DPO’ların Türk kraliçesi

Türkiye’nin denizcilik serüveninde ezberleri bozan ve offshore (açık deniz) sektöründe küresel bir figür haline gelen ikinci zabit Neslihan Müfreze, sadece özel bir kariyer inşa etmekle kalmadı; aynı zamanda azmin ve kararlılığın sembolü oldu.

Türkiye’nin tek Dinamik Konumlandırma Operatörü (DPO) olan Müfreze, bugün dünyanın en kompleks deniz operasyonlarının merkezinde yer alıyor.

Biz sorduk, Neslihan Müfreze cevapladı :

Neslihan Müfreze kimdir?

Kompleks operasyonların merkezindeyim

“Ben Neslihan Müfreze, offshore gemilerinde çalışma lisansına sahip Türkiye’nin ilk kadın denizciyim (Unlimited DPO – Dinamik Konumlandırma Operatörü).

Hataylıyım, orada doğup büyüdüm. Orta halli bir ailenin ortanca kızıyım.

Denizcilik yolculuğum 14 yaşında verdiğim bir kararla başladı. Çevremde denizci yoktu ama ne yapmak istediğimi çok net biliyordum. Bu yüzden eğitimimi ve kariyerimi en başından bu hedef doğrultusunda şekillendirdim.

Bugün uluslararası offshore projelerinde görev alıyor, dünyanın farklı bölgelerinde büyük ve kompleks operasyonların bir parçası olarak çalışıyorum. Aynı zamanda sosyal medyada denizdeki gerçek hayatı paylaşarak bu sektörü daha görünür kılmaya ve özellikle kadınlara ilham vermeye çalışıyorum.

Nasıl denizci olmaya karar verdin?

Babam ve ailem hep yanımdaydı

14 yaşında denizci olmaya karar verdim ve bu kararın arkasında durdum.

Bu yüzden direkt İskenderun Sefa Atakaş Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi’ne gittim. Ardından da Mersin Üniversitesi Deniz Ulaştırma İşletme Bölümü’nde eğitimime devam ettim.

Henüz yüzmeyi bile bilmiyordum ama hedefim çok netti.

İnsanlar “kız çocuğu gemide yapamaz” dediği halde ailem her zaman arkamda durdu. Özellikle babam, en başından beri bana olan desteğini hiç esirgemedi.

Bugün geldiğim noktada, bu başarımı önce kendime, sonra da bana inanan ve desteğini hiç çekmeyen aileme borçluyum.

Offshore gibi zor bir alana nasıl geçiş yaptın?

Kararların içinde olmak istedim

Bu tamamen bilinçli bir seçimdi.

Kariyerimin başında klasik gemi tiplerinde kısa bir süre çalıştım ama bu bana yeterli gelmedi. Offshore sektörünün teknik tarafı, operasyon yoğunluğu ve sorumluluk seviyesi çok daha farklıydı. Orada sadece işi yapan değil, kararın içinde olan tarafta olmak istedim.

Bu yüzden daha ilk kontratımın sonunda hedefimi netleştirdim ve offshore’a geçmek için gerekli tüm sertifikaları tamamladım. Kolay olmadı ama ben şartlara göre değil, hedefime göre ilerledim.

Mesleğinde dönüm noktası var mı?

Bitti derken, başlayan hayat

Benim için kariyerimde birden fazla kırılma noktası oldu.

Mesleğe platform destek gemilerinde başladım, ardından Türkiye’de bir sondaj gemisinde görev alarak offshore kariyerime devam ettim. Ancak depremden hemen sonra, hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşadım.

Haksız bir şekilde işten çıkarıldım. Aynı dönemde ailem depremden doğrudan etkilendi, babam kanser olduğunu yeni öğrenmişti ve ben o zamana kadar biriktirdiğim tüm birikimimle aileme bir ev almıştım.

Açıkçası o süreçte “şimdi ne yapacağım?” dediğim bir noktadaydım.

Norveçli şirketten teklif

Ama tam o dönemde Norveç merkezli bir firmadan iş teklifi aldım ve Türkiye’de kazandığım maaşın yaklaşık yedi katı bir şartla yeniden işe başladım.

Benim için gerçek kırılma noktası aslında tam olarak buydu. Çünkü o gün sadece yeni bir işe başlamadım, aynı zamanda yeniden ayağa kalktım.

Sonrasında ise aynı firmada kariyerimin en önemli teknik dönüm noktası olan projede görev aldım.

26 yaşındayken bu projeye seçildim ve bu süreçle birlikte Kore’ye taşınarak dünyanın en büyük ikinci tersanelerinden biri olan Samsung Heavy Industries’de (SHI) çalışmaya başladım.

Bu benim için sadece bir iş değil, kariyerimin yönünü tamamen değiştiren bir kırılma noktasıydı.

Dünyada zaten sayılı sondaj gemisi vardır ve eğer gerçekten şanslıysanız, bu gemilerden birinin tersaneden çıkışına, yani operasyona hazır hale getirildiği en kritik aşamalara şahit olursunuz.

Ben bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü henüz bu genç yaşta 3 sondaj gemisinin doğuşuna şahit olup devir teslim sürecinde aktif olarak yer aldım.

Bu süreçte sadece izleyen değil, projenin tam merkezinde yer alan ekipten biriydim. Üç gemide de tersaneden devir teslim, commissioning, sea trial ve DP FMEA gibi projenin en kritik aşamalarında aktif görev aldım.

Bu deneyim bana sadece teknik bilgi kazandırmadı; aynı zamanda operasyonu en başından anlayabilme, sistemi kurabilme ve riskleri çok daha erken okuyabilme bakış açısı kazandırdı.

Aynı zamanda bu projede yer alan ilk Türk olmak da benim için ayrı bir gurur kaynağıydı.

O noktadan sonra artık sadece bu işi yapan biri değil, bu işin gerçekten içinde olan ve yönünü anlayan biri olduğumu hissettim.

O dönem Türkiye’de offshore gemileri sayılıydı ve maalesef neredeyse hiç kadın çalışan yoktu. Benim bu sektöre girişimde vesile olan da yine sektörden bir kadındı.

Bu yüzden bugün geldiğim noktada, sadece kendi yolumu değil, benden sonra gelecek kadınların yolunu da biraz daha görünür kılabilmek benim için ayrı bir anlam taşıyor.

Şu an nerede çalışıyorsun?

Dünyada sadece iki tane var

Şu an dünyanın en büyük sondaj platformlarına sahip firmalardan biri olan Bluewhale Offshore tarafından inşa edilen bir platformda ikinci zabit / DPO olarak görev alıyorum.

Çalıştığım platform, dünyada yalnızca iki adet bulunan özel bir semi-submersible heavy lift ve construction vessel. Bu platformu bu kadar özel kılan en önemli özelliklerden biri, güvertesinde bulunan iki adet 2200 ton kapasiteli heavy lift crane. Bu kreynler sayesinde offshore sahalarda binlerce tonluk yapıların tek seferde kaldırılması, taşınması ve montajı gerçekleştirilebiliyor.

750 kişilik offshore yaşam alanı

Platform sadece ağır yük kaldırmakla kalmaz; aynı zamanda offshore kurulum ve inşaat operasyonlarında aktif rol oynayan çok yönlü bir yapıya sahiptir. Yarı batabilen (semi-submersible) tasarımı sayesinde operasyon sırasında stabilitesini artırarak zorlu deniz koşullarında güvenli çalışma imkânı sağlar.

Bunun yanında, platform aynı zamanda bir accommodation vessel (flotel) olarak da kullanılır. Toplamda yaklaşık 414 kamarası ve 750 kişilik yaşam kapasitesi ile sadece bir iş sahası değil, aynı zamanda yüzlerce kişinin birlikte yaşadığı büyük bir offshore yaşam alanıdır.

Kısacası, hem mühendislik hem operasyonel kapasite açısından dünyanın en ileri ve en kompleks offshore platformlarından birinde görev alıyorum.

Global ölçekte yürütülen bu operasyonlarda, yüksek teknolojiye sahip sistemlerle çalışıyor ve oldukça kritik karar süreçlerinin içinde yer alıyorum.

Bulunduğum pozisyon, sadece operasyonun bir parçası olmak değil; aynı zamanda güvenlik, hassasiyet ve süreklilik gerektiren bir sistemin aktif sorumluluğunu taşımak anlamına geliyor.

Kısacası, dünyanın en zorlu ve en teknik alanlarından birinde aktif olarak görev yapıyorum.

Bir günün nasıl geçiyor?

Benim için gün aslında vardiyayla başlıyor ve bitiyor. Offshore’da hayat 24 saat devam ettiği için genelde 12 saatlik vardiyalar halinde çalışıyoruz.

Vardiya sırasında ana odağım DP sistemi, geminin pozisyonu ve operasyonun güvenli şekilde devam etmesi. Sürekli sistemi takip ediyor, çevresel etkileri değerlendiriyor ve gerektiğinde anlık kararlar alıyoruz.

Biz genelde kısa kontratlarla çalışırız. İşin stresli ve riskli olması, aynı zamanda uzun çalışma saatleri nedeniyle sistem genelde 4 hafta gemide, 4 hafta izin şeklindedir.

Vardiya dışında ise hayat daha sade ve disiplinli. Spor, dinlenme ve kısa sosyal anlar… Ama genel olarak burada hayat çok net: iş odaklı.

Bir süre sonra gün kavramı bile değişiyor diyebilirim.

The post DPO’ların Türk kraliçesi appeared first on Haber Denizde.

HABER DENIZDE Haber Linki İçin Tıklayın !
DemirHindi
27 Mart 2026 – 01:32