DENİZCİLEŞME VE DİN

İnsanoğlunun yerleşik düzenle beraber tarım toplumunu gerçekleştirmesi, ekonomide üretim ve artı değer dönemini başlattı. Bu durum ticareti, ticaret de önce karada sonra denizde ulaşım ihtiyacını ortaya çıkardı.

TARİHİ ŞEKİLLENDİREN DENİZ

Denizdeki insanın faaliyetleri çok tanrılı dinler döneminde, günümüzden 4500 yıl önce ortaya çıktı. Sümer, Mısır, Fenike, Yunan medeniyetleri su yollarını ve denizi yoğun kullandı. Diğer yandan tarım toplumunun gelişmesi düzen, disiplin ve otorite sağlayacak tek tanrılı dinleri ortaya çıkardı. 4 bin yıl önce Musevilik, 2000 yıl önce Hristiyanlık ve 1400 yıl önce Müslümanlık tek tanrılı dinler olarak ortaya çıktı. Tek tanrılı dinler döneminde Sami ırkından olan Fenikeliler MÖ 1500’lerden itibaren tarihin ilk denizci uygarlığı olarak ortaya çıktılar. Ancak Hristiyanlık ve ondan 500 yıl sonra ortaya çıkan İslam dininin belirli dönemlerde yükseliş ve düşüşe geçen denizciliğinden bahsedebiliriz. Bu arada tek tanrılı dinler dışında Asya’da felsefe temelli dinlerin (Budizm, Hinduizm, Şinto, Taoizm vb.) 18. Yüzyıla kadar dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Hindistan ve Çin’de yaygınlaşması ile keşifler çağı olan 15. Yüzyıla kadar Asya Pasifik havzasında her iki ülke denizciliğinin gelişmesinden bahsedebiliriz. Ya da Pagan kültüre ve dine sahip Vikinglerin, yani nordik halkların açlık ve kıtlık nedeniyle denize yönelmeleri ve bugünkü batı denizciliğinin temelini oluşturmada önemli rol oynadığını söyleyebiliriz.

BEDEVİ ARAPLAR VE DENİZ

Diğer yandan çoğunluğu kara ve çöl kültürüne bağlı bedevi Araplar, İslam ile tanıştıktan sonra, denize dönmüş, donanma kurup Hint Okyanusu ve Akdeniz’de denizaşırı fetihlere girişebilmişti. İslam dini MS 8 ile MS 13’üncü yüzyıl arasında Emevi, Abbasi ve Endülüs Devletlerinin denizcileşmesinde önemli rol oynadı. Bu dönemde Araplar, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda etkin oldular. Günümüzde Endonezya’dan Moritanya’ya uzanan İslam coğrafyasında Arap denizcilerin önemli rolü oldu. Çölden denize çıkan Araplar, fethettikleri topraklardaki denizci halklardan faydalandıkları gibi kendi denizcilerini ve savaşçılarını da yetiştirebildiler. Arapların bu durumu Romalılar ile Kartacalıların durumuna benzetilebilir. Romalılar başlangıçta karasal, Kartacalılar denizci güçlerdi. Ancak yıllar içinde Roma’nın jeopolitik ihtiyaçları, onları denize çıkmaya ve Kartaca’ya kendi topraklarında saldırmayı gerekli kıldı ve onlar da denizci oldular.

AKIL MI NAKİL Mİ?

İslam’ın nakil değil akıl yolu ile altın çağını yaşadığı 8-12’nci yüzyıllar arasında denizcilik, navigasyon ve astronomide dünya bilim mirasına değerli katkılar yapıldığını biliyoruz. Ancak daha sonra akıl ve vicdan alanından ayrılıp siyasi gücün unsuru olması, sonuçları bugüne kadar uzanan tutucu ve nakilci bir anlayışla gerileme ve çöküşü başlattı. Denizden çekildiler. Bugün Arap denizciliğinden bahsedemeyiz. Gerek donanma gerekse deniz ticarette batının ve Çin’in tamamen etki alanındadırlar.

KARANLIK ORTAÇAĞ

Aynı dönemde yani Orta çağda Hristiyanlık da karanlık bir döneme girdi. Haçlı seferleri üzerinden kanlı bir medeniyetler savaşı yaşandı. 15. Yüzyıldan sonra Rönesans’a rağmen Hristiyanlık tutuculuğunu değiştirmedi. 16. Yüzyılda reformun başlaması ile bu kez Katolikler ve Protestanlar arasında 1648 Westphalia anlaşmasına kadar yüz yıllarca sürecek sekteryan din savaşları dönemi başladı. Ancak Hristiyan Avrupa’nın orta çağa rağmen denize bağımlılığı devam etti. Özellikle Asya’dan gelen zenginlikler Akdeniz üzerinden deniz yolu ile kıyı seyri üzerinden Avrupa’ya taşınmaya devam etti. Diğer yandan krallık ve hanedanlar arasındaki savaşlarda kritik deniz yolları, düğüm noktalarına hakimiyet ve istilalar için deniz ortamı ve donanmalar yoğun kullanıldı.

OSMANLININ DENİZCİLEŞME DENEMESİ

Teokratik bir imparatorluk olan Osmanlının 14. Yüzyıl sonrasında Anadolu yarımadası ve Türk Boğazlarına hakimiyeti Asya’dan gelen tarihi ipek ve baharat yolunu askerî açıdan kontrol altına aldı. 15. Yüzyıl sonundan itibaren Doğu Akdeniz’deki stratejik deniz ulaştırma rotalarının ve limanlarının kontrole girmesiyle Hristiyan Avrupa, Asya’ya yönelik alternatif rotalar aramaya başladı ve Okyanusa çıktılar. Böyle Avrupalılar için keşifler çağı başladı. Ancak bu dönemde dahi Akdeniz’de deniz ticaretine Venedik ve Cenova hakimdi. Osmanlının sermaye birikimine yönelik bir politikası yoktu. Liman kentleri ya da ticaret ağları kurmadılar. Bu nedenle denizcileşme politikası hiçbir zaman olmadı.

İNEBAHTI YENİLGİSİ

Özellikle 15 ve 16’ncı yüzyıllarda yani Osmanlının denizdeki fetih ve zaferler çağında Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi ile Arap Denizi’nde Osmanlı deniz gücünün ideolojik temeli İslam dini oldu. Donanma ile Orta ve Batı Akdeniz’de Osmanlı Sultanı namına akıncılık/korsanlık yapan başta Barbaros kardeşler olmak üzere Garp (Batı) Ocaklarının denizcileri de din uğruna savaş yaptılar. Bu durumun, Katolik İspanya ve Portekiz’in yeni sömürgeleri, İsa ve Kilise adına ele geçirmelerinden farkı yoktu. Aradaki tek fark Osmanlı okyanusa çıkmıyordu. Tüm okyanusların yüzde 1’i olan Akdeniz ona yetiyordu. O nedenle kadırgadan vaz geçmiyordu. Akdeniz’deki Katolik rakipleri İspanya, Fransa, Venedik ve Cenova keşifler çağında başta gemi yapım teknikleri, haritacılık, ateşli silahlar ile navigasyondaki başarılarının sonucu olarak okyanuslardaki yarışın asli unsurları oluyorlardı. 1571’de Osmanlı deniz gücü ile İnebahtı’da son hesaplaşma yaşanmış ve Okyanus ve denizlerde günümüze kadar sürecek Hristiyan hakimiyeti 16. Yüzyıl sonunda başlamıştı.

HRİSTİYAN DENİZCİLİĞİ Bu noktada modern tarih boyunca okyanuslarda en uzun süre egemenlik kuran ve deniz ticaretine hükmeden; birinci ve ikinci Sanayi Devrimlerini başaran, kısacası denizcileşerek kapitalizmden emperyalizm cephesine geçen devletlerin tümünün Hıristiyan olması dikkat çekiyor. Diğer inanç gruplarından bu denklemi bozan sadece Japonya örneği verilebilir. Meiji Dönemiyle modernleşen Japonya, denizcilikte örneği görülmemiş denizcileşme sürecini başardı. Reform sürecini tamamlayan ve nakil yolu yerine aklın yolunu ardına kadar açan Hristiyan alemi okyanus ve denizlerde insanlık aleminin gördüğü en büyük teknolojik devrimleri ardı sıra gerçekleştirmeye başladı. Bugün için Japonya örneğini iki ayrı felsefe toplumu Çin ve Hindistan’da görüyoruz

PROTESTANLARIN ÖZELLİĞİ

Hristiyan aleminde Hollanda, İngiltere, Almanya ve ABD öne çıkıyor. Bu ülkelerin ortak özelliği halklarının büyük çoğunluğunun Protestan olmaları. Fransa’nın Katolik olmasına karşılık, Fransız denizciliğinin lokomotifi sayılan Hugenotlar da Protestan’dı. Diğer yandan yine denizci uluslara sahip, ancak dört Protestan ülkeye nazaran daha kısa deniz hâkimiyeti sürdürebilmiş, kronolojik sırasıyla Cenova, Venedik, Portekiz, İspanya ve Fransa’nın da ortak özelliği Katolik olmalarıdır. Benzer bir durum Ortodoks Ruslar için de geçerlidir. Büyük Petro sayesinde ülke içindeki yaygın tutuculuk ve dinsel baskılara rağmen denizci devlet aşamasına geçtiler ancak Protestan devletler kadar denizcileşemediler. Neden Protestanlar denizcilikte ve ticarette başarılı oldu? Katolik inanç Asketisizme dayanıyordu. Tanrıya erişmek, ancak onun dediklerini yaparak mümkündü. Ancak bu pratik yıllar içinde değişikliğe uğramış, kilise siyasi erk kazandıktan sonra, ruhban sınıfı gösteriş ve zenginliğe yönelmişti. Özellikle Haçlı Seferleri esnasında ruhban sınıfının askerlerle birlikte savaşlara katılması Katolikleri güç ve zenginliğin tuzağına düşürdü. Diğer yandan İsa’nın “kendinize yetecek kadar kazanın, zenginlerin cennette yeri yoktur” öğretisinden de sapma göstermek istemiyorlardı. Asketisizm her yapılan dünyevi işin cennete gitmek ve iyi Hıristiyan olmaya yönelik olması gerektiğini öğretiyordu.

KATOLİK VE PROTESTAN DENİZCİLİĞİ FARKI

Katolik öğretinin tersine Protestanlık, çalışmayı ve kazanmayı ibadetin bir şekli olarak görüyordu. Onlara göre insan doğuştan itibaren günahkârdı. Kiliseler ve gösterişli ayinler insanı günahlarından arındıramazdı. Protestanlık, duygulara karşı direnmeyi ve erdem sahibi olmayı hedefliyordu. İnsan günahlardan ancak üreterek ve çalışarak kurtulabilirdi. Tanrının seçilmişleri, işindeki başarıya göre kutsadığına ve işe sadakatin esas olduğuna inanıyorlardı. Protestanlık ve de özellikle Kalvinizmde mesleğe bağlılık ve işte en iyi olmak hedefleniyordu. Alman düşünür Goethe de “insan kendini eylemleri ile tanımlar” diyordu. Kalvinistler boş zamana, boş konuşmaya, lükse ve hatta fazla uyumaya bile karşıydı. Varlıklı olanın lükse veya hedonizme kapılmasına şiddetle karşı çıkıyor, servet artımının yeni işler ve yeni üretim yaratmaya yönelik olmasını istiyorlardı. Onlara göre fakir olmayı arzulamak, bilerek hasta olmak gibiydi. Kalvin’e göre halk fakirse Tanrıya bağlı kalır, zenginleştikçe uzaklaşırdı. Protestanlığın bu öğretisi, yeni zengin bir sınıf yarattı. Sanayi Devriminden sonra köylü ve çiftçiyi işçi sınıfına ve sonra burjuvaziye dönüştürdü. Hepsinden önemlisi sınıf atlamanın yolunu açtı. Protestan kapitalistler, kiliseye zaman içinde kayıtsız kaldılar. Böylece reform, Protestanlığı yaratarak, çalışmaya ve meslek sahibi olmaya kutsallık getirdi. Öyle ki bazı Kalvinistler daha da ileri giderek “tek ödev çalışmaktır” dediler. Akan yıllar içinde Kalvinizm nedeniyle burjuva sınıfı kazandı ve kazancını yeni yatırımlara yöneltti. İngiliz düşünür Wesley, “zenginlik artarsa din azalır” demişti. Ona göre Protestanlık hem tutumlu olmayı hem de servetin artmasını istiyordu. Böylece Protestan ülkelerde Katoliklerin başını çektiği Tanrının Krallığını arama savaşı, yüzyıllar içinde yerini dünyevi yaratıcılığa ve üretime bıraktı. O dönem genelde Katolikler, hümanizmanın temel bilimlerinde ve teolojik öğrenim görürken, Protestanlar zamanının teknik okullarında (inşaat, gemi yapımı, demircilik vb.) öğrenim görüyordu. İyi bir Protestan kapitalist için yaşamın amacı, kazanmak olmalıydı. Ama bu maddi serveti artırmak yönünde değil, başarmak ve daha fazla üretmeye odaklanmalıydı. Böylece Protestanlar sayesinde kapitalizm, Avrupa ve Amerika’da yeşermeye başladı. Kapitalizmin amacı, merkeze kaynak çekmek ve sermaye birikimi sağlamaktı. Denizcileşme sayesinde sömürgecilik ve uluslararası ticaret üzerinden şekillenen merkantilizm ile devletler, servet biriktirdi.

YOZLAŞAN PROTESTAN AHLAKI

1774 yılında yayımlanan Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” isimli eseri ile kapitalizm, yeni bir evreye girdi. Artık erken Protestan kapitalistlerin dikkat ettiği toplumun yararı prensibi terk edilmişti. Kapitalizmin, Sanayi Devriminden de etkilenen aç gözlü dönemi başlamıştı. Artık üretilen mallar çok yüksek kâr ile satılıyordu. 18’inci yüzyıl sonunda başlayan emperyalizme evrilme sayesinde merkeze kaynak çekmek için -gerekirse silah kullanılırken- küresel temelde devletler ile ticaret ve kredi anlaşmaları dönemi başlatıldı. Kapitalizm dünyayı savaş ve finansla yönetiyordu. Savaşların kredisini sağlayan tüm finans kaynakları da gelişmiş ve denizcileşmiş emperyalist devletlerden çıkıyordu. Protestanların kazançları arttıkça denize daha çok yatırım yaptılar. Zira denize hâkim olan, ticarete hâkim oluyordu. Ancak zamanla Protestan ahlakı da hedonizme ve zahmetsiz kazanca yenik düştü. Bunun en güzel örneği şüphesiz köle ticaretiydi. 16’ncı yüzyıldan sonra bu ahlak ve insanlık dışı ticareti en çok Protestan ülkeler yaptı.

SANAYİ DEVRİMLERİ VE DENİZCİLİK

Denizcilik, Sanayi Devrimi’ne kadar yavaş gelişti. Zira denizde insanın, geminin, malın ve bilginin hareketi önce kürek yani insan gücüne, 15. yüzyıldan sonra da rüzgâra tâbiydi. Gemilerin 15. yüzyıldan itibaren okyanusa açıldıklarında kullandığı seyir prensipleri, 18. yüzyıl sonunda bile aynıydı. Modern denizcilik, Sanayi Devrimi’yle doğdu. Sanayi devrimini başlatan ulus Protestan İngilizler oldu. 1731 yılında bir İngiliz tarafından gök cisimlerinin yüksekliğini ölçmeye yarayan sekstantın bulunması açık deniz seyrini kolaylaştırdı. 1767 yılında, İngiliz Kraliyet Gözlemevi tarafından ilk notik almanak hazırlandı. Ancak boylam hala bulunamıyordu. Sitim makinesi ve gemide yalpadan etkilenmeyen zemberekli saatin 1773 yılındaki icatları Trafalgar Deniz zaferinden, II Dünya Savaşı sonuna kadar sürecek Pax Brittanica dönemini başlattı. Zemberekli saat en büyük devrim oldu. Artık ufuk hattının ve gök cisimlerinin gözlemlendiği her yerde sağlıklı mevki elde edilebiliyordu. Bu icatlar denizcilik ve kapitalizmi coşturdu. Kapitalizmin emperyalizme dönüşümü hızlandı. Pax Brittanica’yı 1945 sonrası Pax Americana devraldı. Denizlerdeki hakimiyet bir Protestan devletten diğerine geçti.

PAX AMERİCANA SONLANIYOR

Son 300 yıldır okyanus ve denizlerde hâkim olan Protestan Anglo-Amerikan düzeni kapitalizmin gelişmesini ve 1973 sonrası neoliberal okula dönüşmesini sağladı. Protestan ahlakı günümüzde Musevi-Hristiyan (Judeo Christian) bir sentezle emperyalizmin en aşırı ucu sayılabilecek görüşü yarattı. 11 Eylül 2001 sonrası pek çoğu Evanjelist olan neoconlar tarafından acımasızca kullanıldı. Ancak günümüzde Protestan okulun etki alanındaki bu düzen, yani Washington Konsensusu, Pekin Konsensusu tarafından zorlanıyor. Denizcileşme aşamasını büyük bir dinamizm ile sürdüren Çin’in de bir felsefe toplumu olduğunu, aklın yolunu monoteist inanca tercih ettiğini hatırlatalım ve kendi tarihimizi sorgulayarak gelecek için dersler çıkaralım.

LAİK TÜRKİYE’NİN DENİZCİLEŞME BAŞARISI

İslam dünyasında denizcileşmeyi hedef yapabilen, denizde varlık gösterebilen ve deniz savunma sanayiinde batı standartlarıyla aynı nitelikte bir konuma gelebilen tek ülke laik Türkiye Cumhuriyeti oldu. Bu tamamen Mustafa Kemal Atatürk vizyonu ve o vizyona sadakatle bağlı kalan Cumhuriyet Donanması sayesinde oldu. Bu başarı içerdeki kemikleşmiş karacı müesses yapıya, Türk denizcileşmesini engellemeyi hedefleyen emperyalizmin içimizdeki mandacı uşakları, siyasallaştırılan din ve yeminli Atatürk düşmanları ile işbirlikçilerine rağmen başarıldı. Bugün deniz, donanma ve denizcilikte ne başarıldıysa temelleri laik Cumhuriyet kurum, kuruluş ve kişileri tarafından atılmıştır. O nedenle emperyalist batı, din temelli FETÖ’yü ve onu destekleyecek siyasi kurum ve kuruluşları kurarak, besleyerek, destekleyerek Donanmayı kumpas davalarda hedef aldı. Denizci uygarlıklar arasında yerini almak isteyen Atatürk Türkiye’sine içerde ve dışarıda her alanda engeller çıkardı. Türkiye her alanda Atatürk’ten ve laik demokrasiden uzaklaştırıldı. Mavi Vatan üzerinden deniz bilinci ne yazık ki son 20 yılda geliştirildi. Bugün maalesef bırakalım Türkiye düşmanlarını içimizde AB’nin Seville Haritası gibi dayatmalarla denizlerden koparılışımızı görmeyerek Mavi Vatanı eleştiren aymazlar, ya da Montreux Sözleşmesini eleştirebilen sözde Atatürkçüler bile var. Halkımız bu gerçekleri görmelidir.

DENİZCİLEŞME UYGARLIKTIR

Denizcileşme Türkiye’de vicdan alanında kalması gereken dinin 21. Yüzyılın nesnel gerçekleri ile uyumlu birlikteliğine öncülük edecek büyük bir uygarlık projesidir. Bu tarihin ve kaderin durdurulamaz akışının gereğidir. Bu jeopolitiğin ve hayatın her alanında en iyiyi ve güzeli hak eden Türk insanın geleceğidir. Bu gelecek gücünü akıl ve bilimden alan dogma ve safsatayı reddeden Atatürk temeline dayanır.

KİTAP TAVSİYESİ

Kırmızıkedi yayınevinden çıkan Fethi Yılmaz tarafından yazılan Katli Vacip isimli kitap günümüzün en güncel sorunlarından birisi olan tarikatlara çok önemli bir perspektiften ışık tutuyor.

CEM GÜRDENİZ