“MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ” EGEMENLİK MESELESİDİR

TBMM Başkanı’nın vermiş olduğu bir mülakatta “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”ne yönelik açıklamaları esasen ne denli denizcileşmeye ihtiyacımızın olduğunun yeni bir göstergesidir.

Gene geçmiş yıllarda aynı makamda bulunan bir siyasetçinin “Ege Denizi karasuları sorunu”na ilişkin yapmış olduğu değerlendirme hafızalarımızdaki yerini korurken, bu ve benzeri açıklamaların ilgili ülkeler nezdinde memnuniyet yarattığı gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

Türk Boğazları olarak anılan İstanbul ve Çanakkale Boğazları Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları ekseninde önem derecesi yüksek stratejik bir üstünlüğe sahiptir.

Emperyalizmin her dönem hedefi haline gelmiş olan Türk Boğazları Karadeniz ile diğer denizler arasındaki alternatif tek bağlantı olmasının yanısıra hegonomik güçlerin bugün bile rekabet alanıdır.

Bin yıllar boyudur, askeri, siyasi ve ekonomik açılardan büyük önem taşımış, dünyanın paylaşamadığı ve de arzuladığı bölge olmuştur.

1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından günümüze kadar, 247 yıldır zaman zaman Türkiye’ye yöneltilen tehditlerin başlıca kaynağını oluştururken, genellikle de Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemini artırıcı bir özellikte taşımıştır.

Çanakkale Boğazı’nı 1356’da, İstanbul Boğazı’nı 1453’de, Karadeniz’in bütün kıyılarını da 1475 de ele geçiren Türkler, Karadeniz ve Marmara Denizi’ni birer iç deniz haline getirerek Boğazları uluslararası geçişe de kapatmışlardır.

Bu tarihten itibaren günümüze kadar Türk toprakları içinde kalan Türk Boğazları’na ilişkin bu devreyi, Türklerin “mutlak egemenlik devresi” olarak nitelemek yerinde olacaktır.

Bu statü Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1774’de akdedilen Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar devam etti. Bu antlaşma ile ilk defa yabancı bir devletin ticaret gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı tanınmıştır.

Boğazlar çok taraflı antlaşmalara konu olduğu 1840 yılına kadar, geçiş rejimi ikili antlaşmalarla belirlenmeye çalışılmıştır. Bu devrede aktörler, bir tarafta Osmanlı Devleti, diğer tarafta ise Rusya veya İngiltere olmuştur.

1841 yılında yapılan “Akdeniz ve Karadeniz Boğazları Hakkında Londra Sözleşmesi” ile boğazların statüsü uluslararası bir nitelik kazanarak I. Dünya savaşına kadar uygulanmıştır.

Hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş ve ölü doğmuş bir antlaşma olarak tarihe geçen Sevr Antlaşması’nı tatbik etmek isteyen sisteme ve zihniyete karşı verilen Milli Mücadeleden sonra, barış düzenine “24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması” ile geçilmiştir.

Antlaşmanın 23’üncü maddesine göre akit taraflar; aynı gün imzalanan ve antlaşmaya ekli olan aynı hukuki değeri haiz olacağı belirtilen “Boğazların Tabi Olacağı Usule Dair Mukavelename” ile Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizi’nde ve İstanbul Boğazı’nda, barışta ve savaşta, denizden ve havadan geçiş ve ulaşım serbestliği ilkesini kabul etmişlerdir.

Böylece boğazlar, uluslararası statüsünü ve rejimini bir müddet daha devam ettirmiş oluyordu.

Ta ki, Türk Boğazları’nın hukuki statüsünü belirleyen boğazların rejimine ilişkin olarak bugün geçerli olan tek belge, “20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi” imzalanana kadar.

Sözleşme varlık, egemenlik ve güvenlik meselelerinde Türkiye’ye uluslararası platformlarda çok önemli ve tekrar elde edilmesi zor ve hatta imkânsız gibi görülen önemli avantajlar sağlamaktadır.

Türkiye II. Dünya Savaşı’nın zor yıllarında dahi bu sözleşme ilkelerine büyük bir titizlikle sadık kalmış ve özellikle güvenlik konusunda tüm ülkelerin haklarını eşit seviyede koruyarak sözleşmeyi etkin bir şekilde uygulamıştır.

Soğuk Savaş döneminde bile denge unsuru olan sözleşme Karadeniz’e kıyıdaş tüm ülkelerin güvenliğini sağladığı gibi barış iklimi yaratmış ve yaratmaya da devam etmektedir.

Kafkas petrolünün taşınmasında Türk Boğazları’ndan geçen gemilerin sayısı, boyutu ve taşıdıkları tehlikeli yük miktarının büyük ölçüde artmasından dolayı seyir güvenliğini sağlamak üzere 1982, 1994 ve 1998 yıllarında iç hukukta bazı düzenlemelere de gidilmiştir.

Dünya üzerinde bu kadar değişiklik olmasına rağmen sözleşme güncelliğini yitirmeyen bir belge olarak halen karşımızda durmaktadır.

8 devletin imzacı olduğu o tarihlerde 36 bağımsız devletin var olmasına rağmen, günümüzde 200’e yakın devletin mevcut olduğu bir ortamda böyle bir sözleşmenin var olması sadece Türkiye ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin güvenliğine değil dünya barışına da hizmet etmektedir.

Denizlerimizin kontrol altında tutulması, deniz hak ve menfaatlerimizin korunması, yıllarca özenle korunan Montrö Boğazlar Sözleşmesinin lafzına ve ruhuna halel getirecek söylem ve eylemlerden kaçınılmasından ve Türkiye’nin denizcileşmesinden geçmektedir.

İSMET HERGÜNŞEN