Her olumsuzluğu savunmak mümkündür; her hatayı cezalandırmak da.
Ancak adalet, yalnızca cezalandırma refleksiyle işletildiğinde değil, hakkaniyetle birleştiğinde vicdanları tatmin eder.
Son döneme damga vuran genç teğmenler üzerinden yürütülen tartışmaları yalnızca bir disiplin meselesi olarak görmek eksik olur.
Yaşananlar, Cumhuriyet değerleriyle kurulan bağın giderek zayıflatıldığına dair bir duyarsızlığın işaretlerini verdiği izlenimini doğurmaktadır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırası üzerinden yürütülmeye çalışılan tartışmaların kamu vicdanında derin bir rahatsızlık yarattığı da açıktır.
Özellikle meslek hayatlarının henüz başında olan genç subayların, siyasi tartışmaların merkezine çekilmesi doğru bir yaklaşım değildir.
Askerlik yalnızca bir meslek değil; bir yaşam biçimi, bir etik duruş ve ağır bir sorumluluk bilincidir. Günlük siyasi hesaplara alet edilemeyecek kadar köklü bir tarihsel miras taşır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal yapısı ve disiplini elbette önemlidir. Ancak bu disiplin, ölçüsüz ve orantısız kararlarla değil; adaletle ve hakkaniyetle güçlenir.
Kamuoyuna yansıyan gelişmeler, “adalet duygusu”nu beslemek yerine yeni soru işaretleri doğurmaktadır.
Genç subayların sergilediği tutumda açık bir meydan okuma görmek güçtür. Aksine, aldıkları eğitimin özü olan ahde vefa, dayanışma ve meslek onuru vardır.
Bu tür davranışların yıllardır süregelen gelenek ve ritüeller bağlamından koparılarak değerlendirilmesi, iyi niyetli bir yaklaşım olarak okunamaz.
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da söylediği gibi: “Her şey insanın içinde yaşadığı ortama bağlıdır.” Tanık olduğumuz tablo da budur.
Empati yoksunluğu, peşin hükümler ve siyasi refleksler; sağduyunun önüne geçmiştir.
Oysa askerlik mesleğinin temeli şeref, onur ve sadakattir.
Bu değerler kimi zaman bir tören alanında, kimi zaman bir sınır hattında, kimi zaman da sessizce verilen bir kararla sınanır. Asıl mesele, bu sınavlardan geçerken kamu vicdanını yaralamamaktır.
Teğmenler üzerinden verilen mesaj, yalnızca onları değil; kuruma güven duyan geniş bir toplumu da etkilemektedir. Oysa olması gereken, farklı görüşleri bastırmak değil; sağduyu, ölçülülük ve adalet duygusunu güçlendirmektir.
Bazı teğmenler hakkında verilen olumlu idari yargı kararlarının beklenmeden uygulanması, kurumu güçlendirecek ve kamuoyundaki olumsuz algıyı giderecektir.
Zaman her şeyin ilacı olabilir, ancak bazı yaralar zamanla değil, doğru kararlarla iyileşir. Unutulmamalıdır ki zaman, şimdiki zamandır.
Hukuk sistemimiz içinde Askerî Yargı’nın yeri her zaman tartışılmıştır. Ancak böylesi durumlarda, adaletin hızlı ve güvenilir biçimde tesis edilmesi açısından varlığı hayati bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Son sözse; Adalet, devletin şemsiyesidir.
İsmet Hergünşen



