Tarihin Gölgesinde Bugünü Okumak

Türkiye, İran ve Bitmeyen Emperyal Hesaplar

Tarihin Gölgesinde Bugünü Okumak: Türkiye, İran ve Bitmeyen Emperyal Hesaplar

Tarih, yalnızca geçmişin anlatısı değildir; aynı zamanda bugünün en sert öğretmenidir. Onu doğru okuyan milletler yönünü tayin eder, yanlış okuyanlar ise başkalarının çizdiği sınırlar içinde yaşamaya mahkûm kalır. Bugün Türkiye ve İran, tarihin belki de en kritik eşiklerinden birinde yeniden karşı karşıyadır: ya kendi kaderlerini birlikte tayin edecekler ya da başkalarının senaryosunda rol alacaklardır.

Devlet Aklının Sürekliliği: İran Örneği

İran, yüzeyde bakıldığında farklı rejimlerin sahnesi gibi görünse de derininde güçlü bir devlet sürekliliği barındırır. Safevîler Devleti ile şekillenen kimlik, Kaçarlar Hanedanı ve Pehlevî Hanedanı üzerinden modern döneme taşınmış, İran İslam Devrimi ile bambaşka bir siyasi forma bürünmüştür.

Ancak bu değişimlerin hiçbiri İran’ın temel refleksini değiştirmemiştir:
Dış müdahaleye karşı direnç ve bölgesel varlığını koruma iradesi.

Bu refleks, modern dünyada nadir görülen bir devlet hafızasına işaret eder.

Türk Devlet Geleneği: Yıkılsa da Dağılmayan Bir Zihin

Türkler için devlet, bir yönetim biçiminden öte bir varoluş meselesidir. Göktürk Kağanlığı ile başlayan, Büyük Selçuklu Devleti ile kurumsallaşan ve Osmanlı İmparatorluğu ile küresel bir güç haline gelen bu gelenek, tarihin en büyük kırılmalarından birinde bile yok olmamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, bu geleneğin modern dünyadaki devamıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kurulan bu devlet, yalnızca bir imparatorluğun külleri üzerinde yükselmemiş; aynı zamanda bağımsızlık fikrini yeniden tanımlamıştır.

Emperyalizmin Değişmeyen Doğası

Dün Çanakkale Savaşı’nda askeri güçle sonuç almaya çalışan Birleşik Krallık ve müttefikleri, bugün aynı hedeflere farklı araçlarla ulaşmaya çalışmaktadır.

Artık savaş yalnızca cephede yapılmıyor.
Ekonomik baskılar, siyasi müdahaleler, medya operasyonları ve vekil güçler üzerinden yürütülen çok katmanlı bir mücadele söz konusu.

Amerika Birleşik Devletleri bu yeni dönemin en belirgin aktörüdür. Ancak yöntemler değişse de hedef değişmemiştir:
Kaynakları kontrol etmek, bölgeleri yönlendirmek ve bağımsız hareket edebilen devletleri sınırlamak.

Çanakkale’den Hürmüz’e: Değişen Sadece Coğrafya

Çanakkale’de yaşananlar yalnızca bir savaş değil, emperyal planların sahada nasıl bozulabileceğinin dersidir. O gün yenilmez sanılan güçler geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Bugün benzer bir durumun Hürmüz Boğazı gibi kritik bir noktada yaşanabileceği ihtimali, küresel dengeleri doğrudan ilgilendirmektedir.

Enerji hatlarının kalbi olan bu dar geçit, modern dünyanın en hassas sinir uçlarından biridir. Burada yaşanacak bir kırılma, yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğuracaktır.

Bu nedenle mesele yalnızca askeri değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir mücadeledir.

Ortadoğu: Planlı Bir İstikrarsızlık Alanı

Son yıllarda Irak ve Suriye başta olmak üzere birçok ülkenin parçalanması, zayıflatılması ve iç çatışmalara sürüklenmesi artık bir tesadüf olarak görülemez.

Ortaya çıkan tablo şudur:
Zayıf devletler, dış müdahaleye açık hale gelir.
Parçalanmış toplumlar, yönlendirilmesi kolay yapılara dönüşür.

Bu bağlamda İsrail’in bölgedeki rolü, güvenlik politikaları ve askeri stratejileri çerçevesinde yoğun tartışmalara konu olmaktadır.

Sert bir değerlendirme yapmak gerekirse:
Mevcut politikalar sürdüğü sürece, Ortadoğu’nun kalıcı bir istikrara kavuşması oldukça zordur.

Sadabat’tan Bugüne: Zorunlu İş Birliği

Sadabat Paktı, farklı rejimlere sahip devletlerin ortak tehditler karşısında bir araya gelebileceğini göstermiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaklaşımı bugün daha da anlamlıdır:
Devletler, ideolojilerle değil çıkarlarla hareket eder.

Türkiye ve İran’ın bugün karşı karşıya olduğu baskılar, bu iki ülkeyi aynı jeopolitik hattın içine yerleştirmektedir. Bu nedenle iş birliği bir seçenek değil, stratejik bir zorunluluktur.

İç Cephe: Asıl Mücadele Alanı

Tarih net konuşur:
Devletler dışarıdan yıkılmaz, içeriden çözülür.

Bugün Türkiye’de yaşanan tartışmaların bir kısmı, sıradan siyasi rekabetin ötesine geçmektedir. Anayasal düzen, devletin temel nitelikleri ve toplumsal bütünlük gibi konuların tartışmaya açılması, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir süreçtir.

Siyasi çıkar uğruna yapılan kısa vadeli hamleler, uzun vadede devlet yapısını zayıflatabilir.

Daha açık bir ifadeyle:
Devletin temelini ilgilendiren konular, günlük siyasetin konusu haline getirildiğinde ortaya çıkan tablo risklidir.

Toplumu ayrıştıran dil, ortak kimliği zayıflatan söylemler ve sürekli gerilim üreten politikalar, dış baskılardan daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Bu çerçevede son dönemde dile getirilen bazı iddialar ve açıklamalar da dikkatle değerlendirilmelidir:
“ABD’nin Türkiye büyükelçisi olan Tom Barrack açık olarak Türkiye’yi parçalama planlarının uygulamaya sokulmasına Türkiye’deki iktidar sahipleriyle birlikte destek olduğunu, birlikte çalıştıklarını söylüyor. Bu adam derhal persona non grata ilan edilerek Türkiye’den kovulmalıdır.”

Kimlik Meselesi: Birlik mi Ayrışma mı?

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” anlayışı, bir üst kimlik inşasıdır. Bu yaklaşım, farklılıkları yok saymadan ortak bir aidiyet oluşturmayı hedefler.

Bu çerçevenin zayıflatılması, yalnızca bir kimlik tartışması değil; aynı zamanda devletin bütünlüğünü ilgilendiren bir meseledir.

Türk Dünyası: Potansiyelden Güce

Türk Devletleri Teşkilatı, doğru stratejilerle hareket edildiğinde yalnızca kültürel değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik bir güç haline gelebilir.

Bu yapı, Türkiye ve İran gibi bölgesel aktörlerle dengeli ilişkiler kurarak çok daha geniş bir etki alanı oluşturabilir.

Sonuç: Uyanık Olmak Bir Tercih Değil, Zorunluluktur

Bugün gelinen noktada gerçekler nettir:
Emperyal rekabet sona ermemiştir
Bölgesel dengeler sürekli değişmektedir
İç bütünlük, dış politikadan daha kritik hale gelmiştir

Türkiye ve İran gibi köklü devletler için mesele yalnızca ayakta kalmak değil, yön belirlemektir.

Sert gerçek şudur:
Bu coğrafyada güçlü olmayanın söz hakkı yoktur.

Ve daha da sert bir gerçek:
İçeride sağlam duramayan hiçbir yapı, dışarıda varlık gösteremez.

Tarih uyarıyor.
Mesele, bu uyarıyı ciddiye alıp almamaktadır.

Ünal Gül

Kaynak: https://ibrahimunalgul.substack.com/p/tarihin-golgesinde-bugunu-okumak