“Bir Saç Örgüsü Vakası”

Yaklaşık son bir hafta on gündür memlekette “Bir Saç Örgüsü Vakası ” gündeme damgasını vurdu ve toplumda çok ciddi polemiklere varan tartışmalar yaşandı. Bir iki gündür sular biraz duruldu ve ben de bu konuyu şöyle sakince hep beraber bir ele alalım istedim. Önce bir olayı tam ve eksiksiz olarak hatırlayalım elimizdeki verilere göre çünkü dijital platformlarda takip ettiğim kadarıyla o kadar çok insan olayın tam olarak ne olduğunu anlamadan, bilmeden, hatta olaydan haberi olmadan o kadar keskin de tepkiler verdiler ki. Bir defa önce bu durumu bir tam ve eksiksiz olarak verilere dayalı öğrenelim. Suriye’de Rakka’da bir YPG’li Kürt Kadın Militan, HTŞ’li, kesin olmamakla birlikte iddialara göre Türkiye’ye ikamet ettiği ve IŞID üyesi de olduğu söylenen Rami El-Daash adlı kişi çarpışma halindedir. Orada bir savaş var ve nihayetinde bir tarafın diğer tarafı yok etmesi beklenen “doğal sonuç”. Bazı kaynaklara göre YPG’li kadının öldürüldüğü, bazılarına göre ise esir alındığı söyleniyor. Bu yazıyı kaleme aldığım sırada henüz bu durum kesinlik kazanmamıştı.

Ancak her iki durumda da bundan sonra olan gelişmeler de dünyayı da ayağa kaldırdı çünkü Rami El-Daash bu Kürt kadının saç örgüsünü kesti bir tür “ganimet” olarak, ki bu durum bile aslında açık “Savaş Suçu” dur Uluslararası Hukuka göre, ve bu da yetmezmiş gibi bir de bu eyleminin görüntülerini zafer edasıyla Sosyal Medya’da bütün dünyaya yaydı ki bu da daha önemli ikinci bir savaş suç aslında. 21.yy’da savaslar artık sadece cephede yapılmıyor, asıl muharebe alanı artık Sosyal Medya. Bu görüntüler yayılınca bu rezalete dikkat çekmek için ülkemizde bulunan Kürt kökenli kadınlarımız, DEM partinin de destek verdiği, aslında son derece de yaratıcı, kimseye zarar vermeyen bir eylem başlattılar. En temelde vücut bütünlüklerinin bu saldırıyla asağılanarak bozulması, onurlarının incitilmesi, o kadının kimliğinde aslında “2.Cins, Aşağı Cins” olarak algılanan kadınların tamamını da hedef alan bir saldırıydı bu. Pek tabii DEM Parti’nin de temsil ettiği bir kısım Kürt kökenli yurttaşımızın siyasal hedefleri de vardır bu eylemde etnik güçlü bağları da olduğu için bu Kürt kadınla ama ben bu yazımda konuyu farklı bir bakış açısıyla ele almak istediğim için zaten günlerdir bir biçimde durmadan yazılan, çizilen ve de hem Kürt hem Türk taraflarca kişisel görüşüme göre adeta temcit pilavı haline getirilen ve beni de canımdan bezdiren konulara girmeyeceğim. Makalelerimdeki tek somut amacım artık tüm okurlarımın da bildiği gibi verilere, belgelere dayalı , mümkünse yenilikçi farklı bakış açılarını gündemimize imkanlar ölçüsünde taşımak, hep birlikte düşünmeyi, tartışmayı değerlendirmek.

Bu çok yaratıcı ve yenilikçi bulduğum eylemse Kürt kadınlarının kameralar karşısına geçip saçlarını ördükleri videolar paylaşmalarıydı. Kızılca kıyamet koptu memlekette sanki saç örmek toplumsal barış ve huzuru tehdit edici, vatana ihanet anlamına gelen, binlerce insanın katledilmesine sebebiyet veren bir terör eylemiymiş gibi algılanması sebebi ile. Önce Kürt kadınları saclarını örmeye basladılar, sonra pek çok Türk kadını eyleme destek verdi, derken Fransızlar, İtalyanlar , Belçikalılar vs pek çok kadın bu eyleme uluslarası çapta sahip çıktı. Neden biliyor musunuz ? Bana göre “Paramiliter Cihatçı Bir Terör Örgütü” olan ama ABD’nin açık desteği ile bugün Türkiye’nin de resmî olarak tanıdığı ve desteklediği “Suriye’nin Resmî Ordusu” HTŞ’li bu eylemi ile o kadını sadece Kürt olduğu için değil kadın olduğu için aşağıladı.

Bugüne değin bu durum için tek bir yorum yazdım ; Kadının etnik kimliği hiç önemli değil. Bu saldırı kadın üstünde maalesef hemen her platformda, ülkede uygulanan “Erkek Şiddeti” nin çok somut bir göstergesidir ve bu saldırı o Kürt kadının kimliğinde bütün kadınlara yapılmıştır. Bu saldırı özünde bir “Kadın Sorunu” dur ve kurbanın etnik kimliğinin hiç bir önemi yoktur ” İşe tam da benimle aynı duygu durumunu paylaşan Türk olsun dünyanın çeşitli ülkelerinde olsun milyonlarca kadın Kürt kökenli kadınların başlattığı bu eyleme büyük destek verdi. Onların bir kısmının siyasal görüşlerine, hesap ve hedeflerine destek verdikleri için değil, kadınlık onurları incindiği için tepkisiz kalmadılar özünde. Dünyanın ortak kültüründe ve hemen her yerinde kadın saçına öncelikle dinsel de değil kültürel bir önem verilmiştir. Bu sebepten de bu eylem ayrıca karşılık buldu kuşkusuz.

Olay Rakka’da geçti Rakka HTŞ’nin kontrolünde olan bir bölge ve orası bir anlamda köktendinci DAEŞ’in merkezi. Sosyal yaşam tamamen İslamî kuralların en sert sekliyle uygulandığı bir yer ve bütün kadınlar kara çarşaflı. Eğer durum tersi olsaydı ve bir Kürt Militan bir Rakkalı kadını kameralar önünde soysaydı hem o kadın hem o toplum bunu çok aşağılayıcı bir eylem olarak kabul etmez miydi ve tepkisini de bulabildiği her yöntemle dile getirmez miydi? Bu HTŞ’li eylemleriyle öncelikle bütün kadınları ve kuşkusuz Kürt Toplumunu çok ciddi bir sekilde aşagıladı, onurlarına saldırdı. Bu durumun hukuken de bir “Savaş Suçu” olduğu düşünülecek olursa bu noktada madem Suriye kurumsal bir devlet HTŞ’de onun resmî ordusu, bu askerini kendi mahkemelerinde bu eylemi sebebi ile yargılamalı ve ceza vermeli. Bunu yapmalı ki “Hukuk Devleti” olma yolunda bir adım attığını bütün dünya da biz de görüp anlayalım.

Türk Kimliğini “Atatürk Milliyetçiligi” bağlamında tam benimsemiş bir siyasal duruşa sahip bir birey olduğum, bu konudaki netliği kesin olan bir insan olduğu çok bilinen bir insan olarak da bu eyleme ben de temsili bir görselle destek verdim çünkü ağır bir “İnsan Hakkı, Kadın Hakkı İhlali” vardı olayın akışında. Ben de hem bir kadın hem özellikle bir kız çocuğu annesi olarak olarak mağdurla bir çeşit duygusal bağ kurabildim çünkü biliyorum ki Daeş ve HTŞ üyeleri zaten bana da siyasal duruşları sebebi ile hiç bir yaşam hakkı da tanımıyor. O Kürt kadının yerinde ben de olabilirdim, olmamam için hiç bir sebep de yok aslında. Bugün bir kadın olarak kayıtsız kaldığım, taraf olmadığım bir saldırı gelecekte bir gün benim de, emek emek yetiştirdiğim özgür bir birey olan kızımın da, yüzlerce kız öğrencimin, pek çok kadın arkadaşımın da başına gelebilir, gelmemesi için de, efsunlu değiliz, hiç bir sebep yok. Diğer yandan toplumun da bir şekilde kutsiyet atfettiği bir saç örgüsünün kesilip ganimet yapılması ile , hele ki kendi tercihi doğrultusunda başını örtmüş bir inançlı Müslüman kadının zorla başörtüsünün çıkartılması arasında da en ufak bir fark yoktur. Bir tarafın insan hakkı aslında diğer tarafın da insan hakkını teminat altına alıyor anlaşıldığı gibi.

Haydi gelin bir de şu “Saç Örgüsü” nün tarihçesine bir göz atalım. Biraz Arkeoloji, biraz Sanat Tarihi, biraz Sosyoloji, biraz Antropoloji, biraz Tarih bilgisi olan hemen herkes saç örgüsünün ilk kez Mısır’da kullanıldığını bilir. Bir gün bir “Antik Mısırlı Saç Tasarımcısı” bir model yaratmış, hem kadınların hem erkeklerin saçlarını örmüş, bu akım o günden sonra bütün dünyaya yayılmış. Belki bu “Antik Mısırlı Saç Tasarımcısı”, adını bilmesek de, Tarih’in bu alanda en başarılısı. Sac Örgüsü Yunan, Roma, Kelt, Avrupa, Küçük Asya, Ortadoğu, Asya, Uzak Doğu, Rusya, ABD , aklınıza gelecek her kültürde var hem erkeklerde hem kadınlarda üstelik. Haydi bize göre en uç örneğini vereyim Japon Kültüründen. Kadınları zaten geçtim klasik güreşçileri Samurai’lar bile saclarının bir kısmını kazıtırken en tepedeki bölümü uzatır ve örerler.

Bu olay gündeme geldiğinden beri bir kısım Kürt guruplar keskin bir biçimde saç örgüsünün Kürtlere, karşı Türk gruplar ise saç örgüsün bir Türk kültür ögesi olduğunu bıkmadan, usanmadan hem de adeta açık düşmanlığa varan çok keskin ifadelerle iddia edip durdular. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim, sonunda sinirden gülmeye karar verdim. Yahu sizler hiç mi bir müzeye gitmediniz, hiç mi antik dünyaya ait bir fresk, bir kabartma görmediniz de bu iddialarda bulunuyorsunuz. Bunun adı ne biliyor musunuz “Tercihli Cehalet” artık bu çağda. Bu tartışmaların sonucunda Kürtler saç örgüsünün kendi kültürel unsuru olduguna Türkler de tabii ki kendi kültürel öğesi olduğuna karar verdi. Kusura bakmayın ikinizin de kültürel unsuru değil. Dünyanın ortak kültürel unsuru bir “Antik Mısırlı Saç Tasarımcısının ” icadı olan. Bu adeta akıl tutulması tartışmalar son derece keskin bir dille sürerken ben şunu düsündüm; Binlerce yıldır birlikte yaşamış, kız almış, kız vermiş, milyonlarca ortak çocuğa, evlada sahip bu iki toplum nasıl bu hale geldi ki bir saç örgüsü bile adeta savaş nedeni gibi algılandı tabii sadece siyasal tercihler sebebi ile de degil cehaletin de katkısıyla ? Kürt ve Türk evliliklerinden doğan ortak çocuklar ne oldu ? Onlar o nefretten uzak, masum yürekleri ve beyinleri ile ebeveynlerinin, büyüklerinin yansıttıgı bu nefreti nasıl algılıyorlar ? Nasıl birbirlerini sevecekler ve kendilerini bu toplumda kimliklendirecekler ? Bu karşılıklı nefret söylemleri 20-25 yıl sonra, onlar erişkin olduklarında ne gibi bir karşılık bulacak ? Belki de aynı zamanda bir eğitimci hassasiyetidir benim bu durumum, böyle düşünmem ama herkes de düşünmeli derim.

Gelelim kadının saçının kutsiyeti meselesine. Toplumlara ve dinlere göre kutsaldır, kadınların saçına her nedense dokunulmaz. Bu kültür dünyanın hemen bütün kültürlerinde vardır dinlerden çok önce. Örneğin İtalya Sicilya’da bir düşmanınızın eşinin, kızının, bir kadının aile ferdinin sacını cezalandırma amaçlı kesin, değil sizi ailenizin bütün erkeklerini katlederler. Antik çağlarda Kral eşlerine savaşı kaybetmeleri halinde aşağılama amaçlı en sık uygulanan cezalardan birisidir saç kesme. Kral, İmparatorlar hatta bizim tarihimizde Yıldırım Beyazıt’ın karısına da uygulanmıştır bu ceza . Türklerde inanç Şaman Kültüründen başlamak üzere “Erkeğin atına silahına, kadının saçına dokunulmazdır” . Nedendir bu kudsiyet ? Bilinmez, ola gelmiş. Ola gelen sonra Semavi Dinlere de gecmiş. İlk Semavî Din olan Yahudilik’de kadının da baş kapalıdır, hatta erkeğin de Kipa denen takke ile. Siz bugün büyük bir kısmınız Yahudilik’de kadınların başları açık zannediyorsunuz degil mi ? Yanılıyorsunuz. Ortodoks Yahudi kadınlar evlendikleri gün saçlarını kazıtırlar. O saç, güzellik, kocaya aittir sadece. Sonra kafalarına bir peruk takarlar. O sac zannettiginiz sey Peruktur ve üstüne de ya güzel bir şapka giyer ya da kücük, sembolik bir eşarp takarlar çogunlukla. Yaşamları boyunca da kocaları dısında hiç bir erkek de kadınların saçlarını bir daha asla görmez. Hristiyan Kültürüne baktıgğımızda da aynı durumu görürüz. Resim sanatını çok fazla ve güzel kullanan bu kültürde görsel malzeme de çok .

Sizler hiç Meryem Ana ve Hz. İsa’nın kadın Havarilerinin başlarında örtü olmayan bir freskini, bir tablosunu bir ikonunu gördünüz mü ? Hep sacları örülüdür. Kaldı ki bugün rahibelerin de ayin yaparken rahiplerin de basları kapalıdır. İslam Kültürü zaten iyi bildiğimiz bir kültür, güncelimiz, varoluşumuzun bu Coğrafya’da bir doğal parçası aynı zamanda Dinsel ve kültürel bu alt yapı, erkekler belki farkında olmayabilir ama kadınların duygu durumunda da çok etkilidir bu konuda hiç bir genel toplumsal farkındalık olmasa da. Erkekler durmadan kadınların sıkıntılı süreçlerinde kuaföre gitmesini espri konusu yaparlar. Hiç bilmezler bu saç meselesinin önemini. 2017 yılında Kanser tanısı aldım. Artık bütün yasantım degişmiş, yepyeni bir dünya ve dengelerin içinde bulmustum kendimi. O güne değin ben de sağlıklı bir birey olarak herkes kadar tabii ki Kanser Olgusuna gerekli duyarlılığı göstermiştim ama işin içine girmek, kendini bambaşka ve hayatının varoluş mücadelesine başlamak bambaşka bir deneyimmiş.

Benim saclarım dökülmedi ama saclarımı 3 numaraya vurdurdum, zerre kadar da üzülmedim. Ancak pek çok kadın arkadaşımın saçlarını kaybederken çok derin bir duygusal sarsıntı yasadığını, ölümcül sonucları olacak bir hastalıktan çok saclarını yitirmekle agır bir duygusal travma yaşadıklarını fark ettim. Bu durum beni çok üzdü ve bir seyler yapmak gerektigini düsündüm. Kadınlar için en çok yapılan Kanser Dayanışma Kampanyası da çesitli peruk kampanyalarıydı ve bu çok nadan bir yaklasımdı hani adeta kör göze parmak misali, bana göre. Bir yandan hastalığımla mücadele ederken bir yandan da ‘Saçsız da Güzelim ” adlı dayanışma amaçlı bir Sosyal Medya Projesi geliştirdim. Projenin özü Kanser Hastası kadınlarımızın bana saçsız fotograflarını gönderip benim de o fotografları kamuya yaymam ve onayları doğrultusunda öykülerini paylaşmamdı. Binlerce kafanızın saçsızlıklarını artık bir utanç, travma olarak yaşamak yerine, peruklarını attılar, saçsız baslarıyla, hastalıkla mücadelelerini gururla taşıyarak hem Sosyal Medya’da hem her türlü kamusal alanda kendilerini gösterdiler Proje’ye destek vermek, travmaları ile yüzleşmek amacıyla.

Bir sabah sisteme girdiğimde hayatımın şoklarından birini yaşadım. Google çalışmalarımı fark etmiş, bu iyi niyetli çalışmaya değer vermiş ve dünyanın istisnasız bütün dillerinde “Beautiful&Bold” sloganıyla Kampanyayı duyurmuştu. Dünya geneli milyonlarca kadın nihayetinde bir Türk Kadının geliştirdiği, her etnik ve etnodinsel gruptan TC Vatandaşları Kadınlarımızın sonsuz desteği ile gelişen Türkiye çıkışlı belki en büyük Sosyal Medya Projelerinden birisi ile ülkemizin adı ile dünyaya sunmuş ve hep birlikte başarmıştık. Bu Proje’den sonra Peruk Kampanyaları da bitti. Bugün kadınlar saçsızlıkları ile daha barışık ve daha mutlu. Ama saç önemlidir kadınlar için ve o saça yapılan hiç bir saldırı da kabul edilemez. Saç kadın bedeninin bir parçasıdır. Bir de böyle bakın bakalım, bir “Kadın Bakış Açısı”ndan şu “Saç Örgüsü Vakası”na bir ara siyasi çatışmalarınızdan, nefret duygularınızdan kurtulabilirseniz. “Kürt Bacılar ” da Kadın Hakları ile ilgili iyi bir iş yaptılar.

Müge Ataman