Bugünlerde İran’lı yönetmen Cafar Panahi’nin Cannes film festivalinde Altın Palmiye’yi alan filmi ‘’Basit bir kaza’’ Fransa’nın bütün sinemalarında yeniden gösterime girdi. Ödül töreninde Panahi hemen ertesi gün İran’a döneceğini söyleyerek büyük şaşkınlık yaratmıştı, çünkü ünlü yönetmen İran’daki molla rejimi tarafından bir çok kez tutuklanmış, hapis yatmış, film çekmesi bile yasaklanmıştı ve ülkesine döner dönmez yine tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Üstelik Altın Palmiye’yi alan filmi ‘’Basit bir Kaza’’ hapisane koşullarını ve işkenceyi de dile getiriyordu. Ama Panahi yine de tutuklanma tehlikesini göze alarak ülkesine dönmeye kararlıydı ve bunu şöyle açıkladı: ‘’Ben İran’dan başka bir yerde yaşayamam, orası benim ülkem, yurt dışında bir festivale katıldığım zaman bile bir an önce İran’a dönmek için sabırsızlanıyorum’’.
Almanya’da yaşayan Türk yönetmen Fatih Akın’ın filmi ‘’Amrum’’ ise yarışma dışı bölümde festival sarayından uzak bir sinemada ve gündüz seansında gösterildi. Cannes’a gelir gelmez ilgi çekmek ve kendisine potansiyel mağdur havası vermek isteyen Akın Türkiye’nin gangsterler tarafından yönetildiğini ve oraya giderse tutuklanmaktan korktuğunu belirtmişti. Ne var ki gündem tamamen başkaydı ve asıl ses getiren olay 400 sinema sanatçısının imzaladığı bir bildiri ile İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırımın durdurulması istemiydi. Ayrıca ünlü aktör Robert de Niro, yaşam boyu sinemaya katkıları nedeniyle kendine verilen büyük onur ödülünü alırken de uzun bir konuşmayla yine Gazze’deki soykırıma Amerikan hükümetinin verdiği desteği çok sert şekilde eleştiriyordu.
Fatih Akın’ın yaşadığı ülke Almanya bugün Amerika’dan sonra İsrail’in en baş destekçisi. Bir yandan da nazizmin hızla yükseldiği, barışçıl sandığımız Yeşiller hareketinin bile yükselen Alman militarizmini desteklediği ve silah sanayiine milyarların akıltılmasını savunduğu gözönünde bulundurulacak olursa, Fatih Akın’ın asıl yaşamaktan korkması gereken ülkenin neresi olduğunu bilmediğini düşünebiliriz. İşin acı yanı, Solingen’de bir Türk ailenin gece uykusunda diri diri yakılmasının 32. Yıldönümüne rastlayan günlerde Almanya’da yükselen nazizme ve saldırılara en ufak bir eleştiri getirmeden sadece Türkiye ile gündem yaratma çabası.
Bugün kendini dünyanın en uygar ülkeleri sanılan yerler bile ne yazık ki bir avuç gangster tarafından yönetiliyor. Pek disiplinli ve dürüst görünen Almanya özellikle. Deutche Bank denen ahtapotun kolları Amerika’ya bile uzayarak dünyada krizler yaratma gücüne sahip. Fransa’da Macron ise bir cumhurbaşkanı olmaktan çok silah sanayinin satış memuru gibi. En birinci görevi sanki ülke ülke dolaşıp silah satarak savaş kışkırtıcılığı yapmak.
Fatih Akın daha önce Ermeni lobisinden aldığı 4 milyon dolar destekle ‘’The Cut’’ adlı bir film yapmış ve bunu yine Ermeni lobisinin reklam desteğiyle Amerikan Film Market’e sunmuştu. Ne var ki, Türkler’in Ermeniler’e karşı zulüm ve soykırım yaptığı tezini destekleyen film ne orada, ne de yollandığı festivallerde ilgi görmüştü. Hatta Cannes festivalinde yarışma bölümüne kabul edilmeyince Akın filmi geri çekmişti.
Aslında iyi bir yönetmen olan Fatih Akın keşke ilk filmlerindeki samimi yaklaşımı sürdürebilseydi ve sırf dikkat çekmek, prim yapmak ya da amiyane tabirle Batılıla r’a yaranmak için bu sansayonel denecek yollara kaymasaydı. Sonunda ne birine ne ötekine yaranabildi. The Cut sinema dili açısından başarılı olmayan, sönük bir film olarak kaldı. Fatih Akın’ın ”Alman ruhumu yansıtmak istedim”diye tanımladığı Amrum adlı son filmi ise kimi eleştirmenler tarafından ‘’Nazilerle empati kurma çabası’’ olarak değerlendirildi.
Almanya sadece aşırı sağın ve ırkçı saldırganlığın yükselmesiyle kalmıyor, bu son zamanlarda kendi suçluluk duygusunu yabancı kökenlilerin omuzlarına yüklemek istiyor ve onları ille de Naziler için günah çıkarma çabalarına zorluyor. Bir yandan da İsrail’e büyük silah desteği vererek belki tarihi suçundan arınacağını sanıyor. İran’a karşı başlatılan saldırıda da yine ABD’nin Avrupa’daki en önemli askeri üssünü barındırmakla kalmıyor, sözlü olarak da Trump’ın arkasında duruyor. Başkan olduğu sırada Ramsgate üssündeki 25 bin askerini ve ailelerini geri çekeceğini açıklayan Trump bu sözünü de çabucak unuttu zaten.

Nur DOLAY


