Blackseafor savaşı sonlandırabilir mi?

Türkiye’nin jeopolitik önemi, 1980’lerden itibaren Orta Doğu’da, Kafkasya ve Balkanlar’da meydana gelen siyasi ve ekonomik gelişmelerle had safhaya ulaşmıştır.

20’nci yüzyılın sonlarında, Avrupa’da yeni siyasal hareketler meydana gelmiş, Balkanlarda ve Orta Doğu’da çok önemli gelişme ve değişimler olmuştur.

“Barış İklimi” ülkelerin kendilerini daha güvenlikli ve ekonomik olarak daha güçlü hissetmesine fırsat yaratmıştı.

Orta Asya ve Kafkaslar ’da Türkiye ile etnik, tarihi ve kültürel bağları bulunan ülkeler bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır.

“Barış için Ortaklık (BİO)” programı çerçevesinde, SSCB’den ayrılan devletlerin bir kısmı NATO ve AB’ye katılmıştı.

Türkiye; NATO’nun bir kanat ülkesiyken, Avrasya kuşağında merkezi bir konuma gelmiştir.

Birçok farklı ticari, ekonomik, askeri ve siyasi uluslararası kuruluşlara üye olan Türkiye’nin öncülüğünde, merkezi İstanbul’da bulunan Ekonomik İşbirliği Örgütü (Black Sea Economic Cooperation Organization) kurulmuştu.

Yine bu dönemde, 6 ülkenin katılımıyla ilk aktivasyonu 2001 yılında gerçekleşen çok uluslu deniz gücü Blackseafor (Karadeniz İşbirliği Görev Grubu) oluşturulmuştu.

Amaçlanansa, Karadeniz’in bir barış, istikrar ve refah denizi haline getirilmesi, üyeleri arasında varolan coğrafi yakınlık ve tarihsel bağların ekonomik bütünleyicilik içerisinde kucaklaşmanın sağlanmasıydı.

Kapitalist ve sosyalist sistem mücadelesi zaman içerisinde başka boyutlara evrilmiş RF (Rusya Federasyonu)’nin, eski gücüne ulaşma çabalarına paralel, rollerine ve etkinliklerine yenilik ve hareketlilik getirmişti.

Batı’nın RF aleyhine olacak şekilde ittifakı genişletme çabaları ve verdiği sözleri unutması barışı koruyucu faaliyetlerin, jeopolitik çıkarlara feda edilmesine zemin hazırladı.

Hiç kimsenin ideolojik ve politik savaşları öngörmediği bir anda, RF’den ardı ardına gelen hamleler aşırı tahmincileri bile yanılttı.

Rus siyasi iradesinin askeri stratejiye sürekli etki etmesi ve politika aracı olarak kullanması bir kez daha kendini göstermişti.

Genetik kodlarının etkisiyle toparlanma emareleri veren RF; kontrol ve nüfuz alanlarını genişletme ve kudretini daha da ileri götürme arayışına girdi.

NATO’nun yayılmasını önlemek ve enerji kaynaklarını kontrol etmek için yakın geçmişte yaptığı hataları tekrar etmek ve çevrelenmek istemediğini Gürcistan ve Kırım’a yaptığı müdahalelerle dünyaya gösterdi.

NATO-Ukrayna ve NATO-RF ilişkileri, Avrupa Güvenlik Mimarisi’nde köşe taşları olmasına rağmen, Ukrayna’ya girmekten de kaçınmadı.

Batı Dünyası; RF’ye cevap vermek bir yana yaptırım ve yardımlar ötesine geçecek bir politika oluşturamadı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ABD ziyaretinde, arzu ettiği sonucu tam elde edemese de, azımsanmayacak bir yardımı almayı başardı.

Askeri yardım içerisinde, savaşın uzamasına olanak sağlayacak Patriot hava sistemi bulunması, Ukrayna için ne kadar olumlu ise yıllardır parasıyla bile alamadığı müttefiki(!) Türkiye açısından düşündürücüdür.

ABD Başkanı Joe Biden’in savaşın RF topraklarına taşınmaması ve barış ortamına yönelik yol göstericiliği dikkat çekiciydi.

Görünen o dur ki, RF’nin işgal ettiği topraklardan çekilmesi zor görünüyor.

Hal böyle olunca; savaşın uzun yıllar sürüp, sürmeyeceği Ukrayna halkının göstereceği azim ve kararlılık ile Batı’nın vereceği desteğe bağlıdır.

Luhansk, Donetsk, Zaporijya ve Herson bölgelerini ilhak eden RF; Türkiye’nin girişimleri ve BM’nin öncülüğünde başlatılan “Tahıl Koridoru Antlaşması”nı uzatarak, dünyaya barışcıl bir devlet görüntüsü vermeyi de ihmal etmedi.

Üç NATO üyesi Bulgaristan, Romanya ve Türkiye ile savaş ve ihtilaf halinde olduğu Ukrayna ve Gürcistan’ın RF ile Karadeniz’de tekrar oluşturacağı birliktelik, Avrupa başta olmak üzere dünyanın nefes almasına katkı verecek değerdedir.

Aktif tarafsızlık politikası sürdüren Türkiye’nin bu kez de, her iki ülkeyi Blackseafor’da birleştirmeye göstereceği gayret, savaşın ateşkes müzakerelerine evrilmesine olanak sağlar mı?

Bilinmez ama başlangıç için olumlu karşılanabilecektir.

Son sözse; “Savaşın gidişatı ve geleceğindeki belirsizliklerin, RF’yi jeopolitik ve jeostratejik parçalanmaya götürmesi olasılık dahilinde görülmelidir.”

İsmet Hergünşen

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir