi eğitimle olur. Nitekim Hamaney oldukça da iyi malî kosullar da sağldıgı pek çok İranlı Ögrenci’yi de dünyanın en iyi üniversitelerinde okuttu, bilgiyi ülkesine getirdi. Kaldı ki İran’daki üniversiteler de son derece bilimsel temellere dayalı eğitimler verirler. Siz bakmayın Sosyal Medya da tamamen bir algı operasyonu olan Humeyni dönemine ait o asağılayıcı yazılara. O gün icin dogruydu o yazılar da İran Devriminin çok olumlu yansımaları da oldu. İran’ı kötüleyen pek çok yazının da Mossad ve CİA aracılıgıyla Sosyal Medya’da sirkülsasyona sokulduğunu da göz ardı etmeyin. Amaç uluslararası kamuoyunu ABD/İsrail lehine manipüle etmek.
- “Asimetrik Savunma” : İran çok bilinçli bir savunma sistemi izledi. Özellikle çok tecrübeli ve degerli, Türk Ordusunun deneyimli Amiralleri , Generallerinden edindiğim bilgiler sonucu İran’ın izlenebilecek en stratejik savunmayı yapıyor oldugu bilgisine de ulaştım. İran Bölgedeki bütün ABD üslerini tek tek imha ediyor. Bahreyn Deniz Üssünü yerle bir ederken ABD’nin Orta Dogu’daki bir milyar dolarlık radar sistemini de yok etti. Bu çok önemli bir askeri basarıdır çünkü o radar üssü ABD’nin Bölgedeki gözü kulağı idi. Şu anda ABD kör ve sağır bir anlamda gemileri saymazsak. İsrail’de Güvenlik Konseyi Binasını yok etti. Çok sayıda yetkilinin de öldügü de gelen bilgiler arasında, haber İsrail tarafından sansürlü. Ayrıca İsrail’de IBM ve Micosoft binalarını vurdu. Suudi Arabistan’da Aramco Tesislerini vurdu. Bütün bu hedeflere geniş perspektifinden bakarsak İran bölgede sadece bir Askerî Operasyon yapmıyor aynı zamanda bir Ekonomik Operasyon da yapıyor. Çok güvenli olduğu iddia edilen İsrail ve Körfez Ülkelerinden tüm yabancı sermayenin de en az orta vadede kaçmasını da sağlıyor. Nitekim daha şimdiden pek çok yabancı yatırımcı ofislerini kapatıp bu ülkeleri ve İsrail’i terk etmeye başladılar. Eğer sadece paraya güvenip, kendi savunmasını bile İsrail ve ABD’ye, Fransa’ys terk etmiş “Kabile Devletleri ne yatırım yaparsanız, ki bunların arasında Türkler de var, 500.000 dolar, 1 milyon dolara satın aldığınız evleri dahi gün gelir 50.000 dolara dahi satamaz, para kaybedersiniz. Günümüzde Türkiye gibi güçlü bir Milli Ordusu olmayan hiç bir devlet iyi yatırım bölgesi değildir. Ayrıca İran en önemli kozu olan Hürmüz Boğazını da kapattı. Bu da petrol ve mal tedarik zincirini kırdığı için öncelikle petrol ve gübre fiyatlarının artışı ile birlikte bütün dünya ekonomisinin de kısa vadede hızla krize girmesine sebep olacak , ABD/İsrail üstündeki gerek ulusal gerekse uluslararası kamuoyu baskısını arttıracaktır. İran çok akılcı bir “Savaş Stratejisi” izliyor. Bu noktada önemli olduğunu düşündüğüm bir saptama yapmak istiyorum. Ben yıllardır hep etkili olduğumu düşündüğüm tüm çevrelerde “Biz her uluslararası gelişmeye Ankara penceresinden bakmak durumundayız” dedim. Nitekim düzenli okur ve takipçilerim de sıkça kullandığım bu ifadeyi gayet iyi bilirler. İran’ın daldırılarıyla İsrail ve Körfez Ülkelerinde faaliyet gösteren çokuluslu şirketler bir süre sonra Bölge’de faaliyet gösterebilecekleri güvenli bir ülke arayışına gireceklerdir. Nihayetinde Orta Doğu çok büyük bir pazar. Türkiye güçlü Ordusu, köklü devlet sistemi ile çok ciddi bir cazibe noktasıdır. Eğer demokrasi kriterlerimizi başta Sadalet Sistemimizden başlayarak çünkü bu Batılı Yatırımcı için en kritik beklentidir, iyileştirirsek bugün örneğin sadece İsrail’de faaliyet gösteren 400 kadar Yüksek Teknoloji Şirketinin Merkezini ülkemize alabilme ihtimalimiz çok yüksektir. Kaldı ki biz sadece Orta Doğu için değil, soy birliğimiz, dil birliğimiz sebebi ile bütün Kafkasya ve Asya için de bir anahtar kültür ve ülkeyiz. Bugün ne İsrail’in ne Körfez Ülkelerinin artık bu şirketlere ev sahipliği yapma ihtimalleri kalmamıştır. Bu savaş Türkiye için önemli bir fırsat da olabilir. Para yeşermeyeceği, risk altında olduğu hiç bir yere gitmez. Demokrasi kriterlerimizi iyileştirirsek çok ciddi bir seçenek haline geliriz. İran’a dönecek olursak izlediği “Savas Statejisi” son derece mantıklıdır ve bu stratejiyi kurup geliştiren, yöneten uzman kadroları vardır. Bu da ancak bilgi ve iyi eğitimle olur. Nitekim Hamaney oldukça da iyi malî koşullar da sağldıgı pek çok İranlı Ögrenci’yi de dünyanın en iyi üniversitelerinde okuttu, bilgiyi ülkesine getirdi. Kaldı ki İran’daki üniversiteler de son derece bilimsel temellere dayalı eğitimler verirler. Siz bakmayın Sosyal Medya da tamamen bir algı operasyonu olan Humeyni dönemine ait o aşağılayıcı yazılara. O gün icin doğruydu o yazılar da İran Devriminin çok olumlu yansımaları da oldu. İran’ı kötüleyen pek çok yazının da Mossad ve CİA aracılığıyla Sosyal Medya’da sirkülsasyona sokulduğunu da göz ardı etmeyin. Amaç uluslararası kamuoyunu ABD/İsrail lehine manipüle etmek.
- Vekalet Savaşları ” İran yalnız değildir”: İran’nın gerçek silahlı gücünü hiç kimse bilmiyor. İran’a sadece Milli Ordusu sınırlarında bakmak son derece yanlıs olur. İsrail vahşice Gazze’yi yok etti ama kendi resmî açıklamasına göre öldürülenlerin %15’i Hamas, geri kalanı sivil. Bugün Hamas bitti diye bakılıyor. Sayıları 30.000 ila 50.000 arasında olduğu tahmin edilen “Filistin Direniş Ordusu” Hamas üyeleri neredeler ? Emin olun artık Gazze’de degiller. Bu bir bilgi degil kuvvetli bir tahmin. Yine aynı sekilde Lübnan’da Hizbullah savaşa girdi. Muhtemelen kaybedecekler ama İsrail’e çok da can kaybı verdirecekler. İsrail’e dogrudan ikinci bir cephe actılar. Son 48 saattir Irak karıştı. Irak’da hem Iraklı hem İranlı Şii bir nüfus var. Orta Doğu’da yeni bir “ABD Kontrol Ve Yönetim Merkezi” yapma hevesi ile Bölgenin en büyük Amerikan Büyükelçiliğini yaptıran, ki 6 futbol sahası büyüklüğünde oldugu söyleniyor, ve bir ABD Üssü bulunan Erbil’i de hedef aldı İran. Burnunun dibinde bir üs istemedi dogal olarak ayrıca Irak’da mevcut Şiileri de güven altına alma, onlara destek verme hedefini de güttü. Bu da ne kadar stratejik davrandığına bir başka örnek. Irak Şiilerine “Ben buradayım ve arkanızdayım” mesajını verdi .Yine olaya” Ankara Penceresi”nden bakarsak bu bizim çok lehimize bir durum aslında, ABD/İsrail’in bize karşı kullandıkları “Kürt Kartı” nı zayıflatması acısından zira PJAK’ın da dahil olduğu ve kişisel görüşüme göre çoktan “Persona non grata” ( İstenmeyen kişi) ilan edilip bu memleketten gönderilmesi gereken, Epstein Faili, Tom Barrack’ın önderliğinde Erbil’de toplanan ” 5’li Bileşen”in gücü de zayıfladı. İran bir yandan kendi ülkesinde PJAK’ın alanını daraltırken bir yandan da dolaylı olarak bize destek verdi. Irak ciddi şekilde karışacaktır ancak bu kuskusuz bir başka makalemin konusudur. Ayrıca tüm bu bilinenlerin dışında eminim İran’ın dünyanın her ülkesinde silahlı hücreleri de vardır. Dolayısıyla İran’ı sadece kendi sınırları içinde düşünmemek gerekir. Bu çok yanıltıcı olur. “İran’ın yalnızlığı” geçersiz bir iddiadır. Gerçekte şu anda Orta Doğu’da olan aslında bir Çin ve ABD vekalet savaşıdır. Dolar ve Yuan çarpışması. Bölgede Türkiye, Asya’da Çin bir sonraki hedeflerdir. Dolayısıyla Çin ve Kore asla İran’ı yalnız bırakmayacaklardır. Rusya da “mantıklı” bir süreç izleyecektir zira bir yandan Ukrayna bir yandan İran ile ABD’nin tam kontrolüne girmek hiç bir şekilde arzu edeceği bir durum değildir.
- ‘İran’ın ekonomik olarak çökmesi tezi’ : İran ekonomik olarak çökmez. Petrol, Doğalgaz, Uranium vs kaynaklarının dışında İran yeni keşfedilen ve 61 milyon ton olan yeraltı altın rezervi onun en güvenli parasıdır. Bu rakamla İran dünyanın en zengin altın rezervine sahip ülkesidir İran ve rezervi kendisi işletiyor, yabancı yatırımcı yok. Bugün Dünya Ekonomisi artık altını ana para birimi haline getirirken İran’ın ekonomik olarak çökmesi mümkün değildir. Bu tez gerçekçi değildir. İran hiç bir sey üretmese dahi mevcut altın onu yüzyıllarca götürür. Tabii tüm bu kaynaklar gerek ABD gerek İsrail gerek AB ülkelerinin ağzından salyalar akmasına sebep oluyor. Kısaca İran’ın kaynakları şahane, demokrasi, insan hakları , kadın hakları bahane ! Dünyada hiç bir savaş İnsan Hakları için çıkmamıştır. Daima ekonomik gerekçelerle çıkmış dini inanç, insan hakları vs hep bu işin makyajı olmuştur.
- İran Savaşı Kazandı : Netanyahu ve Trump çok hevesliler Kara Harekatına. Onları bu noktaya getirmek İran’ın en bastan beri ana stratejisiydi ve 5 gündür uyguladıgı baskı ile onları istediği noktaya çekti. Her ikisi de şu sıralarda kendi memleketin de çok ciddi bir oy kaybı var, kamuoyu destekleri yok. İran’a yönelik algıları ise Irak örneğini esas alıyor. Batılı Orta Doğulunun zayıflıkları iyi bilir, güzel kullanır. Ancak bu bölgenin insanının kaderci bakış açısını, düşüncesini ve varoluş seklini de bir türlü anlayamazlar. İsrail bundan muaf değil çünkü onların da büyük çoğunluğu Orta Doğulu değil, basta Kuzey ve Doğu Avrupalı gerçek adı Benjamin Mileikowski olan Netanyahu dahil. İran ile Kara Operasyonunda karşı karşıya gelmeleri demek dünya tarihindeki en iyi savaşçılar olan Türkler ve Farsilerle karşı karşıya gelmeleri demek. Bu da yüzlerce değil binlerce Amerikan Askeri’nin tabutlarının İsrail ve ABD’ye gitmesi, Vietnam’dan çok daha ağır bir sendromla karşı karşıya kalmaları anlamına gelir. Hani derler ya, kiminle dans ettiklerini henüz bilmiyorlar ama kısa sürede öğrenecekler. ABD kendi elleriyle büyüttüğü Taliban’ın karsısında nadıl Afganistan’ı terk ettiyse, ancak maalesef silahlarını veride bırakarak Taliban Yönetimini de halen kendi uydusu olarak tutmaktadır, İran’dan da nasıl kacacaklarını bilemeyecekler. İran bu savaşı şimdiden kazanmıstır.
Artık gelelim konu başlığım olan ” İran’ın Gizli Silahı Ne ? ” sorusuna. İran Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın bir üyesidir ve onun her türlü denetimine tabidir. İsrail dünya geneli hic bir uluslararası denetim mekanizmasına dahil olmadığı için pek tabii bu kuruluşun da üyesi olmadığından elinde kesin olarak bilinmemekle birlikte 90 tane nükleer başlık olmasına rağmen muhtemelen hiç nükleer füze başlığı olmayan İran’ı sürekli olarak itham ediyor. ABD de Bölgedeki tek “Nükleer Güç”ün İsrail olmasını istiyor. Yani İran değil gerçekte İsrail en büyük tehdittir hem bölge hem insanlık için. Epstein Operasyonu gibi bir operasyonu kurgulayan, Gazze’de gözünü kırpmadan, acımasızca bir Soykırım gerçekleştirmis, İran’da ilk saldırı hedefi yaşları 7-12 arası kesin rakam 185 kız öğrenciyi bombalamış olan en basit tabiri ile vahşi bir sisteme ve millete koskoca bir bölgeyi nasıl emanet edersiniz? Ama ABD’nin yanı sıra AB ülkelerinin bir bölümü dahi ediyorlar. İran’ın kaynakları çok cazip çünkü.
Eğer İran’ın elinde Nükleer Silah yoksa, ki UAEA raporlarına göre yok, sıkça bahsi geçen İran’ın gizli silahı ne ? Hatırlarsanız makalemin başında kendi kişisel deneyimimi de referans alarak İran’ın yüksek teknoloji gerektirir kanser ilaçlarını dahi üretecek ARGE , yatırım , çok nitelikli insan gücü ve teknoloji gerektiren bir İlaç Sanayi kurduğunu söylemiştim. Benim tahminim son aşamaya gelirse İsrail için kullanacağı çok önemli bir “Biyolojik Silah” geliştirdi İran. Şimdi önce oyunu kurallarına göre oynayacak ama çaresiz kaldığı noktada bütün İsrail Halkını bu silahla yok edecek. Sanırım bu silahı da zaten her hangi bir uluslararası denetim mekanizması da olmadığından, büyük bir gizlilik içinde geliştireli de epey uzun süre oluyor. Kişisel tahminim bu silah İsrail için “Altın Vuruş” olacak bir silah ! Dilerim bu tezimin hiç bir koşulda doğrulanmasına gerek kalmadan İran’ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı zarar görmeden , Bölge büyük yıkımlara uğramadan, olay bir Küresel Savaşa dönüşmeden sonlanır. “Acem Oyunu” ! Unutmayın !
Müge Ataman







