Rusya’nın yeni deniz doktrini

Dünyada hiçbir ülke denizgücü oluştururken başta coğrafya olmak üzere Rusya’nın karşılaştığı çapta engeller ile karşılaşmamıştır. Bu nedenle Ruslar tarih boyunca deniz ve denizcileşme süreçlerinde kararsız bir tutum sergilediler. Diğer taraftan karşılaştıkları engelleri dengelemek üzere, I’inci Petro’dan itibaren Soğuk Savaşa kadar girdikleri büyük çaplı her savaşta, daima okyanus ittifaklarına taraf oldular.  Napolyon Savaşları ve her iki dünya savaşında denizci İngiltere ve onun müttefiklerinin yanında yer aldılar. Zira finans, üretim ve ticaret batıda deniz bloğundaydı. Soğuk savaşta yepyeni bir durum ortaya çıktı. Kendisi karşı kutuptaydı ve zor da olsa okyanusa çıkmak zorundaydı. 29 yıl kuvvet komutanlığı yapan Amiral Sergei Gorshkov sayesinde çıktılar. Soğuk Savaşta yenildiler ve kıyılara çekildiler. Ancak 2000 sonrası toparlanarak tekrar okyanuslara geri dönme hamlesinde bulundular. Bugün de ancak denizde güçlü oldukları ve denize çıkan Çin gibi bir Asya gücü ile ittifak kurmaları; ABD ve NATO’nun ülkelerini Baltık, Akdeniz ve Karadeniz’den soyutlama, Kuzey Denizinde çevreleme gayretlerine her türlü direnmeleri sayesinde küresel ve kıtasal güç konum ve bütünlüklerinin koruyacaklarının farkındalar.

OKYANUSLARA DOĞRUDAN AÇILAMAYAN DENİZ DEVLETİ

Rusya’nın Japon Denizi’nden Beyaz Deniz’e uzanan 37.650 km’lik (23.400 mil) geniş kıyı şeridi, Karadeniz ve Hazar Denizi’ni de içerir. Rusya Federasyonu’nun kıta sahanlığı 4 milyon km²’lik bir deniz alanını kapsıyor. Bu alan neredeyse Hindistan’ın yüzölçümüne eşit. Rusya’da 10 km.’yi aşan uzunlukta yaklaşık olarak 150.000 nehir bulunmaktadır. Nehirlerin toplam uzunluğu üç milyon km.’yi geçmektedir ve bunun 500.000 km.’sinden fazla kısmında nehir ulaştırması yapılabilmektedir. Bu durum ülke içi ulaşımda sonsuz seçenekler sunmaktadır. Liman bölgeleri ve büyük nehir havzaları Rus nüfusunun %50’sini ve Rusya’nın endüstriyel potansiyelinin %60’ını barındırmaktadır. Dünyanın en büyük 18 gölünün üçü, Rusya’da bulunuyor. Kuzey Buz Denizi ve Uzakdoğu sahillerinin kıta sahanlığı hidrokarbon bakımından zengindir bu bölgeler petrol ve doğal gaz rezervlerinin kabaca %80’ini içermektedir. Rusya, ayrıca dünyanın önde gelen balık sanayi ülkelerinden biridir. Rusya’nın temel sorunu, küresel çapta bir denizgücü oluşturmanın temel gereksinimi olan okyanusa açılan yeterli limanlara sahip olmamasıydı. Moskova kurulduğunda değil okyanusa, herhangi bir denize dahi çıkışı olmayan bir devletti. Kuzeyde, Beyaz Deniz kıyısındaki Arkanjelsk şehri, 1584 yılında ilk kez korunmalı bir manastır olarak kurulmuştu. 1703 yılında Baltık Denizi’nde Petersburg kurulana kadar, Rusya’nın denizlere ve okyanuslara özgürce açılan tek kapısı burasıydı.

RUSYA’NIN NEFES BORULARI: LİMANLAR

Günümüzde Rusya’yı Asya topraklarından ve Avrupa’da okyanuslara çıkaran ve ekonomisine 2022 yılındaki Ukrayna krizine ve ağır yaptırımlara kadar genel yük, konteyner, petrol ve doğal gaz ihracında en büyük desteği sağlayan yedi önemli ihraç limanı vardı. Bunlar Karadeniz’de Novorosysky; Baltık’ta St. Petersburg, Ust-Luga ve Primorsk limanları; Kuzey Denizinde Murmansk, Pasifik Okyanusunda Vladivostok, Kozmino ve  Vostochny limanlarıdır. Ruysa, 2022 Mart ayına kadar 100’den fazla ülkenin 1.400 limanına deniz yolu ile taşımacılık yapmaktaydı. Yaptırımlara kadar ülke ihracat ve ithalat trafiğinin %90’ı denizyolu ile yapılmaktaydı. Özellikle Uzakdoğu ve Kuzey ülkeleriyle olan ticaretin kabaca tamamı, denizyolu ile yapılmaktadır. Karadeniz ve Türk Boğazları Rus diş ticaretinde yaklaşık %60’ın üzerinde rol oynamaktadır.

1. PETRO VE DENİZCİLEŞEN RUSYA

Petersburg’u kuran I’inci Petro Rusya’yı tarıma dayalı gerici çiftçi bir toplumdan, modern denizci topluma dönüştürmeye çalıştı ve Rus jeopolitiğine sıcak denizlere inme refleksini yerleştiren bir devlet adamı olarak tarihe geçti. 1695 ilkbaharında Don nehrinde büyük bir donanma inşa ettirdi ve aynı yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetindeki Karadeniz kuzeyinde, Azak Kalesi’ni denizden ve karadan kuşattı. Rus Donanması, ilk kez bir kuşatmada görev aldı. Kale 1696 yılında düştü. Aynı yıl, kurumsal temelde Rus Deniz Kuvvetlerini kurdu. I’inci Petro, denizcileşmeye paralel sanayiyi de destekledi. Özellikle Urallarda metalürji endüstrisinin gelişimine çok önem verdi. Sanayiyi, askeri gücün ayrılmaz parçası olarak gördü. Bu sayede top üretimi, büyük boyutlarda arttı. 1774 yılında Küçük Kaynarca Anlaşması sonucu Karadeniz’e erişen Rusya’nın son kadın Çariçesi II. Katerina ’ya yapılan törende General Potemkin tarafından bir bardak tuzlu su hediye edilmişti.

KIRIM, AZAK DENİZİ VE TÜRK BOĞAZLARI

Rusya’da denizlere bağımlı ve Avrupalı denizci devletler gibi maceracı bir deniz ticaret topluluğunun yokluğu, uzun kara sınırlarına yönelik stratejik tehditlerle birleşince, donanmanın öneminin yıllarca anlaşılamamasına sebep oldu. Tarihi boyunca çok büyük bir deniz ticaret devleti olmasa da deniz ulaştırması stratejik ve ticari perspektiflerle, Rusya için her zaman çok önemli oldu. Balkan Savaşı esnasında Türk Boğazlarının kısa bir süre için kapalı olması bile, onlara milyonlarca altın kaybettirmişti. Bu nedenle Türk Rus ilişkilerinde en önemli kriz noktası tarih boyunca Kırım, Azak Denizi ve Türk Boğazları olmuştur. Osmanlı ve Romanov Hanedanları arasındaki 13 savaşın temel nedenlerinden birisi Türk Boğazları ve Karadeniz idi. Lenin Atatürk dostluğu ve Kurtuluş Savaşında Rusya ‘nın Türkiye’ye desteği ile söz konusu siyasi ve psikolojik eşik geçildiyse de 1939 yılında başlayan Sovyetlerin Boğazları Türkiye ile savunma fikrinin 1945 ve 1946’da notalara savaşına dökülmesi ilişkileri zedelemiş ve soğuk savaş boyunca Türkiye, ABD ve NATO’nun kucağına itilmiştir. Halen bu jeopolitik ipotek devam etmektedir. Ancak bu kez ters yöndedir. ABD ve NATO, Türkiye’nin muazzam coğrafyasını, gelişen Türk Rus ilişkilerine rağmen Türkiye’nin kendi jeopolitik çıkarları lehinde kullanmasına izin vermemektedir. Türkiye’de müesses nizamı gerek din ve etnik bölünmeler gerekse ticaret ve finans baskıları ile kontrol altında tutmaya devam etmektedir. Diğer bir deyişle 1947 sonrası Türkiye’ye destek olmak üzere Anadolu yarımadasını etki alanın alan Atlantik sistem bugün Türkiye’nin en büyük jeopolitik rakibine dönüşmüştür.

HER YÖNDEN KUŞATILAN RUSYA

ABD, 1945 sonrası Anglosakson birlikteliği çekirdek dayanışma yaparak, başta NATO olmak üzere deniz İttifaklar sistemi üzerinden yer kürede denizi, karaya (kıtaya) karşı konumlandırmayı başardı. 1949’da Norveç’i, 1952’de Yunanistan ve Türkiye’yi, 2004’te Baltık Cumhuriyetleri, Bulgaristan ve Romanya’yı NATO’ya alarak Sovyetlerin denize çıkış alanı olan Baltık, Kuzey Denizi, Ege ve Akdeniz’i tamamen NATO kontrolüne aldı. Avustralya, Japonya ve Güney Kore’de askeri üsler zinciri kurarak Sovyetlerin Pasifik’te Vladivostok’dan çıkışını da kontrol altına almış oldu.   Sovyetler Birliği artık kıtaya itilmişti. ABD, Spykman’in kenar kuşağının neredeyse tamamına yakınını ya NATO’ya almış ya da askeri iş birliği ve üslenme anlaşmaları ile siyasi ve askeri olarak kendine bağlamıştı. İtiraz eden olursa darbe yaptırıyor ya da Kore ve Vietnam’da olduğu gibi doğrudan müdahale ediyordu. Alman Jeopolitikçi Ratzel’in ifadesi ile denizci Leviathan (Atlantik Güçleri) ile karacı Behemoth(Avrasya Gücü- SSCB) arasında hayatta kalma mücadelesi başlamıştı. Sovyetler sınırlarının dışına çıkmadıkça ya da Küba veya Afganistan istilasında olduğu üzere okyanuslara yaklaşma hamlesinde bulunmadığı sürece sorun olmuyor her iki taraf nükleer dehşet dengesinin sağladığı ortamda yeni bir dünya savaşına neden olmadan jeopolitik hayat alanlarında mücadeleye devam ediyorlardı. 1989 yılında Berlin Duvarının yıkılması ve Çin’in yükselişi ile bu düzen sona erdi. ABD ve NATO Rusya’yı Adriyatik, Baltık, Karadeniz ve Pasifik’ten çevreleyecek ve okyanuslara çıkmasını önleyecek baskılama politikasına geçti. Denizden ve okyanuslardan soyutlanacak Rusya’nın parçalanması ve sonsuza yakın kaynaklarına küresel devlerin erişimi mümkün olacaktı. 2000 yılı sonrası Rusya bu resmi gördü ve direnişe geçti.

RUS DENİZCİLİK GÜCÜNÜN TEMELİ DONANMADIR

Rusya devlet pratiğinde dünya okyanuslarında ulusal çıkarların askerî tedbirlerle savunulmasında, mücavir denizlerde politik istikrarın; denizler ve okyanuslardaki ulaştırma hatlarındaki güvenliğin sağlanmasından donanma sorumludur. Rusya denizcilik potansiyelinin çekirdeğini donanma oluşturmaktadır.

RUS DENİZCİLİK DOKTRİNİ

Rusya’nın 2022 deniz doktrini 31 Temmuz 2022 günü açıklandı. Önce, doktrinin tarihsel gelişimine göz atalım. Rusya’nın dağılma aşamasından toparlanma sürecine girmesi ve yeniden deniz gücü olması 2000 yılından sonra son 22 yılda gerçekleşti. 1989 yılında 600 gemilik Amerikan donanması karşısında sayısal olarak dünyanın en büyük donanmasına sahiptiler. Başta 309 denizaltı olmak üzere, 1000’in üzerinde savaş gemisine sahip böylesine büyük bir donanmayı idame etmek Sovyetler yıkıldıktan sonra yerini alan, Rusya Federasyonu ekonomisinin yeteneklerinin çok ama çok uzağındaydı. O nedenle süratle küçüldüler. Dünya deniz tarihinde hiçbir donanma bu kadar kısa sürede ve hızlı küçülmedi. 9 yılda 209 nükleer denizaltıdan 51’e, 100 dizel elektrik denizaltıdan 34’e düştüler.  Firkateynlerde ve denizaltılarda %90, kruvazör ve korvetlerde %75, muhriplerde %50 oranında küçüldüler. 2007 yılına gelindiğinde bir zamanların görkemli Sovyet Donanması’ndan geriye altı nükleer güçlü balistik füze denizaltısı (SSBN), yedi nükleer güçlü hücum denizaltısı (SSN), yedi dizel elektrikli denizaltı (SSK), beş kruvazör, dokuz muhrip, on firkateyn ve 20 korvet kalmıştı. Donanma resmen iflas etmişti. Tatbikat bile yapılamıyordu. İdame edilen tek güç balistik füze denizaltılarının okyanus karakollarıydı. Bu karakollar olmasa zaten Rusya’nın Yeltsin zamanında parçalanması kaçınılmazdı.

2021 DOKTRİNİ VE TOPARLANMA SÜRECİ

Bu koşullar altında yeni Rusya ilk denizcilik doktrinini dağılmayı ve parçalanmayı önleyen Putin tarafından 9 Temmuz 2001 tarihinde açıkladı. 2020 yılına kadar bir dönemi kapsayan doktrin, Rusya Federasyonu’nun coğrafi konumu, donanma ve ticari filosunun büyüklüğü ve her ikisinin uluslararası ilişkilerdeki rolüne bağlı olarak, Rusya’nın lider bir denizcilik gücü oluşturmasını öngörüyordu. Söz konusu doktrin Rus denizciliğinin kendi deniz yetki alanları dışında Atlantik Okyanusu, Kuzey Buz Denizi, Pasifik Okyanusu, Hazar Denizi ve Hint Okyanusu bölgelerinde çıkarları olduğuna vurgu yapıyordu. Bu çerçevede Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki Rus denizcilik politikasının uygulanması, Rus Donanması’nın Atlantik’i serbestçe kullanabilmesi, münhasır ekonomik alanları ile kıta sahanlıklarındaki zenginliklerin korunması, deniz ve okyanuslardan gelebilecek tehditlere karşı devletin savunulmasında donanmanın önemi öne çıkarıyordu. Diğer taraftan bu belgeye doktrin denmesi çok dikkat çekiciydi. Zira benzer belgeler başta ABD olmak üzere, pek çok denizci ülkede de yayınlanır. Ancak genelde tercih edilen format, bir doktrinden ziyade strateji ya da konsept belgesi şeklinde olur. Doktrin çok daha iddialı bir formattır. Kesinleşmiş fikirler bütünüdür. Bu yönü ile bu belge, Rusya’nın denizcileşmesinin devlet kademesinde ne denli önem ve öncelik gücüne sahip olduğunun da bir ifadesi olmuştu.

2008 VE 2014 KARADENİZ KRİZLERİ

Rusya özellikle NATO’nun 2004 genişlemesi ve 2008 NATO Bükreş Zirvesinden sonra Karadeniz’de kuşatılmanın son aşamasına gelindiğini gördü.  2008 Güney Osetya krizi ve Akdeniz’de 2010 yılından itibaren şiddetlenen Suriye krizi ile 2014 yılında yaşanan Kırım müdahalesi sonucunda donanmasının harekât temposunu ve etkinliğini artırdı. 7 Haziran 2013 günü Putin, “Akdeniz bölgesinin Rusya’nın birinci derece ulusal çıkar alanı” olduğunu söyledi. Aynı yılın mart ayından itibaren Akdeniz Filosu (eski adıyla SOVMEDRON) Soğuk Savaş sonrası ilk kez aktif hale getirildi. Böylece Rusya, uzun bir aradan sonra, konvansiyonel alanda donanmasını Akdeniz’deki çıkarları için ganbot diplomasisi rolünde kullanmaya başlamış oldu.

Rusya, özellikle 2008 Gürcistan krizi sonrası Donanmasını sadece nükleer alanda değil konvansiyonel alanda da güçlendirmeye büyük kaynak ayırdı. Soğuk savaş boyunca ABD’nin Atlantik kıyılarında denizaltı dolaştırmayan Rusya, 2012 yılından itibaren nükleer denizaltıları ile Atlantik sahilleri açıklarında karakollara tekrar başladı.

DENİZLERDE VARLIK GÖSTERMEDE BÜYÜK SIÇRAMA

2015 yılı Rusya’nın denizlerde ciddi varlık göstermesinin manifesto yılı oldu. 2 Ağustos 2015 tarihinde Rusya’nın Yeni Denizcilik Doktrini yayınlandı. Bu doküman 13 Mart 2015 günü yayımlanan ABD’nin yenilenen Deniz Stratejisi dokümanına bir cevaptı. Doktrin, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinden kaynaklanan tehdide vurgu yapıyordu. 2015 doktrini, Kırım ve Arktik Okyanusunda (Kuzey Buz Denizi) Rus donanma varlığının artımını öne çıkarıyor, nükleer buz kıran gemi filosunu genişletiyordu.  Doktrin, 4 fonksiyonel ve 6 bölgesel alanı kapsıyordu. Fonksiyonel alanlar donanma faaliyetleri, deniz ulaştırması, deniz bilimleri ve mineral kaynakların geliştirilmesi iken, coğrafi alanlar Atlantik, Arktik, Pasifik, Hazar Denizi, Hint Okyanusu ve Antarktika olarak belirlenmişti. Değiştirilen doktrin, Rusya savunma bütçesinden Deniz Kuvvetlerine aktarılan payın artımını öngörüyordu. İlkinden 14 yıl sonra kendine daha büyük bir güvenle yazılmış söz konusu doktrin, Rus gemi inşa sektörünün toparlanması ve ciddi yatırımlara girmesiyle donanmanın modernizasyonu ve idamesini kolaylaştırdı. 2015 doktrini NATO ve NATO’ya yakın ülkelerle uzun süreli bir gerilime hazırlık olarak kaleme alınmıştı. Kırım sonrası Atlantik cephenin yakıcı ekonomik ambargolar uygulaması, Rusya sınırlarında yoğun tatbikatlar yapması ve aynı zamanda ağır silahlar konuşlandırması Rus deniz gücünde ve stratejisinde yeni bir durum muhakemesini gerekli kılmıştı. Sadece Atlantik’te, Ortadoğu’da ve Ukrayna’da yaşananlar değil, yeni dünya siyasi haritasının da (BRICS ve ŞİÖ’nün gelişmesi gibi) bu muhakemede rol aldığı bir gerçekti. Yeni dokuman Çin ve Hint Donanmaları ile yakın iş birliğine vurgu yapıyordu. Diğer taraftan, yeni doktrin gerçek denizci bir devletin sahip olması gereken jeopolitik ve stratejik hedefleri içerse de mevcut donanma gücünün doktrinin gereklerini yerine getirmeye hazır olması için en az on yıla ihtiyaç olduğunun maddi bir gerçek olduğunu o yıllarda yazmıştım. Rusya aynı yıl stratejik nükleer kuvvetlerine 50 yeni füze ekleme kararı aldı. Borey sınıfı ikinci nükleer balistik füze denizaltısını da (SSBN) hizmete soktu.

RUS GEZGİN FÜZELERİ İLK KEZ DENENİYOR

7 Ekim 2015 günü, Hazar Denizi Filotillasına ait Gepard sınıfı firkateyn ve Buyan-M sınıfı korvetlerden Suriye’deki IŞID mevzilerine 26 adet Kalibr-NK (Klub K) (NATO tanımı ile SS-N-30-A) gezgin (cruise) füzesinin fırlatılması stratejik, operatif, taktik ve teknolojik perspektifte Rus deniz gücü için önemli bir dönüm noktası oldu. Atlantik cephe için büyük bir stratejik baskın yarattı. Aynı füzelerin aralık ayı sonunda Kilo Sınıfı denizaltılar tarafından da Doğu Akdeniz’de kullanılması ikinci bir güç gösterisi oldu.  Aynı yıl mayıs ayında Rus ve Çin savaş gemileri tarihte ilk kez, Akdeniz’de ‘Müşterek Deniz 2015’ isimli birleşik bir deniz tatbikatı icra ettiler. 9 büyük savaş gemisinin katıldığı bu tatbikat NATO denizi olan Akdeniz’de açık bir meydan okuma olarak algılandı. Diğer yandan 2015 yılında yenilenen Rus askeri Doktrininde Arktik Okyanusuna ağırlık verilmesi dikkat çekiciydi. Rusya, jeopolitik kaderinde Arktik bölgeyi askeri doktrin dokümanında öne çıkarmıştı. Henüz 2009 yılındayken, Devlet Başkanı Medvedev, “Arktik Okyanusu, Rusya Federasyonu’nun milli gelirinin %20, ihracatının %22’sini üretiyor” demişti. Bu bölge ayrıca eriyen buzlar nedeniyle dünya deniz ticareti için devrimsel değişiklikler yaratıyordu. 2021’de 80 bin tona yakın yük geçişi Kuzey Deniz Rotası üzerinden (NSR) gerçekleşti. Bu sulara Rusya izni olmadan kimse giremiyor. Zira kıyıların %65’i Rusya egemenliğinde.

RUSYA’NIN ÜS KURMA GİRİŞİMLERİ

2016 yılında da Rusya donanmasını etkin şekilde kullandı. Ekim ayında Suriye’nin Akdeniz kıyısında bulunan Tartus limanında daimî bir deniz üssü kurmayı planladıklarını açıkladılar. Rusya 1977 yılından sonra Suriye/Tartus’ta zaten ileri bir lojistik üs bulunduruyordu. Açıklama, Küba ve Vietnam’daki Kam Ranh Körfezinde bulunan eski Sovyet üslerinin yeniden açılmasının düşünüldüğünün kamuoyu ile paylaşımından bir hafta sonra gelmişti. Kısa bir süre sonra da Izvestia gazetesi Rusya’nın Mısır’da bir hava üssü, Hint Okyanusu/Seyşel Adaları, Venezüella, Nikaragua ve Singapur’da da deniz üsleri kiralamak arzusunda olduğunu yazdı. 12 Temmuz 2016 tarihinde Daimî Hakemlik Mahkemesinin Çin aleyhindeki Güney Çin Denizi kararından kısa süre sonra Rus ve Çin Donanmalarının Güney Çin Denizindeki ortak tatbikatı bu kez Pasifik’te ortak meydan okuma olarak gerçekleşti. Her ne kadar aralarında askeri bir ittifak anlaşması olmasa da Rusya ve Çin donanmaları birlikte çalışabilirlik seviyesini artırıyordu.

YENİ SİLAHLAR, YENİ KUVVET ÇARPANLARI

Rusya 2015 doktrini ile savunma sanayiini, silahlanmaya ve askeri teknolojide oyun değiştirici veya kuvvet çarpanı olacak sistemlere yatırım yapmaya devam etti. 1 Mart 2018 tarihinde Putin, Duma’da yaptığı konuşmayla altı yeni silah sistemini geliştirdiklerini dünya kamuoyuna açıkladı. Bunlar, kıtalararası balistik füze ‘’Sarmat (RS-28)’’; Yeni gezgin füze sistemleri, İnsansız nükleer torpido denizaltı (Poseidon); Hipersonik balistik nükleer füze (Avangard); Havadan atılan hipersonik nükleer gezgin füze (Kinzhal) ve lazer sistemleri ile gemilerden ve denizaltılardan atılan Zirkon hipersonik füzeleri idi.  17 Eylül 2019 günü ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford’ ‘’Rusya bir rakip ve tekrar güçlenen Rusya karşısında NATO’nun üstünlüğü eridi’’ demişti. Aynı ay Forbes dergisinde yayınlanan bir makalede Putin’in açıkladığı hipersonik, gemiye karşı Zirkon füzelerinin, Yasen sınıfı nükleer gezgin füze denizaltılarının ikincisi olan Kazan’a monte edilerek 2020’de ilk test atışını gerçekleştireceği bilgisi yer almıştı. Zirkon füzeleri 8 Mach, yani saniyede 2500 metre sürate sahip. 500 km. menzil ile asıl hedefi savaş gemileri. Gizlilik ve sürprize sahip denizaltından zaman-kritik hedeflere taarruz geliştirmede yaratacağı etki tartışmasız çok büyük. Özellikle uçak gemisi ve amfibi görev kuvveti gemi grupları için bir kâbus. Tarihte ilk kez denizaltından hipersonik füze fırlatma yeteneğinin Rusya’ya çok önemli bir stratejik avantaj kazandıracağı açık. Zirkon’un 8 Mach süratine karşılık Amerikan Tomahawk’ları 0.75 Mach yapabiliyor. Ruslar şimdi bu silahı okyanusların karanlığında saklanan bir denizaltıya yerleştiriyor ve silahın sürat avantajını kullanıyorlar.  8 Mach lık bir füzeye dünya üzerinde şu anda savunma yapabilecek ne atış kontrol sistemi ne de füze savunma sistemi var. Bu silahlanma doktrininden anlaşılan Rus deniz gücü gerek stratejik gerekse operatif/taktik seviyelerde yüksek enerjili kinetik silahlara (Zircon hipersonik füzeleri, Shkval Torpidoları vb. gibi) sahip olması ABD donanmasına karşı çok güçlü sea denial (denizlerin kullanımının reddi) paradigmasını uygulayacak. Özellikle denizaltılardan atılan hipersonik füzeler ile Shkval torpidoları yüksek değerli Amerikan savaş gemilerine karşı (Uçak gemisi, Zumwalt sınıfı muhrip, Aegis sınıfı kruvazör vb) kullanıldığında çok ciddi asimetrik etki yaratacak nitelikte silahlar. Sovyet döneminde Donanma doktrini Amerikan savaş gemilerini silah menzili içinden takip etmek ve ilk darbeyi vurmak üzerine kurgulanmıştı. O dönemlerde Amerikan donanması 600 gemi, Sovyet donanması 1000 gemi seviyesindeydi ve bu taktik uygulanabilir bir taktik idi. Ancak bugün iki tarafın da gemi sayısı yetersiz. (ABD 243; Rusya 266) O dönemden bugüne değişen en önemli iki oyun değiştirici silah sürat, öldürücülük ve menzilleri oldu. Diğer yandan suyun altı büyük önem kazandı. Şu ana kadar hiçbir ülke Falklands Savaşı hariç suyun altındaki yeteneklerini fiili bir çatışmada ortaya koymadı. Ukrayna krizinde mayın dışında sadece su üstü silahları kullanıldı.

MOSKOVA KRUVAZÖRÜNÜN BATIŞI

Bu gelişmelere karşılık 24 Şubat 2022’de başlayan Ukrayna krizinde Slava sınıfı 1983 yapısı Slava sınıfı Moskova Kruvazörünün Batı Karadeniz’de Yılan adası civarında Ukrayna’ya ait karadan atılan R 360 tipi Neptün füzesi ile batırılmasından dolayı Rusya önemli prestij kaybına uğradı. Ancak arka planda dev savunma sanayi ve teknolojik üstünlüğü olan bir devlet için bu kaybın stratejik bir önemi olmadığını vurgulayalım. Moskova’nın batışı ile ilgili makalem bu konunun detaylarını vermektedir.

YENİ DENİZCİLİK DOKTRİNİ

Rusya’nın 2015 denizcilik doktrini Kırım müdahalesi dersleri ışığında yazılmıştı. 2022 doktrini şüphesiz Ukrayna krizinin dersleri altında yazılmış. Jeopolitik, stratejik ve taktik dersler sonucu yazılan 2022 denizcilik doktrinini açıkladığı konuşmada Putin’in söylediği şu söz önemli: “Egemenliğimize ve özgürlüğümüze tecavüz etmeye karar veren herkese yıldırım hızıyla yanıt vereceğimize söz veriyorum.” Rusya’nın diplomatik ve ekonomik araçlar gibi diğer güçlerin yetersiz kalması durumunda askeri gücünü dünya okyanuslarındaki duruma uygun şekilde kullanabileceğini vaz eden doktrin, Rusya’ya yönelik ana tehdidin “ABD’nin dünya okyanuslarına hâkim olma politikası ve NATO askeri ittifakının Rusya sınırlarına yaklaşması olduğunu’’deklare ediyor. Ukrayna’da yaşanan son kriz dersleri çerçevesinde ABD, İngiltere ve Romanya’nın tutumuna bağlı olarak Karadeniz ve Azak denizlerinde “Rusya’nın jeopolitik konumunun kapsamlı bir şekilde güçlendirilmesini” öngörüyor. Bu bölgelere ayrıca Arktik Okyanusu, Okhotsk, Bering, Baltık Denizleri ile Kuril boğazlarını ekliyor ve şu vurguyu yapıyor: ‘’Bu denizleri sıkı şekilde ve tüm araçlarla koruyacağız.” Doktrinde ayrıca Svalbard, Franz Joseph Toprakları, Novaya Zemlya takımadaları ve Vrangel Adası’nda denizcilik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve etkinleştirilmesi öngörülüyor. Doktrin ayrıca, Kuzey Deniz Rotası (NSR) sularındaki yabancı devletlerin faaliyetlerini kontrol etmenin bir öncelik olduğunu ve Akdeniz’de kalıcı bir Rus donanmasının varlığını öngörüyor. Rus denizaşırı üslerin yetersizliği, Pasifik Okyanusu gibi mesafelerin çok uzak olduğu alanlarda lojistik merkezlerin kurulmasının önemine dikkat çekiliyor.

YENİ DÖNEMDE DENİZ İLE KITA ARASINDAKİ MÜCADELE ARTACAK

Rusya’nın yeni deniz doktrini şüphesiz Rusya’nın Arktik Okyanusunda çevrelenmesine açık bir manifesto olarak değerlendirilebilir. Zira 2015 doktrini Baltık, Akdeniz ve Karadeniz’deki kuşatmaya karşı bir duruş sergiliyordu. Bu dokumanda Arktik Okyanusu öne çıkarılıyor. Svalbard, Franz Joseph Toprakları, Novaya Zemlya takımadaları ve Vrangel Adası’ndan bahsedilmesi ve açıkça yer verilmesi ile Kuzey Deniz Rotasına özel vurgu yapılması İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyeliğine karşı bir hazırlık durumunu ortaya çıkarıyor. ABD ve NATO, Türkiye dahil Asya güçlerinin okyanuslara yaklaşmasına bile tahammül edemiyor. Ancak durum ABD’nin kontrolü dışında seyrediyor. Türkiye, Rusya ve Ukrayna’nın birlikte Tahıl anlaşmasını imzalaması ABD çıkarları aleyhinde gelişmiştir. Bu durum bile ABD için bir stratejik kayıptır. Ukrayna’daki savaşın devamı ABD silah sanayi ve NATO entegrasyonu için büyük bir avantajdır. Bu savaşın durması her iki alanda çıkar kaybına neden olacaktır. Konunun jeopolitik boyutu daha da büyüktür. Rusya’nın Baltık, Akdeniz, Karadeniz ve Kuzey Denizinden soyutlanması yaşamsaldır ve Rusya bu alanlardan soyutlandığında parçalanma sürecinin başlayacağının bilincindedir. Putin’in “Egemenliğimize ve özgürlüğümüze tecavüz etmeye karar veren herkese yıldırım hızıyla yanıt vereceğimize söz veriyorum’’ sözü durumun vahametini özetlemektedir. Türkiye bu doktrinden ders çıkarmalıdır. ABD ve Atlantik cephe Asya güçlerinin denize çıkmasını ve denizlerde kendilerine rakip olmasına izin vermez. Türkiye de Rusya ile aynı konumdadır. Türkiye’nin Mavi Vatan ile ortaya çıkması, Doğu Akdeniz’de 2020’ye kadar milli iradesini koruması emperyalizmi son derece rahatsız etmiştir. Kuşatılan ve denizlerden uzaklaştırılan Rusya’dan çıkaracağımız dersler vardır. Doğu Akdeniz’de iki yıl içinde Filistin dahil tüm Doğu Akdeniz ülkelerinin aleyhimize neredeyse ittifak sistemine girmesi; Yunanistan’ın ABD, Fransa ile ikili savunma anlaşmasına gitmesi, GKRY’de kurucu anlaşmalar dışında Türkiye ve KKTC aleyhinde üslenme ve savunma anlaşmalarına gidilmesi bunun en tipik örnekleridir. Türkiye NATO’da iken Yunanistan, ABD ve Fransa ile ikili savunma anlaşması yapması veya Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası silah ambargosuna maruz kalmamız; PKK ve YPG/PYD’ye Amerikan savunma bütçesinden milyonlarca dolar kaynak ayrılmasını nasıl izah edebiliriz? Rusya’nın yeni denizcilik doktrini gerçekçi temellere ve tehdit değerlendirmesine dayanmaktadır. Türkiye de en kısa zamanda Deniz Kuvvetleri önderliğinde Türk Denizcilik Doktrinini kaleme almalı ve yayımlamalıdır.

(Değerli Okurlarım, bu yazım Mavi Vatan köşesinde yazdığım 501. Yazıdır. Silivri’de FETÖ ve işbirlikçisi hainlerin kurguladığı Balyoz Kumpasında doğum günüm olan 24 Mart 2013 günü başladığım Pazar yazıları bugüne kadar 11 Nisan 2021 Pazar günü hariç, hastalık dahil hiçbir şekilde aksamadan devam etti. 11 Nisan 2021 Pazar günü 104 Amiralin Montrö ve Sarıklı Amiral Basın Açıklaması nedeni ile göz altındaydım. O gün VeryansınTv’deki köşemin boş kalmaması adına “Cem Amiral göz altında olduğu için bu hafta yazamıyor, siz onun yerine yazar mısınız” sorusu iki saat içinde 1000’den fazla kişi tarafından yanıtlandı.  Yer darlığı sebebiyle İçinden seçilen 100 mesajla o gün köşemi boş bırakmadınız. Ve anladım ki Mavi Vatan köşesi çok seviliyor. Her hafta gerek e-posta gerek twitter ve gerekse VeryansınTv köşesindeki mesajlar üzerinden gelen yorumlar üzerine şunu söylemem mümkün: “Türk halkı deniz jeopolitiğini ve deniz konularını öğrenmek istiyor. Mavi Vatan bilinci emperyalizme ve müesses karacı hâkim anlayışa rağmen kamuoyunda hak ettiği yeri alıyor. Hepinize gönülden teşekkürler. Son nefesime kadar yazmaya; denizi, denizciliği, mavi vatanı Atatürk rotasında anlatmaya usanmadan devam edeceğim.”

Cem Gürdeniz