Ateş hattında rotasını koruyanlar…

Denizcilik çoğu zaman görünmez bir meslektir. Görünür olduğunda da ne yazık ki kazaları ve kazaların yarattığı tahribatı ve can kayıplarını biliriz. Oysa raflarda gördüğümüz ürünlerin, limanlara ulaşan tahılın, fabrikalara giden hammaddenin arkasında aylarca evinden uzak yaşayan insanlar var… Bu bile başlı başına hüzünlü pek çok yaşam hikayesini içinde barındırmasına rağmen bizler çoğu zaman yükün zamanında ulaşıp ulaşmadığını konuşuruz; o yükü taşıyan insanların hangi şartlarda görev yaptığını ise pek düşünmeyiz. Bu sebeple bu ayki yazımı görünmeyen yaşamların kahramanlarını düşünerek yazmak istedim.

Son günlerde özellikle Karadeniz’de görev yapan birçok denizci yalnızca evlat, eş dost hasretiyle, denizin zorlu doğasıyla mücadele etmiyor. Aynı zamanda savaşın yarattığı belirsizlikle de her gün yüzleşiyor.

Karadeniz, bugün yalnızca askeri çatışma alanı değil. Drone saldırıları, füze tehditleri ve iletişim kesintileri, yalnızca savaş haberlerinin konusu gibi görünüyor. Ancak bunlar, dünya ticaretini omuzlayan sivil denizcilerin de günlük gerçeği. İşte o sessiz gerçek, dümenin başında rotasını korumaya çalışan bir kaptanın omuzlarına her gün çöküyor. Aynı endişe makine dairesinde görevini sürdüren bir mühendisin de yüreğine yerleşmiş durumda. Tabii ki evine ne zaman döneceğini bilmeden yükünü teslim etmeye çalışan tüm denizcilerin kalbindeki en büyük endişe halini almış halde…

Bugün bu gerçekleri Karadeniz özelinde yazıyoruz. Oysa savaş bölgelerinde görev yapan sivil denizcilerin yaşadığı bu riskler yeni değil. Geçmişte de vardı, ne yazık ki gelecekte de var olmaya devam edecek gibi görünüyor. İşin belki de en düşündürücü yanı ise şu: Uluslararası hukuk, savaşlarda sivillerin korunmasını temel bir ilke olarak kabul ediyor. Cenevre Sözleşmeleri ve bunlara ek protokoller, çatışmaların taraflarına askeri hedeflerle siviller arasında ayrım gözetme yükümlülüğü yüklüyor. Teorik olarak bu koruma, silah taşımayan, çatışmanın tarafı olmayan herkesi kapsıyor. Sivil ticaret gemilerinde görev yapan denizciler de bu kapsamda değerlendirilmesi gereken insanlar. Ancak savaşın karmaşık ve öngörülemez doğası, hukuk metinlerinde yazılı olan ile sahada yaşanan arasındaki mesafeyi her geçen gün biraz daha görünür kılıyor.

Denizcilik sektörü yine gemileri, tonajları, navlunları ve teslim sürelerini konuşacak. Bunların hepsi elbette önemli. Ancak bazen durup, o çeliği hareket ettiren insanların da görünür olmasına ihtiyaç var. Çünkü küresel ticaretin gerçek taşıyıcıları yalnızca gemiler değil; ateş hattında dahi görevini bırakmayan, isimsiz denizcilerdir…

Son olarak 7Deniz Haber’e ulaşan en son gelişmelerden birini paylaşmak istiyorum: Rusya’nın Kavkaz bölgesine yük almaya giden Türk bağlantılı bir ticaret gemisi, sadece iki gün içerisinde üç ayrı drone saldırısına maruz kaldı. İlk saldırıda yakındaki bir geminin hedef alınması sonucu şarapnel parçaları ticaret gemisine isabet etti. Ardından aynı gün içerisinde gerçekleşen iki ayrı saldırıda ise geminin kıç bölümü ağır hasar aldı; acil durum jeneratör dairesi vuruldu, yangın çıktı, filika tamamen yandı, güverte ve bordalarda ciddi yapısal hasarlar oluştu. En büyük teselli ise hiçbir denizcinin hayatını kaybetmemesi oldu.

Ne var ki yaşananlar bununla sınırlı değil. Mürettebatın yaptığı yardım çağrılarına uzun süre cevap verilmediği, iletişim sistemlerinin çalışmadığı, uydu haberleşmesinin kesildiği, internet erişiminin tamamen ortadan kalktığı ve geminin Rus karasularını terk etmesine izin verilmediği yönündeki iddialar, savaşın deniz ticaretini ne derece çıkmaza sürüklediğini gösteriyor. Başka sektör kaynaklarından gelen bilgiler de tabloyu doğruluyor. Yaklaşık 20 gün önce aynı bölgede bulunan başka bir geminin yanaşma manevrası, gözlerinin önünde başka bir ticaret gemisine yapılan drone saldırısı nedeniyle iptal ediliyor. Taman Limanı’nın vurulmasının ardından günlerce yükselen dumanlar izleniyor. Gemi kaptanları yaşam mahallini koruyabilmek için yük kapaklarını açık bırakacak kadar olağanüstü tedbirler almak zorunda kalıyor.

Artık Karadeniz’de seyir planı yapılmıyor; hayatta kalma planı yapılıyor. İletişim sistemlerinin çalışmadığı, limanlarda pasaport ve gemiadamı cüzdanlarının alınarak gemilerin limandan ayrılmasının fiilen zorlaştırıldığı yönündeki anlatımlar ise denizcilerin içinde bulunduğu psikolojik baskıyı daha da artırıyor. Tüm bunlara rağmen Karadeniz’de yaşanan bu durumu engelleyecek herhangi bir önlemin alınmıyor olması düşündürücü. Düşündürücü olan bir mevzu da Karadeniz’in Hürmüz Boğazı kadar gündem olamaması…Bu konudaki takdiri sizlere bırakıyorum.

Açık olan bir diğer gerçeği dile getirerek bitirmek istiyorum; artık gemiadamları Karadeniz’e haklı olarak gitmek istemiyor. Çünkü mesele artık yalnızca ticaretin sürdürülebilirliği değil; ekmeğini denizden kazanan masum insanların eve sağ salim dönebilmesi…

Bu vesile ile bugüne kadar hayatını kaybeden masum denizcilere Allah’tan rahmet, yaralananlara da acil şifalar diliyorum.

Kalın sağlıcakla…

İbrahim Kocamış

7DENIZ – Haber Linki İçin Tıklayın !
DemirHindi
19 Ağustos 2026 – 13:36