ATATÜRK, EĞİTİM VE ÖĞRETMENLER

“Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder.”[1] ATATÜRK

Türkiye’nin basiretsiz idarecilerce nereden nereye getirildiğini görmek, herhalde çok acıklı bir durumdur. Türk milletinin artık uyanıp bu durma dur demesi zamanı geçmektedir.

“Uyan ey Türk milleti” demenin tam zamanıdır, günüdür.

Atatürk, “millî devlet” olarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini, “millî kültür”e, yani “yüksek Türk kültürü”ne dayandırır:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.”
“Başardığımız en büyük iş, Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli, Türk kültürü olduğuna göre, Cumhuriyet’in sağlam temellere dayanması veya temellerinin sağlamlaştırılması için “Türk kültürü” veya “millî kültür” üzerinde çalışılması gerekir. İşte bu sebep ve gerekçe ile Atatürk, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra ömrünün sonuna kadar millî kültür konularıyla çok yakından ve derinden ilgilenmiştir. 1 Kasım 1932’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı açılış konuşmasında, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür politikasını ve hedefini şöyle acçıklamıştır:

“Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini, Türk Cumhuriyeti’nin temel direği olarak temin edeceğiz.”
Yine 1933’te “Onuncu Yıl Nutku”nda da “Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız” demiştir.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür politikalarına çizdiği hedefle, Türk kültürünü, yani millî kültürümüzü, işleyip geliştirerek hem bütün Türk vatandaşlarında “Türklük” duygusunu, yani millî duygu ve millî şuuru kuvvetlendirmek suretiyle millî birliği sağlamlaştırmak hem de Türk kültürünü bir dünya kültürü haline getirmek veya bütün insanlığa mal etmek istiyordu.[2]

Kültür milletin bilincidir. Eğitim ise o bilinci oluşturan eylemdir. O halde Atatürk’e göre eğitim nedir?

Eğitim ve Öğretim

Atatürk, 15 Mayıs 1919’da Samsun’a gitmek üzere İstanbul’dan Bandırma vapuruyla ayrıldığında beyninde tek başına çalışan bir devlet planlama teşkilatı gibi bir bütünü oluşturan her konuda hazırladığı plan ve projeleri vardı. Bunları konularına ve zamana göre kendince sınıflandırmıştı. Eğitim ve öğretim konusunda O’nun söylemleri ve yaptıklarını değerlendirecek olursak eğitim için bazı genel ilkeler görebiliriz.

1920’lerin ilk yılları… Ankara’da, Bursa’da, Eskişehir’de, İzmit’te, Samsun’da gittiği her yerde yurttaşlarla birlikte hep yüzyüze olmuştu. Asıl büyük savaşın hangisi olduğunu, o savaşın nasıl kazanılması gerektiği konusunda çözüm içeren plan ve projeleri hazırdı. O gün için O’na göre birinci sorunumuz cehalet idi. Cehaleti giderecek olan da eğitimdir. Toplum yaşamımızın ihtiyaçlarına, çağın gereklerine uygun bir eğitim hizmeti için hep birlikte çalışılmasını öngörüyordu. Mustafa Kemal’e göre eğitim ve öğretim hizmetleri en azından şu temel esasları içermeliydi:

* Yabancı etkilerden uzak,
* Milletin çocuklarına, ulusuna ve devletine düşman olanlarla mücadeleyi öğretmeli,
* Devlet, Milli Ülkü’nün gerektirdiği teknik elemanların yetişmesini sağlamalı,
* Ülke davalarının ideolojisini anlayacak, yaşatacak bireyler yetiştirmeli,
* Gençler, düşmana karşı durma yeteneğiyle donatılmalı, erdemli ve disiplinli yetiştirilmeli,
* Eğitim sistemi her şeyi ile mutlaka ulusal olmalı,
* Eğitim bilimsel ve çağdaş olmalı,
* Eğitim ve öğretimde birlik sağlanmalıdır.

Bu ilkeleri içeren söylemlerinden bazıları ise şöyledir:

“Millet ve ülkeyi gerçek kurtuluşa götürebilmek için, devlet yapısını kurabilmek için en kuvvetli temel, toplardan, süngülerden, taşlardan daha kuvvetli temel, bilimin hazırlayacağı, eğitim ve öğretimin hazırlayacağı temeldir. Öte yandan milletimizi ancak ekonomiyle, ekonomik başarılarla güçlendirebiliriz. Öyle bir ekonomiyi ise, ancak çağımızla uyumlu bir eğitim ve öğretim sistemiyle gerçekleştirebiliriz.”
“Cumhuriyet düşünce yönünden, bilim ve teknik bakımından kuvvetli, sağlıklı, aynı zamanda yüksek karakterli, işini iyi yapan, kanun bilinci ve saygısı olan yurttaşlar ister. Devlet hizmetlerinin, her türlü işin en iyi şekilde yapılması buna bağlıdır. Bu nedenledir ki, eğitim, öğretim hizmetleri devletin birinci görevidir. Devlet bütün yurttaşların, herhangi bir sanat ve meslekte, çağdaş ilerlemelerin gerektirdiği derecede başarılı olmalarıyla ilgilenir. Bütün yurttaşlara eğitim ve öğretim hizmeti götürür. Eğitim her hükümetin en verimli, en önemli görevidir.”

Eğitim kesinlikle bilimsel olmalıdır. Bir eğitim sistemi, toplumdaki cehaleti yok etmeye çalışıyorsa, insanlara bilimsel düşünmeyi, bilimsel davranmayı ve iş yapmayı öğretiyorsa, o eğitim bilimsel eğitimdir.

“Yurttaşlarımızın bilimsel eğitim anlayışıyla yetişmesinde asıl olan ise okullardır, kültür kurumlarıdır. Bunların kurulmasında kılavuz, bilim ve teknik ilkeleridir. Milletimizin politik ve sosyal yaşamında, milletimizin düşünce terbiyesinde de rehberimiz bilim ve tekniktir.”
“Bizim milli eğitim politikamızın temel taşı, cehaletin yok edilmesidir. Ama siyasetimizin hedefi öyle kuşaklar yetiştirmektir ki, daima pozitif bilimlerin temellerine dayansınlar, güzel sanatları sevsinler; düşünce terbiyesinde olduğu kadar beden eğitiminde de yetenekleri artmış ve yükselmiş olsun, erdemli ve kudretli olsunlar. Çünkü Cumhuriyetimiz böyle kuşaklar gerektirir; düşünce, bilim ve teknik bakımından, beden yönünden kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Öyleyse, gençliği bilim ve kültürün sağlam fikirleriyle yetiştirelim. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacağız. Milletimiz ancak özgür düşünceler uygulamaya konulduğu zaman yükselecektir.”[3]

Atatürk’ün Öğretmenlere Verdiği Görevler ve

Türk Milli Eğitimine Çizdiği Hedefler

1. Gelecek Kuşaklar Türkiye’nin Bağımsızlığını Koruyacak, Cumhuri¬yeti Koruyup Yükseltecek Biçimde Yetiştirilmelidir

“Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile çatışan tüm yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve millî düşünceleri kendinden geçerek her karşı fikre karşı şiddetle ve özveriyle savunma zarureti telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün ruhsal /psikolojik güçlerine bu nitelikler ve kabiliyetin aşılanması mühimdir.”[4]

“Gelecek kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olan Türkiye muallime ve muallimleri…”[5]

“Çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa ol¬sun ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, milli an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lü¬zumu öğretilmelidir.”[6]

“Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş alanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin sürekli, kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla sağlanabilir) (…) İrfan ordusunun kıymeti de siz öğretmenlerin kıymetinizle ölçülecektir.”[7]

“Öğretmenler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin ma¬haretiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır. Cumhuriyet fik¬ren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister (…) sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır. Yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasal, idarî inkılâplar (devrimler) sizin muhterem öğretmenler, sizin, sosyal ve düşünsel inkılâptaki başarınızla güçlenecektir. Hiç bir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”[8]
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir (…) Millet, memle¬ket, Cumhuriyet sizden yüksek hizmet bekliyor.”[9]

2. Eğitim Milli Olmalıdır

“Şimdiye kadar izlenen eğitim ve öğretim usullerinin milletimizin gerileme tarihinde en mühim bir etken olduğu görüşündeyim. Onun için bir millî eğitim programından söz ederken, eski devrin hurafelerinden ve doğuştan sahip olduğumuz özelliklerle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelen tüm etkilerden tamamen uzak, milli seciye ve tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehâmızın tam bir gelişimi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.”[10]

“Eğitimdir ki bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır, ya bir milleti esaret ve sefalete terk eder (…) Yeni Türk Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceği eğitim, millî eğitim olacaktır. İşaret ettiğim ma¬nayı kısa bir örnekle açıklayacağım:

Yeryüzünde üç yüz milyondan fazla Müslüman vardır. Bunlar ana, baba, hoca terbiyesiyle eğitim ve ahlâk almaktadırlar. Maalesef gerçek şudur ki bütün bu milyonlarca insan kütleleri şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır¬. Aldıkları manevî terbiye ve ahlâk onlara bu esaret zincirlerini kırabile¬cek insani meziyeti vermemiştir, veremiyor; çünkü eğitim hedefleri millî değildir.

Millî eğitimin ne demek olduğunu bilmekte artık bir belirsizlik /bulanıklık kalmamalıdır. Millî eğitim esas olduktan sonra onun dilini, usûlünü, araçlarını da millî yapmak zarureti tartışılamaz. Millî eğitim ile geliştirmek ve yüceltmek istenilen genç dimağları bir taraftan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayalî gereksiz şeylerle doldurmaktan dikkat¬le kaçınmak lazımdır.”[11]

3. Eğitim Bilime Dayanmalıdır

“Düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların sevk ve idaresinde ilim ve fen düsturlarını rehber almaktadır. Milletimizi yetiştirmek için asıl olan okullarımızın, üniversitelerimizin ku¬rulmasında aynı yolu takip edeceğiz. Evet, milletimizin siyasal, sosyal yaşamında, milletimizin düşünsel eğitiminde de kılavuzumuz ilim ve fen olacaktır. Okul sa¬yesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzel sanatları ile gelişir. (…) İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız.”[12]
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakikî mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir (yolunu sapıtmadır).”[13]
“Eski hocalar nasıl dinî esastan hâkim olmuşlarsa, öğretmenler de ilim esa¬sından kazanmaya başladıkları hâkimiyeti sonuca ulaştırmalıdırlar. Bununla öğretmenlik mesleği hakiki gelişme devrine dâhil olacaktır.”[14]

4. Eğitim İşe Yarar Ve Üretici Olmalıdır

“Bir taraftan genel olan cehaleti gidermeye çalışmakla birlikte diğer taraftan sosyal yaşamda bizzat işe dönük, etkin ve verimli unsurlar yetiştirmek lâzımdır. Bu da ilk ve orta dereceli eğitimin uygulamalı bir biçimde olmasıyla mümkündür. Ancak bu sayede toplum¬lar iş adamlarına, sanatkârlarına malik olur. Tabiatıyle, millî dehâmızı geliştirecek, hislerimizi lâyık olduğu dereceye ulaştırmak için yük¬sek meslek erbabını da yetiştireceğiz.”[15]
“Eğitim ve öğretimde uygulacak yöntem, bilgiyi in¬san için fazla bir süs, bir baskı aracı, yahut medenî bir zevkten çok maddî hayatta başarılı olmayı sağlayan uygulamalı ve işe dönük ve kullanılabilir bir cihaz haline getirmektir.”[16]
“Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil dere¬celerindeki eğitim ve öğretimlerinin uygulamalı olması önemlidir. Memleket evlâdı her tahsil derecesinde ekonomik hayatta yeterli, etkin ve başarılı olacak şekilde donatılmalıdır.”[17]

5. Eğitim Yeni Kuşaklarda Fazilet, Düzen Ve Disiplin Duygularını Ge¬liştirmelidir

“Yeni neslin donatılacağı manevi özellikler yanında kuvvetli bir fazilet aşkı ve kuvvetli mantık düzenli bir düşünme disiplini de yer almalıdır.”[18]

6. Eğitim, Halkı Cehaletten Kurtarmalı, Onun Bilgi Ve Ahlâk Düzeyini Yükseltmeli, Kabiliyetlerini Ortaya Çıkarıp Geliştirmelidir

“Milletimizin saf karakteri kabiliyet ile doludur. Ancak bu doğal yeteneği geliştirebilecek yöntemlerle donanımlı vatandaşlar lâzımdır. Bu görev de siz öğretmelere düşüyor.”[19]
“Tüm köylülere okumak, yazmak, vatanını, milletini, dinini, dünyasını ta¬nıtacak kadar coğrafî, tarihî, dinî ve ahlâkî bilgiler vermek ve dört işlemi öğretmek maarif programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe varmak, eğitim tarihimizde kutsal bir merhale oluşturacaktır.”[20]
“Her şeyden önce cehaleti gidermek lâzımdır. Maarif programımızın, maa¬rif siyasetimizin temel taşı, cehlin izalesidir. Bu cehalet giderilmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir.”[21]
“Milleti kendi benliğine sahip yapmayan, milleti yüzyıllarca kendi hakkında gafil bulunduran cehildir. Hükümdarların, şunun bunun milleti esir gibi, köle gibi istihdamları, bütün vatanı kendi özel malikâneleri gibi kabul etmeleri, hep milletin bu cehaletinden yararlanmek sayesinde idi. Ger¬çek kurtuluşu istiyorsak her şeyden önce, tüm hızımızla, bu cehaleti yok etmeye mecburuz. Cehaleti yalnız okuyup yazmak mânasında almıyorum.”[22]
“Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve özgür düşüncelerle geliştirilip güçlendirilmelidir. Bu çok mühimdir, özellikle dikkatinizi çekerim.”[23]
“Öğretmenler her vesileden yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olma¬yacağını anlamalıdır.”[24]

Görüldüğü gibi Atatürk, gerçek bir öğretmen ve eğitimcidir. O, son derece insancıl, çağdaş ve ulusal bir Türk eğitiminin ilkelerini bize göstermiştir.[25]

O’nun öğretmenlere verdiği görevleri ve eğitime gösterdiği amaçları hiç bir zaman unutmamamız, onları uygulamamız gerekir. Onları unuttuğumuz savsak¬ladığımız zaman ulus olarak büyük zararlar göreceğimizde hiç kuşku yoktur. Aksine onları içtenlikle benimser ve gereği gibi uygularsak ulusumuz gelişme ve yükselmesini kesinlikle başaracaktır.

SEDAT ŞENERMEN


Kaynakça
[1] ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1959, c. II, s.196-198.
[2] İsmail ACAR, Atatürk’ün Türk Tarih Tezi ve Anadolu’nun Türk Kimliği, Balıkesir, 2017, Liva Yayınları, s.209.
[3] Prof.Dr. Cihan DURA, ATANAME, İstanbul, s.500, 501.
[4], [5], [18] ve [19] Atatürk’ün 15 07 1921’de Ankara’da Maarif Kongresini açarken yaptığı konuşmadan.
[6] ve [20] Atatürk, 1 03 1922’de T.B.M.M. üçüncü toplanma yılını açarken..
[7] Atatürk’ün 24 031923’te Kütahya’da öğretmenlere seslenişi.
[8] Atatürk’ün 25 08 1924’de Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi.
[9] Atatürk’ün 14 10 1925’de İzmir Erkek Öğretmen Okulundaki konuşması.
[10] Atatürk, 15 07 1921’de Ankara’da Maarif Kongresini açarken.
[11] Atatürk’ün 22 09 1924’de Samsun’da öğretmenlere seslenişi.
[12], [15] ve [21] Atatürk’ün 27 10 1922’de Bursa’da öğretmenlere seslenişi.
[13] Atatürk’ün 22 09 1924’de Samsun’da öğretmenlere seslenişi.
[14] Atatürk’ün 7 Temmuz 1927’de İstanbul’da öğretmenlere seslenişi.
[16] Atatürk, 1 03 1923’de T.B.M.M. dördüncü toplanma yılını açarken.
[17] Atatürk’ün 25 08 1924’de Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi.
[22] Atatürk’ün 21.3.1923’de Konya’da öğretmen ve öğrencilere seslenişi.
[23] Atatürk’ün 25 08 1924’de Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi.
[24] Atatürk’ün 7 07 1924’de İstanbul’da öğretmenlere seslenişi.
[25] Prof.Dr. Yahya AKYÜZ, “Atatürk ve Öğretmenler”, Cumhuriyet Döneminde Eğitim (kitabı içinde), İstanbul, 1983, Milli Eğitim Basımevi, s.30-36.