Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da AB ile ABD arasında yaşanan nüfuz mücadelesinde, “Üç Deniz Girişimi” (3SI) öne çıkmaya başladı. German Foreign Policy’deki analize göre bu bölgede AB ve Batı Avrupa ülkeleri, yenilenebilir enerjiyi ABD’nin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedariklerine karşı bir denge unsuru olarak konumlandırıyor.
Nisan ayı sonunda Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde düzenlenen ve Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki 13 AB üye devletinden oluşan 3SI zirvesinde, bölgedeki çeşitli hükümetler ile Trump yönetiminin temsilcileri, enerji tedariki, boru hatları, yapay zeka (AI) ve dijital altyapı alanlarında yeni projeler üzerinde mutabık kaldı.
Odak noktası, Güneydoğu Avrupa için yeni doğal gaz bağlantıları ve yaklaşık 50 milyar avroluk yatırım hacmine sahip Hırvatistan’daki büyük bir yapay zeka projesiydi.
Başlangıçta Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz arasındaki altyapıyı genişletmek amacıyla kurulan girişim, giderek Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da ABD’nin güç projeksiyonunun bir aracı haline geliyor.
Enerji politikası kilit bir rol oynuyor: Trump yönetimi ABD’den LNG tedarik etmek isterken, AB ise yenilenebilir enerjiye yönelme eğiliminde. Dubrovnik’te yenilenebilir enerjiye yönelik yatırımlar da onaylandı.
Üç Deniz Girişimi’nin kısa tarihi
Üç Deniz Girişimi (3SI), 2015 yılında Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarović tarafından duyuruldu.
İlk zirve, Ağustos 2016’da Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde gerçekleştirildi. 3SI, Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya) ile Vişegrád Grubu ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya) ve Avusturya’dan Hırvatistan, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’a kadar uzanan 13 AB üye devletinden oluşan bir platform.
Arnavutluk, Karadağ, Ukrayna ve Moldova da daha sonra bu platforma katıldı.
Girişim adını, üye ülkeler aracılığıyla Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz olmak üzere üç denizi birbirine bağlamasından alıyor.
Girişimin kurulması büyük ölçüde ABD’nin öncülüğünde gerçekleşmişti. ABD’li stratejistler, iki savaş arası dönem Polonya’sına ait eski bir dış politika kavramından esinlendiler: Ülkenin kurucusu Józef Piłsudski’nin, Baltık ülkelerinden Yugoslavya ve Romanya’ya kadar uzanan Doğu Avrupa ülkelerini, anti-Sovyet bir devletler kuşağı altında birleştirme planları.
2014 yılının sonlarında, ABD’li düşünce kuruluşu Atlantic Council, Polonya, Litvanya ve Romanya’daki enerji şirketlerini temsil eden bir lobi örgütü olan Central Europe Energy Partners (CEEP) ile işbirliği içinde, “Baltık Denizi’nden Adriyatik ve Karadeniz’e uzanan bir kuzey-güney koridorunun” geliştirilmesine odaklanan bir analiz yayınladı.
Üç Deniz Girişimi’nin kurucu belgelerinde de bu ABD strateji belgesine atıfta bulunuluyor.
ABD, on iki üye ülke üzerindeki etkisini genişletmek için yıllardır 3SI’yı kullanıyor.
Bunun merkezinde, Rus doğal gaz tedarikini ABD’den ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile değiştirmeyi hedefleyen enerji politikası yer alıyor.
Doğu-Batı Yerine Kuzey-Güney koridoru
Bunu başarmak için Üç Deniz Girişimi, ağırlıklı olarak doğu-batı yönünde uzanan, 1990’dan beri yenileme veya yeni inşaat için öncelik verilen ve AB’nin merkezindeki Almanya’ya yönelik olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa altyapısını, kuzey-güney bileşenleri ekleyerek genişletmeyi amaçlıyor.
Bu, sadece Akdeniz ve Baltık Denizi’ndeki limanlar üzerinden ABD’den sıvılaştırılmış doğalgaz tedarikini mümkün kılmakla kalmayacak, aynı zamanda daha genel olarak, karayolu ve demiryolu ağlarının Almanya’ya yönelmiş olmasından daha az bağımlı, bölgenin daha özerk bir şekilde gelişmesini de kolaylaştıracak. Berlin için bu, önemli bir etki kaybı anlamına geliyor.
AB’nin 2027 yılına kadar Rus gaz ithalatını kademeli olarak sonlandırma kararı sonucunda, LNG terminallerinin ve bunlara bağlı kuzey-güney boru hatlarının önemi artmaya devam ediyor.
Bu durum, Almanya’nın kendisi için de geçerli: Federal Ekonomi Bakanlığı’na göre, 2025 yılında Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki Alman LNG terminalleri üzerinden ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgazın yaklaşık yüzde 96’sı ABD’den geldi.
Bu, Almanya’nın toplam gaz ithalatının yüzde 10,3’ünü oluşturuyor.
Güneydoğu Avrupa’da Alman-Amerikan anlaşmazlığı
Doğu Avrupa’daki nüfuz mücadelesi ve bu mücadelede enerji tedarikinin oynadığı rol, en son Bosna-Hersek’te ve Saraybosna’daki Alman Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt’i çevreleyen iktidar mücadelesinde açıkça ortaya çıktı.
Schmidt’in istifası, bazı Batı Avrupa ülkeleri (özellikle Almanya) ile Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde anlaşmaları yapmaya çalışan Trump yönetimi arasındaki iktidar mücadelelerinden kaynaklandı.
Schmidt’i istifaya zorlamayı başaran ABD, eski Yugoslav cumhuriyetindeki liderlik yarışında, Schmidt’in yerine İtalyan diplomat Antonio Zanardi Landi’yi aday olarak önerdi.
Bu, AB üye ülkeleri arasına nifak sokma girişimiydi: Almanya, Washington’un önerdiği adayı reddediyor, İtalya ise onu destekliyor. Trump, Washington’ın devre dışı bırakılması halinde Bosna’ya sağlanan finansmanı keseceğini açıkladı.
Bu, Trump yönetiminin mayıs ayında Kongre’ye sunduğu Güneydoğu Avrupa’ya yönelik yeni ABD stratejisinin bir parçası. Strateji, artık “demokrasi”ye değil, güvenliğe ve ABD şirketlerinin pazara erişimine odaklanıyor.
Bugüne kadar Bosna-Hersek’e, TürkAkım boru hattı üzerinden Rusya’dan doğalgaz tedarik ediliyordu.
ABD, burada da Rus gazını, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden ithal edilecek ABD menşeli LNG ile değiştirmek istiyor.
Planlar, ABD şirketleri Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy tarafından inşa edilecek, Bosna-Hersek’e uzanan yeni bir boru hattını öngörüyor.
Schmidt, ABD’nin bu planlarının önünde engel oluşturuyordu.
Trump yönetiminin Üç Deniz Girişimi zaferi
Nisan sonunda, 10. yıldönümünü kutlayan bu yılki 3SI zirvesi ve bir iş forumu, Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde yapıldı.
Foruma, 3SI üye devletlerinden yedi cumhurbaşkanı ve başbakanın yanı sıra çok sayıda bakan da dahil olmak üzere üst düzey katılımcılar katıldı. Trump yönetiminin önde gelen temsilcileri de oradaydı.
Forumda ABD, milyarlarca dolar değerindeki enerji ve teknoloji projeleri aracılığıyla Güneydoğu Avrupa’daki etkisini genişletmeyi başardı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Dubrovnik’te yaptığı açıklamada, “ABD, Orta ve Doğu Avrupa için yeni bir işbirliği dönemini başlatıyor. Bu ortaklık, enerji genişleme gündemine yönelik karşılıklı desteğimize dayanıyor” dedi.
Bunu vurgulamak amacıyla Wright, Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenković ve Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Borjana Krišto, “Trump Barış Boru Hatları Çerçevesi”ni başlatmak üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.
Anlaşma, Bosna-Hersek’i Hırvatistan’ın doğalgaz şebekesine ve Krk adasındaki LNG terminaline bağlayan “Güney Bağlantısı” projesiyle ilgili.
Zirvede, Polonya Enerji Bakanı Miłosz Motyka da bölgenin nükleer enerjinin rolünü güçlendirmeye yönelik ilgisini vurguladı. Motyka’ya göre bu, “yeni güvenliğin temel taşı.”
Enerji girişiminin yanı sıra, ABD’li yatırımcılar Hırvatistan’da devasa bir yapay zeka ve veri merkezi kurmayı planlıyor.
Pantheon Atlas yatırım grubu ile Hırvat Končar Grubu, toplam yatırım tutarı yaklaşık 50 milyar avro olan bir yapay zeka kampüsü için bir mutabakat zaptı imzaladı.
Bu yatırım hacmi, Hırvatistan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yarısını aşıyor.
Veri merkezi için gerekli olan gigawatt kapasitesi, Zagreb gibi büyük bir şehrin elektrik talebiyle karşılaştırılabilir.
Hırvatistan, elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını, diğer kaynakların yanı sıra Krk’taki LNG terminali üzerinden ithal ettiği doğalgaz ile karşılıyor.
Enerji dönüşümünün dış politikaya etkileri
Dubrovnik’teki zirvede, bölgesel altyapı için yeni bir fon da kuruldu. Fon, hidrojen üretimi, sınır ötesi altyapı, yenilenebilir enerji ve elektrik şebekesinin genişletilmesine yönelik ortak yatırımlara kaynak aktarmayı amaçlıyor. Bu tür projelere en az iki milyar avro yatırım yapılması planlanıyor.
Karşılaştırma amacıyla şu veriler önemli görünüyor: 2016 ile 2025 yılları arasında doğalgaz projelerine dört milyar avrodan fazla yatırım yapılmıştı.
Öte yandan yenilenebilir enerjiye doğru gerçekleşen bu geçiş en azından kısmen beraberinde yeni bir dış politika odağı da getiriyor.
Sıvılaştırılmış doğalgaz esas olarak ABD’den ithal edilirken, yenilenebilir enerjinin kullanılması için gerekli altyapı için durum böyle değil. Çoğu durumda bu altyapı Avrupa’dan geliyor.
Kaynak: Harici
7DENIZ – Haber Linki İçin Tıklayın !
DemirHindi
20 Temmuz 2026 – 14:16


