Komünizm kalesinden Amerikan kalesine metamorfoz: Yunanistan ve Güney Kıbrıs

2022 yılının son haftasına girerken, geçtiğimiz günlerde Yunanistan, Girit Adasında bulunan Rus yapımı  S-300 Hava Savunma Füze sistemini ABD’den Patriot sistemi alma karşılığında Ukrayna’ya gönderebileceğini bildirdi. Aynı günlerde Fransız nükleer takatli uçak gemisi Charles De Gaulle, Kıbrıs Adası’nda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ortak eğitimler düzenledi. Bu eğitimleri Amerikalılar ve İngilizler ile icra edilen ortak tatbikatlar izledi. Rum-Yunan medyası üç ülke ile yapılan askeri eğitimleri Türkiye’ye caydırıcı mesaj olarak duyurdu. Diğer taraftan Yunanistan’ın Ege Denizinde NATO görevindeki Türk savaş uçaklarına dahi önleme yaptığı paranoid saldırgan bir dönemi yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Ukrayna Rusya savaşında yıkım ve harekât temposunun her geçen gün arttığı bir dönemde Yunanistan, Türkiye ile Ege’de bir çatışmayı kışkırtmak için elinden geleni yapıyor. Türkiye’nin Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmamasını her platformda şikâyet ediyor ve Türk düşmanlığını yoğunlaştırdıkça, ABD’ye o derece yaklaşıyor.

BÖL VE YÖNET

Emperyalizm kıtaları, bölgeleri, devletleri etnik ve dini fay hatlarını kullanarak böler ve yönetir. Bu kez her iki faya ilaveten Türk korkusu üzerinden yönetilen Yunanistan ve Güney Kıbrıs Yönetimi ile karşı karşıyayız. Bu korku geleneksel olarak Anti-Amerikan olan iki milleti ABD’nin yörüngesine çekmek için son 80 yılda yoğun olarak kullanılıyor. Başarılı da oldular. Bugün iki ülke de ABD’nin jeopolitik vassalıdır. Halbuki bu iki devlet halklarının zamanında komünizme ve Sovyetler Birliğine Amerikan merkezli darbelere maruz kalacak kadar yaklaştıkları hafızalarımızda yerini koruyor.

KIBRIS, YUNANİSTAN VE ABD JEOPOLİTİĞİ

Kıbrıs adası ve Yunanistan İkinci Dünya Savaşı sonrasının kenar kuşak Amerikan jeopolitiğinde Türk Boğazları kadar önem ve önceliğe sahip. Kıbrıs’a hâkim olan ABD, Süveyş, Levant, Anadolu, Kafkasya ve Ortadoğu yaklaşmalarını kontrol edebilir. Yunanistan’a hâkim ABD, Ege, Balkanlar, İyon Denizi, Adriyatik, Sicilya Boğazı, Kuzey Afrika’yı kontrol edebilir. Her iki yerde konuşlandırılacak deniz ve hava unsurları ile amfibi müdahale güçleri Amerikan askeri stratejistlerine kuvvet çarpan etkisi yaratacak olanaklar sunar.

ABD VE KÖRÜKLENEN TÜRK DÜŞMANLIĞI

Her iki coğrafi alanın Türk düşmanı olarak tutulması, Atlantik jeopolitik denkleminde Türkiye kaybedildiğinde elzemdir. Türk düşmanlığı iki ülkeyi Amerikan eksenine çekmek ve bağımlı tutmak için kullanılmalıdır. Bu nedenledir ki Türk Yunan dostluk dönemi Türkiye ve Yunanistan’ın NATO üyeliğinden 3 yıl sonra 1955’te sona ermiş ve Ege Denizinin iki yakası birbirine düşman edilmiştir. Zira her iki devletin yakınlaşarak Sovyet etki alanına girmesi soğuk savaşın en ileri kâbus senaryosu idi. Bugün de yaşanan budur. Türkiye ve Yunanistan’ın halkları dostane ilişkiler kursa da bu dostluk jeopolitik seviyede ne fanatik Megali İdea arsızı Yunan siyasetçiler ne de Amerikan stratejistleri tarafından arzu edilir.

ATATÜRK VENİZELOS DOSTLUĞU

Herkesin merak ettiği Atatürk ve Venizelos bu dostluğu nasıl başardı sorusunun cevabı basittir. O dönemde İngiliz emperyalizmi çöküşteydi. Amerikan emperyalizminin dünya genelinde söz sahibi olmasına henüz 15 yıl vardı. Ege Denizi ilk kez emperyalizm etki alanından masundu. İtalyan yayılmacılığı ve faşizmi de ortak düşman Musollini’ye karşı Türkiye ile Yunanistan’ı yakınlaştırmıştı. Diğer yandan Atatürk gibi güçlü bir liderin neler yapabileceği Kurtuluş Savaşında ortaya çıkmıştı. Türkler düşman değil dost tutulması gereken bir devlet kurmuştu. Bu dostluk İkinci Dünya Savaşında işgal, kıtlık ve iç savaşın acılarını çeken Yunanlılara Türk yardım elinin uzatılmasıyla daha da gelişti.

SOĞUK SAVAŞ DİNAMİKLERİ

Soğuk Savaşta koşullar tamamen değişti. Kıbrıs sorunu çıkana kadar görece bir denge ve istikrar varken 1955 sonrası iklim değişti. ABD, Hıristiyan Kültüre ve sözde Helenistik mirasa sahip Yunanistan’ın yanında olma tercihine rağmen muhteşem coğrafyası ile Sovyetlere set çeken Türkiye’yi kaybetmemek için Yunanistan ile denge politikasını korudu. NATO üyeliğimiz ve ABD’nin büyük ağabey tutumu Ege sorunlarını her gün erteletti. Bir benzetme yaparsak Yunanistan’ın Türkiye’ye büyük bir yaratılmış sorunlar borcu var ve faiz katlanarak büyüyor. Soğuk Savaş sonrası ABD Türkiye’nin kendinden uzaklaştığını gördü ve yerine ikame etmek üzere zayıf ve vassal Yunanistan’ı şekillendirdi. Bugün için Yunanistan üzerindeki etkisini jepolitik çıkarlarını sağlamak üzere Türk tehdidi ve Türk Düşmanlığı üzerinden artarak devam ettiriyor. Yunan Hükümetleri de kendi işgallerini alkışlamaya devam ediyor. Halbuki ABD, Yunanistan için İkinci Dünya Savaşında bir damla kan dökmedi. Ne Almanya ne Fransa ne de İtalya gibi değiller. Onlar için sadece İngilizler kan döktü. O kanın borcunu da bugün herhalde ABD tahsil ediyor.

KOMÜNİZMİN JEOPOLİTİK BELİRLEYİCİLİĞİ

Geçmişte Yunanistan’ın komünizme ve Sovyetlere meyletmesi ABD’nin bölge jeopolitiğindeki belirleyici unsurdu. ABD nasıl ki sola kaymasını önlemek için Türkiye’de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerini gerçekleştirmişse, Yunanistan’da ve Kıbrıs’ta da benzer girişimleri olmuştur. Bir deniz ittifakı olan Atlantik cephenin Yunanistan’ı Sovyet etki alanından çıkarma gayretleri İkinci Dünya Savaşının sonunda başladı. 1944 yılında Nazi işgalinden kurtulan Yunanistan’da Atlantikçi George Papandreu, Milli Birlik Hükümetini kurmak için görevlendirildi. Churchill, Yalta Konferansından 4 ay önce, 9 Ekim 1944 günü Stalin ile Moskova’da buluştu. Burada ‘’Yüzdeler Anlaşması’’ olarak bilinen Balkanlardaki etki alanlarına yönelik görüşmeyi gerçekleştirdiler. Toplantı sonunda Churchill yarım sayfa not kâğıdı üzerine ülkelerin isimlerini ve yanlarına kendi görüşüne göre etki alan yüzdelerini yazdı. Yunanistan’da İngiltere (ABD ile anlaşmalı olarak) %90, Sovyetler %10 etkili olacaklardı. Halbuki aynı zaman diliminde Yunanistan’da iç siyasete komünistler hakimdi. Yunanistan’ı Alman işgalinde savunan, direniş gösteren ve kurtardıkları bölgelerde yönetim kuran güçlü Milli Kurtuluş Cephesi (EAM), Halk Kurtuluş Ordusu (ELAS) ve Komünist Parti (KKE) varlığı Stalin tarafından kendi jeopolitik çıkarları için bir öğle yemeğinde feda edilmişti. Jeopolitik İdeolojiyi yenmişti. Zira Stalin’in Sovyetlerin batı sınırlarında kuracağı tampon etki alanları Ege Denizindeki yarımada devleti Yunanistan’dan daha önemliydi. Napolyon ve Hitler’in Rusya istila rotaları Ege’den ve Türk Boğazlarından değil, Vistül Nehri ile Karpatları birleştiren hattın doğusundan geçiyordu. Bu hattın kontrolü Moskova için yaşamsaldı. Bugün de değişen bir şey yoktur. Zira coğrafya kaderdir.

YUNANİSTAN, İNGİLTERE’YE TESLİM EDİLİYOR

Atina’ya bir an evvel İngiliz birliklerin indirilmesi gerekiyordu. Bunun için Başbakan Papandreou anayasadaki bir yetkiyi kullanarak Kahire’den getirilen Yunan birlikleri ile ülkede bulunacak İngiliz kuvvetlerinin Müşterek Genelkurmay Başkanı olarak İngiliz General Scobie ’yi atadı. 12 Ekim 1944 gününden itibaren İngiliz birlikleri Yunanistan’a havadan inmeye ve denizden gelmeye başladılar. Yunanistan artık tamamen İngiliz jeopolitiğine göre şekillendiriliyordu. Papandreu hükümeti İngilizlerin kontrolünde Yunanistan’ın Sovyet etki alanında bir sosyalist devlet olmasını önlemek üzere EAM, ELAS ve KKE’nin üzerine gitti. ELAS’ın silahsızlanmasını istedi.  ELAS içinde bu karara karşı direniş grupları karşı çıktı ve 4 Aralık 1944 günü Atina’da miting sonrası ayaklanma ve iç savaş başladı. EAM, ELAS ve KKE, sürgündeki kralın geri gelerek sağcı faşist bir hükümet kurmasından çekiniyordu. Atina’daki mitingde yüzlerce kişi savaşta Nazi Almanlarla iş birliği yapan ve daha sonra Kıbrıs’ta EOKA’yı kuracak Grivas’ın kontrolündeki X Örgütü tarafından açılan yaylım ateşiyle öldürüldü.  İngilizler X Örgütüne dokunmadı.

YUNAN İÇ SAVAŞI

12 Şubat 1945 tarihinde Varkiza anlaşmasıyla ateşkes sağlandı. 31 Mart 1946 tarihinde seçimler yapıldıysa da bu seçimlere KKE katılmadı. 1 Eylül 1946 tarihinde yapılan bir plebisit ile işgalde yurt dışına sürgüne giden Kral George II’nin geri dönmesi onaylandı. Komünistler ve müttefikleri içinde bu karara karşı çıkanlar kuzeyde dağlara çekilerek ikinci iç savaşı başlattılar ve geçici hükümet kurdular. Onları kuzeyde Bulgaristan, Yugoslavya ve Arnavutluk gibi komünist / sosyalist rejimler destekliyor, İngiltere ve ABD de kralcı hükûmete destek veriyordu. Böylece Avrupa’da soğuk savaşın ideolojik temelli ilk iç savaşı başlamıştı.  KKE ve müttefikleri 28 Ağustos 1949’da Kuzey Yunanistan’da Atlantikçi sağ cepheye karşı yenildiler. Sonrasında ölümler, işkenceler, toplu tutuklamalar ve sürgünler sınır tanımadan devam etti. 1949 yılında KKE yasa dışı ilan edildi. KKE 1974 yılında yeniden yasallaşana kadar ülkede anti komünizm halk üzerinde büyük bir baskı aracı olarak kullanıldı.

YUNAN SOLUNUN SOVYETLERE STRATEJİK FAYDASI

KKE 1974 yılına kadar seçimlere ve aktif siyasete katılamasa bile seçimlerde KKE sempatizanlarını yanına çekmek isteyen sol partiler bu gücü kullandılar. Bu durum Sovyetler ile kaçınılmaz şekilde yakınlaşmayı beraberinde getirdi. Diğer yandan bu yakınlaşmanın jeopolitik sonuçları oldu. Valona/Arnavutluk’tan 1960 sonrası ayrılmak zorunda kalan Sovyet Akdeniz Eskadronu 1964 yılından itibaren Ege’de Kithira adası yakınlarında demirleme; Girit’ten akaryakıt tedariki ve ayrıca Şıra adasındaki Neorion tersanesinde yardımcı savaş gemilerinin bakım onarımı için Yunan Hükümetlerinin desteğini aldı. Bu desteklerin verilmesi Amerikan stratejistlerini son derece rahatsız etti. 21 Nisan 1967’de artan komünist tehdit bahanesi ile aşırı sağcı, anti komünist Albay G. Papadopoulos liderliğinde ülkede Amerikancı bir darbe yapıldı ve 1974 yılına kadar Albaylar Cuntası ülkeyi yönetti. Cunta, 1973 yılında 1935’te yeniden kurulan krallığı ilga etti.

ANTİ KOMÜNİST CUNTA KIBRIS’TA DARBE PEŞİNDE

Yunan işgalinde Almanlarla İş birliği yapan Albay Papadopoulos döneminde binlerce kişi işkence gördü, öldürüldü ve tutuklandı. Buna rağmen özellikle öğrenciler ve gençler cuntaya direndiler. 1974 yılında faşist cunta halkı bir arada tutmak için yeni bir zafere ihtiyaç duydu ve Kıbrıs’ta aşırı sağcı ve komünist düşmanı EOKA B militanı Nikos Sampson’a 15 Temmuz 1974 tarihinde ENOSİS darbesi yaptırıldı. Türk düşmanlığı ve yeni bir genişlemenin iç istikrara katkı sağlayacağı ve megali ideanın yeniden canlanacağı düşünülmüştü. Bu da ters tepti. Yunan Cuntası Nikos Sampson’a Türk müdahalesi sonrası söz verdiği hava ve deniz kuvveti takviyelerini yollamadı. Hatıratında Sampson bu ihaneti unutamadığını yazıyor. Halbuki biraz jeopolitik bilse bu hamlenin kısa sürede Türk Yunan savaşına dönüşeceğini ve Sovyetlere altın fırsat sunacağını; ABD’nin kukla Yunan cuntasına asla bu yönde izin vermeyeceğini bilebilirdi. 20 Temmuz 1974 sabahından itibaren Türkiye’den güçlü bir tokat yediler. Yunanistan’da cunta devrildi. Sivil Hükümet kuruldu. Ancak bu durumu protesto ederek NATO’dan ayrıldılar. ABD bu ayrılığa tahammül edemezdi. NATO’dan ayrılan Yunanistan, kenar kuşakta gedik açılması demekti. Türkiye’deki 1980 darbesi ve liderliği kullanılarak SACEUR (NATO Yüksek Komutanı) General Rogers’ın hazırladığı plan ile 1980’de NATO’ya geri döndüler. Türkiye bu geri dönüşü reddetmedi. 1981 yılında Avrupa Birliğine tam üye oldular. Bugün KKE, Yunan siyasetinde varlığını devam ettirmekte ve seçimlere katılmaktadır. 2012 seçimlerinde oyların %9’u, 2019‘da %5’ini alacak kadar kamuoyu desteğine sahip olmalarına rağmen bugün ülkelerinin işgali aratmayan Amerikan etki alanına girmesine, Amerikan Büyükelçilerinin sömürge valisi gibi davranmasına  tepki vermiyorlar.

KIBRIS KOMÜNİZMİ VE JEOPOLİTİĞE ETKİSİ

1926 yılında Kıbrıs Komünist Partisi adıyla örgütlenen Kıbrıs’ın Rum komünistleri, 1931 yılında illegal ilan edildi. İngiliz sömürge düzenine karşı hareket eden ve ENOSİS’e karşı çıkan parti, 1941 yılında olan adını Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) olarak değiştirdi ve seçimlere katıldı. 1943 yılında Limasol ve Magosa Belediye Başkanları Rum komünistlerdi. AKEL, ilk kurulan komünist partiden farklı olarak Yunanistan ile birleşmeye (ENOSİS) karşı değildi.  Ancak gerek İngiliz sömürgecilerle mücadelede gerekse Yunanistan ile birleşme sürecinde şiddete karşıydılar. 1954 yılında Yunanistan’dan adaya gizlice gönderilen Yunan General Grivas tarafından kurulan EOKA (Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü) ise şiddet yanlısı idi. Grivas, Kurtuluş Savaşında Türklere zulüm yapan ve Yunan Ordularının geri çekilmesi sırasında İzmir çevresindeki yangınların başlatılmasında rol oynamış azılı Türk düşmanıydı. İkinci Dünya Savaşında da Naziler ile iş birliği yapmış, daha sonraki İngiliz hakimiyeti ve iç savaş döneminde kurduğu X Örgütü ile komünist avcısı olarak ün kazanmıştı. 1 Nisan 1955’te terör faaliyetlerine başlayan EOKA İngilizlere saldırıları başlatınca İngiltere, EOKA’nın enerjisini Türk düşmanlığı ile azaltmaya karar verdi ve Selanik’te Atatürk evine atılan bomba ile başlatılan 6/7 Eylül 1955 olayları Türk -Yunan ve Türk -Kıbrıs Rum düşmanlığını bir anda ateşledi. Rumların İngiltere üzerindeki nefret enerjisi Türk nefretine kanalize edilmişti. Bu gelişmeler sırasında İngiliz Sömürge Yönetimi AKEL’i yasadışı ilan etti. Bu arada Amerikancı ve sağcı EOKA, Sovyet taraftarı AKEL üyelerine karşı suikastlar ve çatışmalar dönemini başlattı. EOKA’nın Yunanistan’ın NATO üyeliğinden sonra daha da güçlenmesi, özellikle 1956 yılında yaşanan Süveyş krizinden ABD (CIA) etki alanına girmesi kaçınılmaz olmuştu. Adada komünizmin ve Sovyet sempatisinin gelişmesi ABD jeopolitiği için kâbus idi. Grivas bu dönemde Türk düşmanlığı ve ENOSİS için harcadığı çabalara yakın çabayı adadaki komünistlerin tasfiyesi için harcadı.

KIBRIS’TA SONUN BAŞLANGICI

1959 Zürih Konferansı ve 1960 Londra Antlaşması ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Makarios ve Fazıl Küçük liderliğinde kurulduktan kısa süre sonra 1963 sonunda Makarios anayasa değişikliği istedi. Amacı, Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto hakkı ve Bakanlar Kurulundaki 3 Türk Bakan ile Meclisteki 15 milletvekilinin ayrı oy çokluğu hakkından ve ayrı belediyelerden kurtulmaktı. Yani Türklerin siyasi eşitliğini, eşit söz hakkını ortadan kaldırıp onları azınlık statüsüne düşürmek ve ENOSİS önündeki Türk engelini aşmaktı. Bu anayasa değişikliğine Türkiye’nin hayır diyeceğini bildiği halde İngiliz Dışişleri kapalı kapılar ardında Makarios’a evet demiş ve Türkler hayır dediğinde kanlı Noel baskınları düzenlenmişti. Noel katliamından sonra EOKA, yeni yılda Akritas Planı ile Türklere etnik temizlik eylemlerini devreye soktu. Grivas tam bu zamanda Kıbrıs Rumları Askeri Güçlerinin Yüksek Komutanı oldu. Türkler küçük bir alana sıkıştırıldı. Köyler, kasabalar terkedildi. Türkler kendi vatanlarında esir ve sürgün oldular.

RUM KOMÜNİSTLERDEN NATO’YA HAYIR

Türklere yapılan zulmün durdurulmasına yönelik olarak devreye giren ABD ve İngiltere, 15 Ocak 1964’te ortak bir plan sundu. Bu plana göre adaya içinde 1200 kişilik Amerikan gücü de olan 10 bin kişilik bir NATO birliği gelecekti. Bu birlikler bir İngiliz Komutanın emrinde olacaktı. Komünist AKEL’in desteğini kaybetmek istemeyen Makarios planı derhal reddetti. 4 Mart 1964 tarihinde bu kez BM adaya barış gücü yolladı. Ancak bu gücü davet eden hükümette Türk yoktu. Yani adaya gelen güç Rum Hükümetini muhatap alıyor ve Türklerin temsil edilmediği bir devlette barış sağlamayı hedefliyordu. Türklerin artık devleti yoktu. 1964 yazında BM barış gücünün varlığına rağmen artan Rum zulmü karşısında Türkiye adaya müdahale kararı alsa da ABD Başkanı Lyndon Johnson’un 5 Haziran 1964 tarihli tehdit mektubu ve müdahalesi sonucu gerçekleşmedi.

ABD VE ACHESON PLANLARI

ABD daha sonra hem Sovyetlere karşı kurguladığı kenar kuşak jeopolitiğinin merkez ülkesi Türkiye’yi tatmin etmek hem de adadaki komünist AKEL ve Makarios ‘un Sovyetlerle, Bağlantısızlara meyletmesini önlemek için 1964 Temmuz ayında Acheson Planlarını devreye soktu. AKEL o günlerde tüm Avrupa’nın en güçlü komünist partisi idi. Planlara göre önce Karpas’ta ada yüzölçümünün %5’ini oluşturan bir bölge üs olarak Türkiye’ye verilecek, Türkiye buna karşılık ENOSİS’i kabul edecekti. Bunu Makarios kabul etmedi. İkinci denemede Türkiye’ye ENOSİS’i tanıma karşılığında Meis adası ve adada 50 yıllığına kiralanacak 200 km karelik bir bölge teklif ediliyordu. Her iki durumda da Türkler azınlık statüsünde kalacak yönetimde yer alamayacaktı. Makarios, bu planı da ENOSİS’i şartsız olarak öngörmediği için reddetti. ABD ve İngiliz planlarının reddedilmesine rağmen, Johnson’un İnönü’ye yazdığı mektup nedeniyle ABD’nin yanlarında olduğunu değerlendiren Rumlar, ağustos ayında EOKA saldırılarını Erenköy’de yoğunlaştırınca Türkiye ilk kez Hava Kuvvetleri ile 8 Ağustos 1964 günü adaya müdahale etti.

YUNANİSTAN VE ADADA KOMÜNİZM İLE MÜCADELE

1964 yılında Yunanistan adaya 12,000 ile 20,000 asker arasında bir kuvvet yolladı. Grivas emrine giren bu kuvvetin adaya gelmesinin bir nedeni Türklerle mücadele kadar AKEL ve komünistler ile mücadeleydi.  1967’de Yunanistan’da yönetimi askeri darbeyle ele geçiren Albaylar Cuntası, ENOSİS’e ulaşmak için Kıbrıs’ta Boğaziçi ve Geçitkale köylerine karşı saldırılar düzenletti ve bu saldırılara Yunan birlikleri de katıldı. Türkiye’nin notası ve ABD’nin araya girmesi sonucu EOKA saldırıları durdurdu, ABD baskısı ile 12,000 Yunan askeri geri döndü. Aynı zamanda Grivas da Yunanistan’a gönderildi. Ancak çok değil, 1971 yılında gizlice adaya geri döndü. Döner dönmez EOKA B’yi kurdu. EOKA B’nin kurulmasında 1968 yılında ikinci kez devlet başkanlığına seçilen ve ENOSİS’ten uzaklaşmaya ve bağlantısızılar bloğu ile Sovyetlere sıcak bakmaya başlayan Makarios karşıtlığı rol oynamıştı. Makarios, Komünist AKEL Partisi ile ittifak içine girdikçe bu durum ABD’yi de çok rahatsız ediyordu. Makarios’u devirmek, AKEL komünistlerini yok etmek, Türkleri adadan sürerek ENOSİS’i başarmak EOKA B’nin asli hedefleri olmuştu.

MAKARİOS, KONTROL DIŞINA ÇIKINCA

15 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleşen Nikos Sampson Darbesine kadar adada Türklerin durumunda bir iyileşme söz konusu olmadı.  Aksine katliamlar, tecrit, fakirlik ve kıtlık Türklerin en zor yıllarını yaşamasına neden oldu. Bu arada Yunan albaylar Cuntası ABD (CIA) etkisi altında hem adadaki komünist AKEL’in ortadan kaldırılmasını hem de ENOSİS’i gerçekleştirmeyi hedefliyordu. İlki cuntaya Amerikan onayını sağlarken, diğeri de iç cephede desteği artırmayı hedefliyordu. Diğer yandan Makarios kontrol dışına çıkmıştı. Bağlantısızlar hareketine 1955 Bandung Konferansından bu yana katılmış ve 1961 yılında Belgrat’ta yapılan Bağlantısızlar Hareketi Birinci Zirvesinde kurucu üye olarak yer almıştı. Her geçen gün adada güçlenen EOKA B karşısında Makarios’un liderliğindeki Kilisenin ve komünist AKEL’in birlikte durması beraberinde Sovyetler ile yaklaşmayı getiriyordu.

YOM KİPPUR HARBİ SONRASI ABD’NİN AKDENİZ DERSLERİ

ABD, 1973 (Yom Kippur) Arap İsrail Savaşında Sovyet Donanmasının Amerikan 6. Filo karşısında sayısal üstünlüğünden son derece rahatsız olmuştu. 95 parçalık Sovyet Filosu karşısında Amerikan ve NATO müttefiklerinin gemi sayısı 60 seviyesinde kalmıştı. Bu durum Amerikalı stratejistleri endişeye sevk ederek, kriz zamanında Yunanistan ve Kıbrıs gibi Akdeniz’de stratejik konuma sahip devletlerde komünizmin güçlenmesi ve Sovyetler ile potansiyel iş birliğine yöneliş riskinin bertaraf edilmesi kaçınılmaz olmuştu. Derhal önlem alınmalıydı. Yunanistan NATO devleti olduğundan ve ABD kontrolündeki cunta görevine devam ettiği için sorun büyük değildi. Ancak Kıbrıs farklıydı. Nikos Sampson liderliğindeki EOKA B’nin, Yunan güçleri ve Yunan Hükümeti desteğindeki bir darbe ile Makarios’u devirmesi hedeflenmişti. Bu gerçekleştiğinde sadece ENOSİS ve Türk etnik temizliği başarılmayacak,  adadaki on binlerce AKEL üyesi de ortadan kaldırılacaktı.

SAMPSON DARBESİ VE ABD

ABD ve CIA’nın bu plandan o dönemde habersiz olması beklenemez. ABD, şüphesiz darbeyi önlemedi ve hatta teşvik etti. Zira çıkarlarıyla örtüşüyordu. Ancak 15 Temmuz’da yapılan darbe sonrası Makarios’un kurtulup İngiliz üslerine sığınıp, daha sonra New York’a gelerek, 19 Temmuz günü BM Genel Kurul’da konuşma yapması tüm planları alt üst etti. Konuşmasında garantör devletleri müdahaleye davet eden Makarios’un adaya dönmesi için İngiltere ve ABD’nin hem siyasi hem de askeri destek vermesi gerekirdi. Diğer yandan tekrar iktidara gelecek Makarios bir daha asla ABD’ye yanaşmazdı. Yeni rejimin başarılı olması durumunda AKEL komünsitlerini imha edeceğini değerlendiren Sovyetler de darbenin oldu bittisine göz yumamayabilirdi. İşte böylesi bir konjonktürde Türkiye, oluşan fiili durumu çok iyi değerlendirerek adaya müdahale etmeye karar verdi. Zaten Garanti Anlaşması bu hakkı veriyordu. Türkiye gibi bir NATO müttefikinin adaya müdahalesinin Amerikan çıkarlarına zarar vermeyeceğini ve Türk Hükümetinin Washington jeopolitiğinin dışına çıkmayacağını değerlendiren ABD Dışişleri Bakanı Kissinger yönlendirmesindeki Nixon ve Ford Hükümetleri 19 Temmuz günü Mersin’den ileri harekete geçen Türk Donanmasına gerek Amerikan hava kuvvetleri gerekse 6. Filo savaş gemileri ile bir engel çıkarmadılar. Ancak adadaki şartlar daha sonra Amerikan jeopolitiğine göre değil, Türk jeopolitiğine göre şekillendi. Bunun bedeli ambargo, ekonomik yaptırımlar, Ermeni terörü ve Türkiye’de iç savaşı andıran koşulların 12 Eylül Amerikan darbesine kadar uzanan süreci içinde ödetildi.

TÜRKİYE RUM KOMÜNİSTLERİ KURTARMIŞ OLDU

Türk müdahalesi adada sadece Türk katliamını değil, komünist AKEL katliamını da önledi. Askeri filli durum sonucu devletsiz kalan Türkler, 15 Kasım 1983 tarihinde self determination hakkını kullanarak kendi devletini ilan etti. Soğuk Savaş konjonktüründe adadaki Türk askeri varlığına keskin tavırla taraf tutarak büyük tepki vermeyen ABD, Berlin Duvarı yıkıldıktan ve Sovyetler dağıldıktan sonra Türk askerinin adadan çıkması ve adanın tamamen AB ve ABD jeopolitiğine entegrasyonu için tamamen Türk karşıtı yeni girişim ve süreçler başlattı. 2004 Annan Planı bu yönde atılan en büyük adım oldu. Ancak zaten kurucu anlaşmalar hilafına AB’ye girerek Yunanistan ile ENOSİS’i başaran Kıbrıs Rumları yeniden federe bir devlet içinde Türklerle egemenlik paylaşmak istemediklerinden planı reddettiler. Rum arsızlığı Acheson planlarında olduğu gibi Türkiye’yi jeopolitik felaketten korudu. AKEL bugün de adada varlığın sürdürüyor. 2001 seçimlerinde oyların %35’ini 2021 seçimlerinde %22’sini alan AKEL Güney Kıbrıs kadar Avrupa Parlamentosunda da komünistleri temsil etmeye devam ediyor. Ancak varlıkları artık Amerikan karşıtlığından çok Türk karşıtlığı üzerine kurulu. Burada en önemli faaliyetleri KKTC’deki vatansız solu etkileyerek, millet benliğinden uzaklaştırma ve Türkiye ile Türk askeri karşıtı propagandanın aracı haline getirmiş olmalarıdır. Bugün KKTC komünist ve solcuları çok safiyane şekilde Kıbrıs Rumları ile federasyon çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayacaklarına inanmaktadırlar. AKEL de adanın İngiliz üslerinin yanısıra ABD ve AB kalesine dönüşmesine tepki vermemektedir.

KESKİN BİR METAMORFOZ

Sonuç olarak, bir zamanlar komünizmin kalesi olan Yunanistan ve Kıbrıs Rumları bugün büyük bir metamorfoz sonucu ABD ve AB’nin sadık kalebendi olmuşlardır. Her iki devlet ABD ve AB ülkelerine üs vermek; bu devletlerden silah almak ve onlarla Türkiye karşıtı tatbikatlar icra etmek ya da katılmak için yarış halindedirler. ABD, her iki ülkede soğuk savaş döneminde komünizm tehlikesini önlemek adına her türlü darbe ve siyasete müdahale hamlelerini başlatmışsa, bugün de her iki ülkede Türk tehdidini kullanarak kendi jeopolitik çıkarlarını elde etmektedir. Yunanistan kuzeyinden güneyine her alanda Amerikan askeri üssüne dönüşmüştür. Güney Kıbrıs, yakın gelecekte aynı konuma gelecektir. ABD, AB, Yunanistan ve GKRY Türk jeopolitiği hedeflerinin tamamen karşısındadırlar. Adadan askerimizi çekene; Seville Haritası sınırlarına uyum sağlayana, Ege’de 12 mil karasuyu genişliği başta olmak üzere Yunan tezlerini kabul edene kadar bu aktif düşmanlık devam edecektir. Sorun hem NATO üyesi olup hem Türk jeopolitiği tezlerini savunmanın zorluğudur.

TÜRKİYE’NİN METAMORFOZU

Türkiye de 10 Kasım 1938 sonrası metamorfoz geçirerek Atatürk’ten ve kurucu değerlerinden hem uzaklaştı hem uzaklaştırıldı. 1945 ve özellikle 1952’deki NATO üyeliği sonrası Atlantik yörüngesine girerek kendi çıkarlarına yabancılaştırıldı. Atlantik dünya Türkiye’yi kendi etki alanında tutabilmek için ideolojik, etnik ve dinsel hassasiyetleri sonuna kadar kullandı ve manipüle etti. Türkiye ne zaman kendi çıkarlarını öne çıkarsa ve ABD’den uzaklaşma temayülüne girse 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde olduğu gibi ya da seçim sürecindeki partilere dolaylı veya doğrudan her tür destek sağlanarak yeniden Amerikan eksenine sokuldu. Amaç kenar kuşaktaki Türkiye’yi tamamen anti Amerikan çizgiye giren İran gibi kaybetmemekti.   Soğuk Savaş sonrası kendi çıkarlarını öne çıkaran Türkiye, 2002 sonrası kumpas davalarla cezalandırıldı. ABD’nin himayesinde devletin kılcal damarlarına sızan FETÖ, 2002 sonrası iktidarın desteği, yüksek komutanların ve muhalefetin aktif sessizliğinde devlet kadrolarındaki yerini aldı. FETÖ ve işbirlikçileri NATO/ABD/AB çıkarlarını korumak üzere devletin neredeyse tüm Atatürkçü kadrolarını tasfiye etti.  Ancak 15 Temmuz 2016’da daha fazlasını isteyerek askeri darbe teşebbüsünde bulundular. Bugün, Türkiye yol ayırımındadır. ABD/AB ve NATO’ya bağlılık Türkiye’ye FETÖ, PKK, etnik bölünme ve laiklikten uzaklaşma ile geri döndü. Türkiye bu gerçekle yüzleşmek zorunda, kendi metamorfozuna dur demelidir. Türkiye’nin birikimi, tarihi, milli güç unsurları ve üstün coğrafi gücü buna izin vermektedir. Diğer yandan Türkiye’nin jeopolitik çıkarları ancak bağımsız dış savunma ve dış politika uygulanarak elde edilir. ABD’nin PKK’ya hava savunma ve dalgıç eğitimleri verdiği, bölücü teröre her hafta gencecik şehitler verdiğimiz bir konjonktürde hem İncirlik Üssünü ortak kullanıma açık tutup, hem NATO’nun pek sadık müttefiki rolünü oynayamazsınız. Kesin olan Atlantik çıkarlarının Türkiye çıkarları ile kaçınılmaz çatışma rotasında olduğudur. Devlet kurumları NATO güzellemesi yaparak, tweet atarak, kutlama mesajları yayınlayarak çatışma rotasını değiştiremez. İçimizdeki Washington ve Brüksel hayranlarına geçici moral verirler. NATO ve ABD çıkarlarına teslim olan ülkeler ya sömürgeye dönüşüyor ya da ABD/AB’nin ucuz kanı oluyor. Yunanistan ve GKRY 21. Yüzyılın en taze sömürgelerine; Ukrayna Zelensky sayesinde ABD’nin ucuz kan deposuna dönüşmüştür. ABD/AB, neo -liberal kapitalist düzen içinde Rusya gibi yeni jeopolitik düşman yaratmak için bir ülkeyi yok etmiştir. Türkiye, iktidarı ve muhalefeti ile bu büyük felaketlerden umarım ders çıkarıyordur.

Cem Gürdeniz