Onu giyme, herkes ne der, öyle bakma, herkes ne der, böyle gülme herkes ne der… Toplumumuza yön veren yaşam kurallarını ‘’eller ne der’’ diye özetleyebiliriz. Bireyin bütün davranışlarını bu ‘’ne derler’’ kısıtlamasıyla gemlemek ülkemizde daha çocukluktan başlayan bir terbiye biçimi. Kişinin özgürlüğünü başkalarının değer yargılarına göre sınırlamak pek çoğumuzun alışık olduğu bir durum. Kimileri bunu ‘’mahalle baskısı’’ olarak da adlandırıyor. Ama bu tür bir anlayışın politikaya uygulanmasıyla YENİ karşılaşıyoruz.
YENİ partinin temel ilkesi ‘’ne derler’’!… Adı Özgür olan bir politikacı kurduğu partide ilk adımı ‘’eller ne der’’ kaygısı üzerine oturtuyor ve kendi özgürlüğünü bu kaygıyla sınırlıyor. Aslında strateji yeni değil. ÖÖ’nün bölüp terkettiği parti de KK yönetimi altında yine aynı hesapla hareket etmiş ve ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilmişti. ÖÖ toplumu ileri götürecek, ufuk açacak, umut aşılayacak, heyecan yaratacak projelerle harekete geçirmek, yeni bir dinamik yaratmak yerine, içinden çıktığı eski parti yönetimi gibi kuyrukçuluğu seçti. Toplumun en gerici unsurlarının ortaya attığı savları benimseyerek ve onlardan daha da tutucu olduğunu ispatlama yarışına giren CHP hem kendi geleneksel seçmen kitlesini küstürmüş, hem de AKP propagandasına daha açık kesimleri yanına çekmekte başarısız kalmıştı. Mısır’dan ithal Ekmeleddin, sağcı partilerle ortak masa, Menderes katilinin mezarına gidip ‘’helalleşme’’, türbanı yasalarla garantiye alma gibi oportünist, ilkesiz hamlelerle AKP seçmeninin beğenisini almayı planlarken ‘’atı alan Üsküdar’ı geçmişti’’. Ve Erbakan’ın dediği gibi, ‘’orijinali varken’’ halk kopyasına oy vermemişti. İşlevsizleşen muhalefet saflarına yeni bir atılım kazandırma ve iktidar partisinin yasadışı baskı rejimine karşı çıkma savıyla Yeni bir parti kuran Özgür Özel daha ilk baştan karşı çıktığı rejimle işbirliğine girdi. Düşünceleri veya politik eğilimleri yüzünden hapse atılmış onca gazeteci, aydın, belediye başkanı, seçilmiş millet vekili, hatta Nasuh Mahruki gibi bir halk kahramanı varken, onların durumunu dile getirmek, haklarını savunmak yerine, elinde silahla kanlıeylemlere girişmişlerin özgürlüğünü savundu ve dikta rejiminin yasal bir çerçeveye oturtulmasını onayladı. Bu ilkesiz bir ‘’ne derler’’ hesabına dayanan zavallılıkla kendine destek verenler arasında büyük bir kırgınlık ve parçalanma yarattı. ‘’Strateji’’, ‘’tuzağa düşmemek’’ süslemesiyle ilkesizliği haklı göstermeye çalışırken asıl tuzağı göremedi ve büyük ihtimal Ankara’daki Nato zirvesinda planlanan bu tuzağın orta yerine başaşağı yuvarlandı. Sadece yeni bir parti kurarak CHP’yi yarı yarıya boşaltmakla kalmadı, yeni kurduğu partiye gelenler arasında da büyük hayal kırıklığı ve bölünmeler yarattı, herkesibirbirine düşürdü, kendi politik geleceğini de daha baştan ipotek altına soktu. AKP bile attığı taşın böylesine büyük bir ballı börek olarak kendine döneceğini beklemiyordu herhalde.
‘’Ne derler’’ mantığından yola çıkarak ‘’strateji’’ yapmadan önce, ÖÖ keşke dağdaki çobana, tarladaki köylüye, inşaattaki ırgata bir sorsaydı ne denileceğini, bu stratejinin doğru olup olmayacağını. Yanıtını hemen alırdı, kafasına fırlatılacak bir kazma kürekle. Çünkü bir önceki seçimlerde AKaPe’nin CHP’ye karşı kullandığı en büyük yıpratma taktiği ‘’teröristlerle işbirliği yapıyorlar’’ söylemiydi. Ege bölgesinde bile CHP’ye oy veren çeşitli kesimden pek çok seçmen bu nedenle fikir değiştirdiklerini, ‘’teröristlere destek veren parti’’ diye tanıtılan CHP yerine oylarını AKaPe’ye yönelttiklerini belirtiyorlardı. Tebdili kıyafetle kahveleri denetlemeye çıkan kimi Osmanlı padişahları gibi ÖÖ de keşke ülkeyi şöyle bir dolaşsaydı ve yanında gerçekleri perdeleyen adamları olmadan, halkın ne dediğini kendi kulağıyla duysaydı. İşte o zaman sağlam bir stratejiyle AKaPe’nin taktiğini ona karşı kullanabilir, halkı kendine yaklaştırabilirdi. ‘’Görün işte, teröriste kim destek veriyor, bunu barış diye sizlere yutturmaya çalışıyorlar, biz bunu onaylamıyoruz’’ diye çerçeve yasa denen planı bozabilir, sağcı seçmenin bile desteğini kazanırdı. Ve ülkeyi Kürt-Türk diye ayrıştırarak barış yerine savaşa sürükleyen demagoji cambazlarının karşısına sapasağlam bir kale gibi dikilebilirdi. Ama ülke gerçeklerinden bu kadar habersiz, halkın nabzını tutmaktan aciz Yeni Parti lideri ABD tarafından kendisine biçilen kostümü giymeyi büyük bir strateji sandı. Zelinski’ye giydirilen haki renkli asker fanilası, sakalları kesilip boynuna kravat takılan, üzerine pantolon ceket biçilen ve adı bile Ahmet El Şara’ya çevrilen El Colani’den sonra bizim devşirmeye de ıslak gömlek uygun görüldü. Ne yazık ki ‘’Yetmez ama Evet’’ diye özetlenebilecek yanlış ‘’stratejiyle’’ ıslak gömlek çok kısa sürede çamura battı ve ancak Saraya paspas olabilir.

Nur DOLAY


