‘Karakız’lar

Denizaltıcılarımızın özveri gerektiren görev koşullarını anlatan 3,5 dakikalık tanıtım filmini, hafta içinde izledik. MSB’nin hazırladığı bu kısa filmin adı “Karakız”. Seyrederken denizaltıcılarımızın özdeyişi aklıma geldi: “1886’dan beri sessiz ve derinden…” 1886 kısmı gerçekçi değil. İtirazımın nedenini anlatabilmem için sizi o yıllara götürmeliyim.

DONANMAMIZIN JEUNE ÉCOLE KONSEPTİNE GEÇİŞİ

Bahriye Vekâleti’nin, savaş gemilerimiz için hazırlattığı 9 Ekim 1883 tarihli rapora göre, 95 gemimizin 89’u dönemin ateş gücüne karşı koyabilecek mukavemetten yoksundu. Yani, sadece 6 gemimiz savaşabilecek durumdaydı. Dünya donanmaları teknolojik sıçramalar yaparken, iflas nedeniyle düşük maliyetli çözümler arayan Osmanlı Devleti, kıyı sularında hafif gemiler ile savunma (Jeune École) konseptine geçmek zorunda kalmıştır. Açıklamak gerekirse, Karadeniz’den Basra Körfezi’ne kadar denizlerimizin savunması, az sayıda torpidobot ile yapılmaya çalışılmıştır.

Denizdeki savaş gücü zayıflayan Osmanlı’nın gözü kulağı, emperyalizmin vekili rolündeki Yunan ve Rus Donanmalarındaydı. 1882’de Mısır’ı işgal eden İngiliz emperyalizmi ise, Osmanlı-Rus-Yunan silahlanma yarışını canlı tutmanın peşindeydi.

EMPERYALİZMİN İLKEL SİLAHLARINI PAZARLAMA GİRİŞİMİ

Londra’daki Nordenfelt firması, 1885’te buharlı denizaltısını pazarlamak için, İsveç kıyılarında bir gösteri planlamıştı. Gösteriye, Osmanlı Donanması’ndan Binbaşı Halil Efendi katılmıştı. Bir torpidosu ve makineli tüfeği bulunan, 100 beygir gücündeki makinesiyle satıhta 8 knot sürat yapabileceği iddia edilen Nordenfelt-I denizaltısı, gösteride kötü bir izlenim bırakmıştı. Binbaşı Halil Efendi, 25 Kasım 1885 tarihinde, Nordenfelt-I’in akıntılı sularda performans belirsizliğini, sualtında sabit kalma güçlüğünü, dar sulardaki kısıtlı manevrasını anlatan bir rapor göndermişti. Osmanlı Devleti’nin gelişmeye muhtaç durumdaki bu denizaltıya bakışı, Yunan Donanması’nın Nordenfelt-I’i -eksikliklerine rağmen- 1886 başında satın alarak Peiraieus adıyla hizmete soktuğunu öğrenene kadar temkinli olmuştu. Yunanistan’ın, ünlü silah tüccarı Zaharoff’un aracılığıyla satın aldığı Peiraieus denizaltısının Salamis’teki tecrübelerinde, geminin sualtı dengesi sabitlenememiş, dalış süresi 5 dakikadan daha uzun olamamıştı. Buna rağmen Peiraieus denizaltısı, gerektiğinde liman savunmasında kullanılmak üzere Yunan Donanması’na katılmış, ancak hizmet dışına çıkarıldığı 1901 yılına kadar hiç kullanılmamıştır.

YUNANİSTAN’IN ARDINDAN TUZAĞA DÜŞEN OSMANLI

Yunan denizaltısının başarısız tecrübelerinden habersiz durumdaki Osmanlı Devleti, İngiliz danışmanların “Yunan denizaltısının Osmanlı deniz ulaştırmasına darbe vuracağı” telkinlerinden olumsuz şekilde etkilenmişlerdir. Alelacele yapılan 23 Ocak 1886 tarihli kontrata göre, tedarik edilecek iki Osmanlı denizaltısının montajları İstanbul’da yapılacaktı. Ana parçaları İngiltere’de imal edilen Osmanlı denizaltılarının makineleri, Yunan denizaltısına göre daha güçlüydü ve bir yerine iki torpido alabilmekteydi. İlginçtir, ilk denizaltılarımızın İstanbul’daki montajını Nordenfelt firması adına yöneten İngiliz mühendis William Garett, Yunan denizaltısının onarım işleri için İstanbul-Salamis arasında mekik dokumuştur. İlk denizaltımız Abdülhamid, 6 Eylül 1886; ikinci denizaltımız Abdülmecid ise 4 Ağustos 1887’de seyir yapabilmişlerdir. Bu arada Rusya da Nordenfelt-IV denizaltısını satın almaya niyetlenmiş, ama dalıştaki denge sorunlarına bağlı olarak Jutland önlerinde karaya oturan bu denizaltının tecrübeleri başarısız olunca almaktan vazgeçmiştir.

İstanbul ve İzmit önlerinde yapılan tecrübelerde, Abdülhamid ve Abdülmecid denizaltılarının emniyetle dalış yapamayacakları ve yalnızca suüstünden olmak üzere liman yaklaşma sularımızı savunmak dışında hiçbir harekât yapamayacağı kesinleşmişse de -atılan İngiliz kazığına boyun eğilerek- denizaltılar teslim alınmıştır. 1888’de Abdülhamid denizaltısının Dolmabahçe önlerinde, hurda bir vapura suüstünden yaptığı başarılı torpido atış gösterisinden sonra denizaltılarımız, Haliç’te Valide kızaklarına çekilmişler, seyre çıkmalarına, kızaklarından indirilmelerine, hatta gemi personelinin dahi yanlarına yaklaşmalarına izin verilmemiş; özetle emperyalizmin telkinleri ile satın alınan bu denizaltılar, bir daha denize çıkmamışlardır.

TÜRKİYE ‘KARAKIZLAR’I MİLLÎLEŞTİRMEKTE ACELE ETMELİ

Günümüzde Karaman Denizi’nde (Doğu Akdeniz’e) iddialı olan Türk, Mısır, İsrail ve Yunan Donanmaları da çoğu zaman ortak markalar üzerinden birbirleriyle rekabet etmektedirler. Bu dört etkin donanmanın denizaltıları, Alman Thyssen Krupp Technologies (TKMS) veya alt firması Howaldtswerke-Deutsche Werftten üzerinden birbirleriyle yarışmaktadırlar. Özellikle Türkiye ile Yunanistan’ın denizaltı rekabetinde, 1970’lerden beri tersanelerinde Alman teknolojisini monte ederek -yani, yedek parça yönünden Almanya’ya bağımlılığı kabullenerek- birbirine üstünlük taslamaları, ister istemez az önce anlattığım 1886-1888 yıllarını akla getiriyor.

Batı için 21. yüzyılın modern Alman denizaltılarını 1886’nın işe yaramaz Nordenfelt denizaltılarına dönüştürmek hiç de zor değil. Somut anlatayım: 2011’de 4 milyar dolar karşılığında Alman TKMS firması ile imzalanan sözleşmeye göre Reis sınıfı (Type-214TN) 6 denizaltının Gölcük Tersanesi’ndeki inşa sürecine 2013’te başlanacak ve son denizaltı 2022’de teslim edilecekti. Yıl 2023 ve projenin ilk gemisi olan Piri Reis denizaltısının 11 ay sürecek deniz kabul testlerine daha yeni başlanabildi. Yani, son denizaltının teslimi için söz verilen tarihte, ilki bile teslim edilmedi. Altay tankının verilmeyen motorları gibi başka bir skandalda başrolü oynayan Almanya, denizaltı projesini geciktirme politikasından sizce vazgeçer mi? Diyelim ki, projenin son denizaltısı Selman Reis, gecike gecike 2035’te donanmamıza teslim edildi; peki bu denizaltılar lazım olduğunda, yani savaşta yedek parça sorunları yaşamaz mı? Almanya’ya güvenmeli miyiz? “Sessiz ve derinden” hareket edecek “karakız”larımızın etkinlikleri, ilk ambargoda düşüş yaşar. Emperyalist Batı Bloku’ndaki (yani NATO’daki) varlığımızı akılcı bir bakışla sorgulamak için, defalarca kazık yemeye bence gerek yok…

Unutmayalım: Emperyalizmi kendimizden uzak tutmak ve zararsızlaştırmak, savunmada yerlileşmemize ve millîleşmemize bağlıdır… Suüstü harekâtı için geliştirdiği MİLGEM ile “Emperyalizmden Kurtuluş Savaşı”nda büyük bir zafer kazanan üretken Türkiye’den MİLDEN (Millî Denizaltı) ile yeni bir zafer beklentimiz sürüyor. İngiliz’in Nordenfelt’i, Alman’ın Type-214TN denizaltısı, Amerikalı’nın F-35’i/F-16’sı vs. ile zaman kaybetmeyelim ve “MİLDEN Karakızlarımızı” inşa etmekte geç kalmadan, korkusuz ve hızlı adımlar atalım. Türk mühendislerinin kısa zamanda modern dizel elektrik -hatta nükleer- “karakız”lar tasarlama; Türk tersanelerinin de inşa etme yeteneğinde olduğuna adım gibi eminim. Yeter ki üretkenliğimizi kaybetmeyelim ve “Biz Yaparız” ruhunu hep canlı tutalım.

Halil Özsaraç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir