Özet: Son 55 yılda ABD ve İsrail’in uyguladığı ekonomik yaptırımlar, askeri müdahaleler ve hukuku hiçe sayan operasyonlar, milyonlarca insanın hayatını etkiledi. Irak, Venezuela ve İran üzerinden yürütülen politikalar, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi tartışmalar yaratıyor. Gazze’deki çatışmalar ve Maduro’nun kaçırılması gibi örnekler, bu iki ülkenin meşruiyetini giderek zedeleyen bir sürecin parçası olarak öne çıkıyor.
Sessiz Savaş: Yaptırımlar ve Ekonomik Abluka
1970’lerden bu yana ABD, ekonomik yaptırımları bir silah gibi kullanarak diğer ülkelerin iç siyasetine müdahale etti. Başlangıçta yalnızca hükümet yetkililerini hedef alan sınırlı yaptırımlar, zamanla tüm ekonomileri abluka altına alan kapsamlı bir baskı aracına dönüştü.
Irak, Küba, İran ve Venezuela bu politikanın en ağır bedelini ödeyen ülkeler oldu. Bu yaptırımlar, yalnızca hükümetleri değil, çocuklar, yaşlılar ve hastalar gibi en savunmasız grupları doğrudan hedef aldı. Elektrik ve su altyapısının çökmesi, ilaç ve gıda kıtlığı milyonlarca insanın hayatını tehdit etti.
Irak’ta uygulanan yaptırımlar, sivil altyapıyı çökertti ve “İnsani Programlar” bile uzun vadeli yıkımı telafi edemedi. Küba’nın altmış yılı aşkın ambargosu sağlık ve enerji sistemini felç etti. İran’a uygulanan “maksimum baskı” politikası, temel ilaç ve sağlık hizmetlerini engelledi. Ek olarak, uluslararası bankaların “overcompliance” (aşırı uyum) uygulaması, insani yardım ticaretini bile bloke etti. Bu durum, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılayamamasına yol açtı.
Irak Savaşı ve Kitlesel Yıkım
2003’te ABD, Irak’a müdahale gerekçesi olarak “kitle imha silahlarının varlığını” öne sürdü. Ancak kısa süre sonra bu iddiaların tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı. Bu sahte gerekçe ile başlatılan savaş, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiledi.
İşgalin ardından altyapı çöktü, eğitim sistemi felç oldu ve ekonomik çöküş milyonlarca insanı yoksulluk sınırına itti. Yüz binlerce sivil hayatını kaybetti, sağlık sistemi çöktü ve ülkedeki orta sınıf büyük ölçüde yok oldu. Bu örnek, modern çağın en ciddi meşruiyet krizlerinden biri olarak tarihe geçti.
Venezuela: Haydutça Kaçırılan Lider
2026’da ABD, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu askeri operasyonla ülkesinden alarak New York’ta federal mahkemede yargılanmak üzere tutukladı. Bu operasyon, egemen bir devletin liderinin askeri güç kullanılarak kaçırılması ve yargılanması örneği olarak tarihe geçti.
Eleştirmenler, bunun uluslararası hukuka aykırı ve “haydut devlet uygulaması” olduğunu vurguluyor. Bu durum, yalnızca Venezuela’nın egemenliğini ihlal etmekle kalmadı, aynı zamanda küresel sistemde devletler arası ilişkilerde tehlikeli bir emsal oluşturdu. Maduro’nun kaçırılması, petrol gelirlerinin düşmesi ve ekonomik krizle birleşerek ülke halkını daha da zor durumda bıraktı.
İran ve ABD–İsrail İşbirliği
Ortadoğu’daki gerilimin merkezinde İsrail ve ABD bulunuyor. İsrail’in nükleer kapasite ve bölgesel politikaları ile ABD’nin askeri ve siber operasyonları, uluslararası hukuka aykırı birçok uygulamayı beraberinde getirdi.
Örnekler arasında Stuxnet siber saldırısı ve İran’daki bazı nükleer bilim insanlarının hedef alınması yer alıyor. Bu eylemler, meşru müdafaa sınırlarının ötesinde, bir hukuk dışı saldırı olarak değerlendiriliyor. Bu operasyonlar, bölgesel istikrarı bozmakla kalmayıp, ABD ve İsrail’in küresel güvenlik mimarisini de ciddi şekilde baltalıyor.
Gazze ve İnsanlık Krizi
Gazze’deki çatışmalar sivil kayıplar ve altyapı yıkımı açısından tarihin en ciddi insani krizlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Yıkımın boyutu, yüz bin kadar sivilin hayatını kaybetmesine ve milyonlarca insanın evlerini terk etmek zorunda kalmasına yol açtı.
Ortaya atılan soykırım iddiaları, uluslararası kamuoyunda büyük tepki uyandırdı. ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz destek, BM’deki vetolar ve diplomatik engellemeler, dünyanın gözünde bu iki ülkenin sorumluluğunu tartışmalı hâle getirdi.
Jeffrey Epstein Skandalı: Küresel Elitler ve Hesap Verebilirlik
Jeffrey Epstein, reşit olmayan kızlara yönelik istismar suçlamalarıyla yargılanırken 10 Ağustos 2019’da Metropolitan Islah Merkezi’ndeki hücresinde ölü bulundu. Resmi raporlara göre intihar olduğu bildirildi, ancak güvenlik prosedürlerinin uygulanmaması ve kameraların kapalı olması büyük tartışmalar yarattı.
Bu skandal, küresel elitlerin ve politikacıların hesap verebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Epstein’ın bağlantıları, siyaset ve finans dünyasındaki güçlü isimlerle ilişkili bulunması nedeniyle, dünya siyasetinde şeffaflık ve adalet tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Nükleer Silahlar ve İnsanlık İçin Tehdit
Dünya tarihinde nükleer silahlar yalnızca iki kez kullanıldı: Hiroşima ve Nagazaki. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Bu saldırıları gerçekleştiren devlet ABD’dir.
Bugün de nükleer kapasiteye sahip devletlerin çatışma bölgelerinde aktif rol alması, dünyanın güvenliği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendiriliyor. İsrail’in resmi olarak doğrulamasa da nükleer kapasitesi ve sürekli çatışma içinde olması, bölgesel ve küresel riskleri artırıyor.
Sonuç: Zombi Devletler
Bugün dünya, yalnızca Gazze’de yaşanan yıkımı değil, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku çiğneyen operasyonlarını da izliyor. Gazze’deki soykırım iddiaları, Maduro’nun haydutça kaçırılması ve İran’a yapılan hukuk dışı saldırılar, bu iki ülkenin küresel meşruiyetini ciddi biçimde zedeliyor.
Eleştirmenler, bir devletin askeri olarak güçlü olmasının yeterli olmadığını, ahlaki otoriteyi kaybettiğinde giderek “zombi devlete” dönüşebileceğini söylüyor. Bu metafor bugün giderek daha fazla İsrail için kullanılıyor; ve ABD, İsrail’e verdiği koşulsuz destek nedeniyle aynı tehlikeli rotada ilerliyor.
Dünya kamuoyunda büyüyen tepki, Washington’un ve Tel Aviv’in küresel liderlik iddiasını sarsıyor. Eğer uluslararası sistem adalet ve hukukun evrensel ilkelerine göre yeniden inşa edilmezse, bu krizler sadece bölgesel bir çatışma olarak kalmayacak; modern dünyanın en güçlü aktörlerinin meşruiyetlerini aşındıran tarihsel bir dönüm noktası olarak kayda geçecektir.
Silahlar hâlâ çalışıyor, ordular hâlâ yürüyordu… ama dünya onları artık meşruiyetini kaybetmiş güçler olarak görmeye başlamıştı.
Ünal GÜL
Kaynak:
https://open.substack.com/pub/ibrahimunalgul/p/abd-ve-israil-insanlgn-basna-gelen?r=7v3npv&utm_campaign=post&utm_medium=web&showWelcomeOnShare=true
İlgili Konular
VENEZUELA’YA SALDIRI ve BATI MEDYASININ KANLI ARŞİVİ
ANKARA’YA YANLIŞ GELEN BÜYÜKELÇİ: THOMAS BARRACK
Truva’dan Kurtuluş’a: Atatürk, Yunan Ordusu ve Tarihin Karanlık Yüzü
Emekli Albay Orkun Özeller’in Eserlerinde İhanet ve Vatan Sevgisi
NATO, Türkiye ve Görmezden Gelinen Gerçekler
19 Ekim 2025 KKTC Seçimleri: Türk’ün Ada Üzerindeki Egemenlik Mücadelesi
Vefat & Başsağlığı - SİNAN SİNANİ
Atatürk’ün En Büyük Düşmanı: Cehalet mi, Unutmak mı?
Türkiye’nin Son Yirmiüç Yılı: Yolsuzluklar, İttifaklar ve Bağımsızlık Mücadelesi
Atatürk’ün İzinde Milletin İtibarı: Spor, Bağımsızlık ve Uyanışa Çağrı
ABD’lilerin Cehaletinden Doğan Böbürlenme
“Terörsüz Türkiye” Masalı ve Gerçek Tehdit: Büyük Ortadoğu Oyunu



