NİHİLİZMİN ÖNLENEBİLİR YÜKSELİŞİ

İran’a karşı başlatılan Amerikan-İsrail saldırısının üzerine yazı-tura atar gibi veya kahve falına bakarcasına ahkam kesenler çok. Kim yenecek, kim yenilecek diye işi iddiaya bindirenler, ‘’bakın ben söylemiştim, yazın bir köşeye’’ gibi kendi kehanetinin doğruluğuna inandırmaya çalışanlar var… İşin ucu Türkiye’ye de dokunur mu kaygısına ise mahalle kabadayısı ağzıyla ‘’gelin gelin, alayınız gelin, sizden korkumuz yok’’ şeklinde meydan okumalar, akıllı bir analiz yerine sadece duygusal bir tepki içeriyor. Üstelik kalem erbabından gelen çalakalem tepkiler bunlar. Ne olduğuna bile bakmadan, her fırsatta kendi adını duyurma peşinde koşanların çıkışları.

Oysa ki olan bitenler hiç siyah-beyaz gibi değil. Spor toto kağıdı doldurmaktan ya da at yarışlarında kim yenecek kim yenilecek diye bahse girmekten çok farklı bir durumla karşı karşıyayız. Ama belki de çok bilinmeyenli bir denklem sandığımız durum aslında oldukça basit bir açıklamaya indirgenebilir. Yenilen ne Iran, ne Amerika, yenilen tüm insanlık, yenen ise Nihilizm. Ya da daha bilimsel bir sözcükle ifade etmek gerekirse Antropi de diyebiliriz! Evet, bu fizik kuralına göre, doğanın hızla artan bir kaosa gitmesi kaçınılmaz. İnsan türünün de yeryüzündeki varlığının tek nedeni bu kaosu hızlandırmak. Dört nala kendi türünü ve yaşadığı ortamı yoketmeye doğru koşuyor. Antropinin doğallığı içinde dağların ufalanıp düzleşmesini bile beklemeye sabrımız yok, biz kendimiz taş ocağı diye kepçelerle oyup un ufak ediyoruz. Dereleri, gölleri kurutuyoruz, denizleri plastik çöplüğüne çeviriyoruz. Toprakları zehirle harmanlayıp kısırlaştırıyoruz. Ama bütün bunlar yetmez gibi bir de her tarafı kan ve ateşe boğuyoruz. Böyle bir durumda yarım yüzyıldır molla despotluğu altında inleyen İran kurtulacak mı, yoksa gururlu ve binlerce yıllık bir uygarlığın mirasçısı İran halkı sonuna kadar direnip saldırganı alt mı edecek tartışması da anlamını yitiriyor. Hele ki ülkeleri bombalandıkça sevinç içinde çalıp oynayan İranlı grupların varlığı ve elleri tüfeklerinin kabzasında bir kez daha emperyalizmin piyonları olmaya hazır Kürt milislere bakıp bir kehanet yapmak güç.

Oysa ki biz bu filmi daha önce kaç kez gördük. Namluların ucunda demokrasi ve özgürlüğün gelmediğine kaç kez tanık olduk. İkinci dünya savaşından sonra artık emperyalist paylaşımın daha ‘’uygarca’’ yapılması ve kapışmanın belli kurallar içinde ve uslu uslu gerçekleşmesi için kurulan örgütler son İran saldırısıyla tümüyle çökmüş durumda. Batılı güçlerin Irak, Suriye, Libya saldırıları en azından bir Birleşmiş Milletler kılıfına sokularak ve sözde uluslararası hukuk kuralları içinde yapılmıştı, ama bunun da bir aldatmaca olduğu daha o zamandan ortaya çıkmıştı.

Son savaş artık bu tür kılıflara bile gerek görülmeden başlatıldı. Çünkü bütün dünya artık biliyor ki Batılılar kendi savundukları değerleri kendileri hiç umursamıyorlar, kendi koydukları kuralları rahatlıkla kendileri çiyniyorlar, bunu yapmak için gereken kılıfları da uydurmakta ustalar. Suyun başını tutan kurdun aşağıdaki kuzuya ‘’suyumu bulandırıyorsun’’ diye saldırma gerekçesi uydurması kolay.

İnönü’nün 1964’deki Kıbrıs olayları sırasında ‘’Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır’’ sözleri ne yazık ki bu kurulma aşamasını bir türlü tamamlayamamıştı. Gerçi Tito, Nasır, Nehru gibi liderlerin Bandung konferansında oluşturduğu Bağlantısızlar bloğu vardı, ama bu da kurucu liderlerin ölümünden sonra zayıfladı ve SSCB’nin çöküşünden sonra da bloklaşmanın bittiği sanısıyla kendiliğinden eridi.

Son zamanlarda ise Batı’nın ders veren, yaptırımlarla ona buna ceza kesen, kimi ülkeye ambargo uygularken kimi ülkeyi silahlandıran çifte standartlı ve ikiyüzlü politikalarına tepki olarak, eski Bağlantısızlar hareketine benzeyen bir oluşum başlamıştı. Rusya cezalandırılırken İsrail’in yaptığı soykırıma gözyumma, hatta destek olma da tepkileri güçlendirmiş ve yeni bir dünyanın kurulma çabalarını hızlandırmıştı. ‘’Parya ülke’’ durumuna indirgenmek istenen Rusya, onun müttefiki İran, öcü gibi gösterilen Çin ve ucuz emek cenneti Hindistan’ın yakınlaşması ile başlayan bu yeni oluşuma Venezuela, Brezilya ve Güney Afrika Birliği de katılınca Batı bloğunun etekleri tutuşmaya başladı. İran’a karşı girişilen saldırı, aslında bu oluşuma da vurulan bir darbe olduğundan Avrupa’nın pek sesi çıkmıyor (İspanya dışında). Hatta ABD’nin çömezi gibi davranan Macron, Trump’ın her hareketine canla başla destek veriyor.

O yeni dünya daha kurulamadan yıkılırken, eski dünyadan da artık inandırıcı hiçbir şey kalmamış durumda. Ne bir kural, ne bir yetki merkezi, ne bir kurum, ne bir güvence, ne bir ortak anlayış. Bütün değerlerin çöküşü, insanlığın neredeyse yeniden taş devrine dönüşü sözkonusu… Aslında bu taş devri hiç bitmemişti, sadece dünyanın küçük bir parçasında kısa bir ara verilmişti. Ve bizim rahat, göreceli bir barış içinde yaşayabildiğimiz bu küçük parça dışındaki büyük insanlık hala aç, hala kan ve ateş içinde birbirini yiyordu. Sonunda hepimiz aynı yalan, kan ve ateş kazanının içinde boğulmak üzereyiz. Her tür söylem, analiz, yorum sadece esen bir rüzgar gibi içi boş.

Ünlü Alman yazar Brecht ‘’Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi’’ adlı yapıtında Hitler’i bir gangstere benzetiyordu. Onun yükselişi önlenebildi sonunda, ama başka Arturo Ui’lerin yükselmesi ve dünyayı kasıp kavurmasına engel olunamadı. Sonunda elimizde kalan tek gerçeklik nihilizmin zaferi midir?


Nur DOLAY