DİLSEFE 2

AYDIN KORKAKLIĞI

Değer verdiğim bir büyüğümünson aylardaki bir olayla ilgili tepkiler hakkındaki yazısındaaydın korkaklığı yazılmıştı. Yazıdaki bağlamı içinde açık olan haklılık bu yazının konusu değil.Bir kavram olarak aydın korkaklığı ve genel olarak cesaret, korkaklık hatta hainliğin ontolojisi ve arkhesi üzerine yüksek sesle düşünmek istiyorum.

Türkçede “cahil cesareti” diye bir kavram var. Çok bilinir ve sık kullanılır. Eski dilde kalmış bir deyim ile mevhum-u muhalifinden cahil olmayanın cesaretsizliği (korkaklığı) gibi bir anlamın istihracı mümkün olabilir. Bu da aydın korkaklığına çok benziyor. Cahil cesareti gerçekliği DunningKruger Sendromu olarak 2000 yılında Nobel ödülü dahi almıştı.

Cahil, aydın, cesaret, korkaklık nitelemelerinin tercihi bu tercihin takdiri; takdirindeki doğruluk/haklılığın tayini nasıl ve kim tarafından yapılacaktır? Çok kolay görünen ve herkesin kendinde hak gördüğü bu tercih ve takdir hiç de kolay değildir ve geniş bir uzlaşım da sağlanamamaktadır. Çünkü aynı eylem;

– Kimin yaptığına,
– Kime yapıldığına,
– Kim tarafından değerlendirildiğine

bağlı olarak cesaret, çekingenlik, korkaklık, (hatta yurdumuzda sık sık) hainlik olarak isimlendirilebiliyor. Bazen zamanlama manidar bulunup değerlendirmeler tepetaklak olabiliyor. Bazen tarihsel göndermeler, hatta o eylemden bambaşka kesimlerin zaman içinde şu veya bu şekilde (olumlu/olumsuz) etkilenmesi sonucunda eylemi yapanın cesur, korkak ya da hain olma yargısı tekrar değerlendirilip farklı sonuçlara ulaşılabiliyor.

Nasıl cesur, korkak ya da hain olunuyor?

– Bir veya birkaç değerin tehdit altında olduğu bir kriz anında, birkaç farklı değeri tehlikeye atma pahasına mücadele ediliyorsa cesur olunur.

– Kriz ortamından uzaklaşılıp bazı değerler feda ediliyorsa korkak olunur.

– Tehdit altındaki değerleri korumak için kriz bir tür fırsata dönüştürülüp düşmanla işbirliği yapılınca da hain olunur.

Cesur sayılmak için mücadele şart. Ama mücadele etmeyen herkese korkak denmiyor. Krizin varlığı ya da yokluğu hakkında da bir karar verilmeli. Mesela bazı mankenlerin cesur kıyafetler giydiğini sosyal medya hesaplarında cesur fotoğraflar paylaştığını duyarız. Toplum değer yargılarının kişi özgürlüğüne bir saldırı olduğunu düşünen bir toplum kesimi için giyilen kıyafet ve paylaşılan fotoğraflar bir tür mücadele olduğundan yapanlar cesur bulunuyor. Bu tür bir krizi kabul etmeyen ya da eylemi mücadele diye isimlendirmeyenler için giyilen kıyafet ya da paylaşılan resimler cesaret, yapanlar cesur değildir. Bunlara göre bu kıyafetleri giymeyen ya da öyle fotoğraflar vermeyenler de korkak değildir.

Eylem yoksa cesaret de yok bu kesin. O halde cahil ya da aydın olmanın eyleme etkisini gözden geçirelim.

Cahil, karşılaştığı durumu bulunduğu zaviyeden gördüğü kadarıyla (önyargılarını da devreye sokarak)anında değerlendirip, sonuçlarını değerlendirmeden ve risklerini hesaplamadan süratle eyleme geçer. Bu sürat ve risk almadaki pervasızlık bir tür cesaret olarak değerlendirilebilir. Fakat ulaşılan sonucun arzulandığı gibi olması tamamen (ve düşük ihtimalli bir) tesadüf olacaktır.

Eyleme geçen kişi cahil olmasaydı (aydın olsaydı) ne olurdu? Karşılaşılan durum bütün yönleriyle ve sebepleriyle araştırılır, değerlendirilirdi. Yapanın maksadı ve yöntemi tam anlaşılır, yapılması gerekenler ve yöntemleri belirlenirdi. Amaca en uygun, en az riskli hareket tarzı seçilir, uygulama zamanı ve yeri belirlenir ve eylem en iyi sonucun alınacağı şekilde başlatılırdı. Bu süreç boyunca geçen zaman ve riskler hakkındaki hesaplılık aydın için cesurluk şansını en başında kaybetmek demektir.

Bazı durumlarda aydının hesaplı, soğukkanlı,uygun zamanlı ama gecikmiş tepkisinin hiçbir olumlu etkisi kalmayabilir. Artık ona tepki değil belki intikam denmeli, zaten tam da bu yüzden intikam için soğuk yenen bir yemektir denmiştir.

Cesaretin olumlu çağrışımlarına rağmen cahil cesareti bir ironi, olumsuzluk, küçümseme ve hor görme barındırır. Gerçek bir cesaret değildir. Her şeyde olduğu gibi cesaret ya da korkaklıkta da bilinç ve farkındalık belirleyicidir. Asıl cesaret –eğer varsa-aklını kullan/a/mayan cahilinki değil; karşılaşılan durumun sebeplerini sonuçlarını, buna karşı yapılması gerekeni ve risklerini sonuçlarıyla birlikte değerlendirip eyleme geçen aydınınkidir.

Geç oldu belki ama cahil ve aydın deyince ne anladığımı da söylemem lazım:

Cahil her şeyi bildiğini iddia eden, bilmediği şeyler olduğunun farkında dahi olmayandır.

Aydın ise bilmediği şeylerin bildiklerinden çok fazla olduğunun (bildiklerinin bilmediklerine oranı düşünüldüğünde hiçbir şey bilmediğinin) farkında, öğrenme merak ve gayreti içinde olandır.

İnsanlar eyleme nasıl geçiyorlar, hareket tarzları arasında tercih yaparken motivasyonlarınedir? Bu mekanizma hakkında anlayış birliği sağlanırsa, eylemintakdiri (korkaklık, cesurluk, hainlik) konusundaki farklılıkların sebepleri de ortaya çıkacaktır.

Aslında durum çok açık. Herkesin kendine özel bir “kıymetliler sıralaması” var. Bir insan için hak ve adalet en kıymetlisi, sonra diyelim ki ailesi geliyor. Arkadaşları, vatanı, milleti, işi, tuttuğu takım vb. olarak uzun bir liste ve bunların sıralaması -sıralama çok önemli- var. Bu sıralamayı dönemlik olarak düşünmek lazım. Genç-yaşlı, evli-bekâr, âşık-terkedilmiş vb. olunduğunda sıralamada da küçük – büyük değişmeler olabilir. İnsanlar karşılaştıkları durumun hangikıymetliyi etkilediğine ve bu kıymetlinin sıralamada yerine göre eyleme geçerler. Sıralama alınacak riskleri belirleyecektir, çünkü sıralamada etkilenen kıymetlinin altındakiler eyleme geçildiğinde rizike edilecektir. Yani insan bir kıymetli için bir tehlike mevcutsa ondan daha alt sıralamadaki diğer tüm kıymetlileri riske atıp eyleme geçecektir.

Eylemi takdir edeceklerin de kendilerine ait bir kıymetliler listesi vardır ve eylemi değerlendirirken kendi sıralamalarını esas alacaklardır. Sorunun çıktığı yer de burasıdır. Sıralamada hakikat, adalet, vatan, millet namus gibi kavramların en üstlerde olması toplumun nerdeyse tamamı tarafından kabul edilebilir. Oysa “bir çift kadın memesine vatanı satabilirim” diyenler yani kıymetliler sıralamasında bir çift kadın memesini millî çıkarların üstüne yerleştirenler olduğunu duyuyoruz.

Kimse başkasının(hatta kendinin) kıymetliler sıralamasını tam ve kesin olarak bilemez. Ancak kriz esnasında tercih edilen eylemden anlaşılacaktır o kişinin sıralamasının nasıl olduğu. Hem eylem tercihi, hem de seçilen eylemin takdiri, önceden zannedilen ve krizde ortaya çıkansıralama ile yakından ilgili.

Kriz yokken kendi sıralamasının toplum beklentileri doğrultusunda olduğunu ilan (hatta mesela askerler gibi bu konuda yemin) edenlerin, bir kriz anında kişisel çıkarlarının; hakikat, adalet, vatan, milletin önünde olduğu bir sıralamaya sahip oldukları ortaya çıkınca, ilgililer doğal olarak korkaklık ve/veya hainlikle suçlanacaklardır.

Bütün sıralamalarda hakikat, adalet, namus gibi kavramların en üstte, her şeye rağmen savunulacak değerler olduğu konusunda bir ortak anlayış var ama gerçek böyle değil tabi.

Bu sıralama nasıl oluşuyor denirse. Apriori olmadığını söyleyebilirim. Tam tersine, insanların doğasının gerektirdiği, yani apriori olan sıralamada en üstte kişinin kendi hayatı, refahı, rahatı ve kendisinin merkezde olduğu daireler halinde kişiye en yakın olanlardan başlayarak kendisi ile ilgili çıkarları olurdu. Oysa bu sıralama, korkaklık hatta hainlik için en esaslı gerekçedir. Cesaret için bu doğal sıralamanın değiştirilmesi şarttır.

Sıralamayı toplum; gelenek, örf, eğitim ve din araçlarını kullanarak değiştirebilir,değiştirir,değiştirecektir.

Toplum doğal olanın tam tersi bir sıralamayı dayatır. Uyanları kahramanlıkla ödüllendirir. Din onlara cennet vaat eder. Uymayanları korkaklık veya hainlikle suçlar. “Toplum” terimi “iktidar” ile değiştirilebilir. Buradaki toplum da iktidar da ülke ölçeğinde olmak zorunda değildir. Bir köy halkı ve oradaki iktidar olabildiği gibi, bir meslek grubu, legal/illegal herhangi bir örgüt, cemaat vs. de olabilir.

Sonuç olarak cesaret, korkaklık, hele hainlik gibi değer yargılarının çok kişisel ya da kısıtlı bir toplum için yere ve zamana bağlı olarak doğru (ya da yanlış) olduğu anlaşılıyor. Kıymetler sıralaması evrensel değer yelpazesine uygun oldukça eylem tercihleri ve seçimlerin takdiri konusunda uzlaşma artacaktır. Aydın da diğer bütün insanlar gibi cesur ya da korkak veya hain olabilir tabii ki. Bir süreliğine eylem olmayışı (aydının eylemsiz kalışı), karar vermek için ihtiyaç duyduğu zamandan da kaynaklanabilir. Aydın kişi hakkındaki yargı için makul bir süre beklenmelidir. Cahilin eylemleri bilinçsiz olduğu için, değer yargısı sadece eylem için verilmelidir. Bilinçsizce yaptıkları esas alınarak cahil birinin; cesur, korkak ya da hain sayılmaması gerekir.Kısacası aydın gecikme yüzünden korkak sayılamayacağı gibi cahil de cesaretine rağmen cesur sayılamaz diyorum.

Bu yazı da diğer pek çoğu gibi “eğitim şart” denerek bitirilebilir bence.

İLYAS KOÇAK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir