STRATEJİK DERİNLİK’TEN, SIĞINMACI AÇMAZINA

Komşularıyla sıfır sorun içeren bir hayli karışık ve uygulaması zor olan politikalar, Türkiye’nin karar alma süreçlerini etkilediği gibi Suriye’deki güç dengelerinin ve isyan üzerindeki önemini yitirmesine neden oluşturmuştur.

2010’lu yılların başında rejim karşıtı eylemleri Esad’ın gideceği düşüncesiyle yorumlayan Türkiye’nin hatalı muhakemesi, çelişkiler ve yanlışlıklar silsilesi Suriye’deki çıkarlarına büyük zarar vermiştir.

Adana Mutabakatı ortadayken Soçi ve Ankara andlaşmaları, Suriye politikasında öngörülmeyen yeni oluşumlara yol açmış, Türkiye’nin güneydeki komşuları terör örgütlerini himaye ve kamufle eden ABD ve Rusya olmuştur.

IŞİD merkezli politikalarıyla ABD’nin askeri desteğini ve siyasi güvenini alan PYD/YPG büyük toprak kazanımları sağlarken, hem merkezi hükümete baş kaldıranlar hem de Türkiye açısından istenmeyen durum yarattı.

Suriye krizini yönetmekteki bölgesel ve uluslararası ortama dair hesaplama hataları, ülkemiz için devasa bir sorun haline gelen sığınmacı açmazını da ortaya çıkardı.

Arap Baharı arzu ettiği gibi sonuçlanmayan muhalifler geniş çaplı şiddete karşı koyamayınca, uluslararası camianın yaşananları insani boyuta taşımasıyla birlikte ülkemize yoğun bir şekilde Suriye’den göç akını gerçekleşti.

Ukraynalı erkeklerin ülkeleri için verdiği takdire şayan mücadele gözler önündeyken, eli silah tutan Suriye erkeklerinin ülkelerini terk etmesi, 1945 yılında Fransız manda yönetiminden çıkan Suriye’nin neden bir ulus devlet olamadığının önemli bir işaretidir.

Ülkemize yönelik ve ülkemiz üzerinden yönetilen göç hareketlerinin alabildiğine hız kazanmasının bir nedeni de 12 Mart 2003’de imzaladığımız Ottowa Sözleşmesi’dir.

Sözleşmeye Türkiye dahil 164 ülke taraf olurken, sözleşmeyi imzalamayan 32 ülke arasında ABD, Çin, Rusya, İran, İsrail, Suriye ve Pakistan gibi ülkelerin bulunması da oldukça ilginçtir.

Sınırlarındaki anti-personel mayınları temizleme çabası içerisinde olan Türkiye, uluslararası göç trafiğinde cazip hale gelmiş ya da getirilmiştir.

Öte yandan ölüm denizi haline gelmiş olan Akdeniz ve Ege Denizi geçişler, göç hareketinin bir başka acıklı yüzüdür.

Ve sonrasında, kara ve deniz üzerinden ülkemize gelen ve gelmeye devam eden onca insan.

Sığınmacılar nedeniyle ülkemizin sosyal istikrar, demografik güvenlik, kültürel kimlik, hukuk sistemi, refah devleti felsefesi ve iç güvenliği bıçak sırtındadır.

Geçmişte Kürt azınlığı Saddam’a karşı korumak üzere Irak’ta yaratılan fiili bir durumun benzeri, günümüzde Suriye Kürtleri ve güney sınırlarımız başta olmak üzere ülkemiz için yaratılmak istenmektedir.

Kendi iç meselesi bölücü terör örgütü PKK’ya ilaveten bir de Suriye uzantısı YPG/PYD’nin yanı sıra IŞİD’le mücadele etmek zorunda bırakılan Türkiye’nin, dış kaynaklı terörü önlemesinde yakın bir tarihte sonuç alması pek de mümkün görünmüyor.

Vize muafiyeti çerçevesinde Avrupa Birliği ile 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Geri Kabul Anlaşmaları ile 29 Kasım 2015 ve 18 Mart 2016 tarihlerinde hayata geçirilen Ortak Göç Eylem Planları da Türkiye’nin elini kolunu hepten bağlamıştır.

İslam coğrafyasından gelen sığınmacıları dışlayan anlayış, İngiltere’nin göçmenleri Ruanda’ya gönderme planı ve Ukraynalı sığınmacılara gösterilen özel ilgi, bir kez daha Batı Dünyası’nın gelenekselleşmiş çifte standardını ortaya koymuştur.

Avrupa ülkelerinin toplamının üç dört katı insana ev sahipliği yapan, vermiş olduğu mücadele ve emeğin karşılığını uluslararası camiadan alamayan Türkiye’nin bugünden tezi yok yapması gerekenler…

1. Türk vatandaşlarına vize muafiyeti vermeyen AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması ve Ortak Eylem Planları iptal edilmelidir.

2. Nasıl ki; İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım atıldıysa, Ottawa Sözleşmesi de rafa kaldırılmalıdır.

3. Suriye Merkezi Hükümeti’nin çıkartmış olduğu Genel Af Yasası bağlamında; Geçici Koruma Altındaki Suriye Vatandaşları ülkelerine gönderilmelidir.

4. Ülkemize çeşitli yollardan gelen sığınmacıların başka ülkelere geçişine irade konmamalı ve kendi ülkelerine gönderilmesi için de hükümetleriyle işbirliği yapılmalıdır.

5. Sığınmacı kabul edilmeyeceği Birleşmiş Milletlere deklere etmelidir.

6. Toplum içindeki gerilimin azaltılmasının yegane yolu, sığınmacılar meselesinin halk oyuna/referanduma sunulmasıdır.

Son sözse; İnsan haklarının korunmasını amaçlayan etkili bir göç stratejisi uluslararası güç odaklarının talepleri doğrultusunda değil, ülkenin demografik ve bekasına tehdit oluşturabileceği kaygısıyla ele alınmalıdır”

İSMET HERGÜNŞEN