TURMARFOR, NATO ve milli menfaatler

19 Ocak 2023 tarihinde NATO’nun Mukabele Kuvvetleri Deniz Unsur Komutanlığı görevini bir yıllığına Türkiye, devraldı. Karargâh adı TURMARFOR olan bu oluşum, bir Türk amiral komutası altında şimdilik bir tank çıkarma gemisi (LST) olan TCG Sancaktar’da; donanmaya katılışından sonra amfibi hücum gemisi (LHD) TCG Anadolu’da görev yapacak. NATO içinde ABD, Fransa, İtalya, İspanya, İngiltere, Hollanda denizde unsur komutanlığı kurabilecek alt yapıya sahip. Türkiye de bu ülkeler arasındaki yerini aldı. Yakında Almanya da bu ülkeler arasına katılacak.

NRF-NATO MUKABELE KUVVETİ, NEOCON RUMSFELD PROJESİDİR

Bu karargâhın varoluş nedeni ve oluşum süreci NATO’nun 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası oluşan yeni dünya düzenine uyumlandırılması paralelinde NATO Mukabele Kuvveti (NRF) ile ortaya çıktı. Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, ortaya çıkan yeni konjonktürde NATO’nun alan dışında kullanılmasını kolaylaştırmak üzere NRF konseptini ortaya attı. Bugün de olduğu gibi NATO, Amerikan milli menfaatleri için hazır bir araç olarak bu konsepte derhal uyum sağladı. Böylece 2002 NATO Prag Zirvesinde 40,000 kişilik NATO Mukabele Kuvvetinin (NRF) kurulmasına karar verildi. NRF deniz, hava ve kara kuvvetlerine sahip olacak, bu kuvvetleri yönetecek karargahlar ise söz konusu karargahları donatmaya yetenekli müttefikler tarafından bir yıllık süreyle kurulacaktı. 2002 Prag Zirvesinden kısa süre sonra Terörle Küresel Mücadele (GWOT) paradigması altında ABD Başkanı G.W. Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Condoleezza Rice, 22 Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinin sınırlarının değişeceğini açıkladığı BOP projesini başlattı. Çok değil NRF kararından 9 yıl sonra da NATO, Libya’nın parçalanma ve iç savaşa sürüklenme sürecinde aktif rolünü oynadı. Türkiye de 2011 kışında Balyoz tutuklamaları devam ederken Libya’nın parçalanmasına yönelik olarak NATO emrine gemi ve uçak vermişti. NATO, Rusya’nın 2014 yılındaki Kırım ilhakından sonra NRF kuvvetine yeni yaratılan Çok Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev (VJTF) Kuvvetini ekledi.

NRF GÖREVLERİ

Mons/Belçika’da bulunan ve aynı zamanda ABD, Avrupa Kuvvetleri Komutanı (USEUCOM) şapkasına da sahip olan NATO, Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR)’ün doğrudan komutası altındaki NRF’nin görevleri arasında doğal afetlere yardım, sivillerin kriz bölgelerinden tahliyesi, insani yardım, abluka/ambargo, (KİS) Kitle İmha Silahlarının kullanımı sonucu ortaya çıkan olaylara müdahale, barışı koruma dahil olmak üzere kriz yönetimi ve terörizme karşı koyma harekâtı da vardı. NRF, NATO’nun kısa süre içinde ani mukabele kuvvetleri ile alan dışına çıkmasına izin veren bir düzenleme. Kurulduğu 2002 yılından 2019 yılında kadar devam edecek bu dönemde henüz büyük güçler rekabeti başlamamıştı. ABD tek hegemon olarak dünyayı Washington Consensus paralelinde yönetmeye ve şekillendirmeye başlamıştı. Ancak 2010 sonrası Çin’in ekonomik ve askeri alanlarda yükselişi ve Rusya’nın NATO genişlemesine doğrudan müdahalesinin başlamasıyla Terörle Küresel Savaş (GWOT) rafa kaldırılarak Büyük Güçler Rekabet dönemi paradigmasına geçildi. Bu dönemde şüphesiz NRF, NATO üzerinden ABD’nin Avrupa’daki krizlere müdahale için en önemli yardımcısı olarak rafta tutuldu. NRF, ABD ve sözde NATO çıkarlarını ilgilendiren gelişmelere 48 ila 72 saat içinde karşılık verecek şekilde harekât konseptine sahip. NATO Anlaşmasına bağlı olduğundan Türkiye dahil pek çok ülke bu kuvvetin kullanımını meclisinde sorgulamıyor.

TÜRKİYE VE NRF

Türkiye, 19 Aralık 2002 tarihinden itibaren kara unsur (NRDC) ve 2013’te hava unsur komutanlık karargahlarını (TUR JFAC) kurarak NATO’ya bildirdi. 2020’de Hava Kuvvetleri hava unsur komutanlığı görevini yürüttü. 2025’te tekrar yürütecek. 2021’de Kara Kuvvetlerinin 66. Mekanize Piyade Tugayı ile Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev kuvveti (VJTF) NRF karargâh görevlerini yaptığını ekleyelim. Deniz Kuvvetlerinin karargâh kurma yeteneği 2021 yılında kazanılmış, geçen hafta İngiltere’den devralınan (NRF) NATO Mukabele Kuvvetleri Deniz Unsur Komutanlığı Karargâhı (NRF MC HQ) görevi ile çok uluslu TURMARFOR faaliyete geçmiştir. TURMARFOR, 1 yıl sürecek görev süresi içinde 3-5 günlük hazırlık durumunu koruyacak. NATO’nun Deniz Mukabele Kuvveti aktive edildiğinde, emrine verilecek diğer devletlerin savaş gemileri ile (MCC) Deniz Unsur Komutanlığı görevini üstlenerek, NATO’nun krize müdahale edecek ilk deniz varlığını temsil edecek.

NRF VE UKRAYNA SAVAŞI

Ukrayna krizinin başladığı 24 Şubat 2022 tarihinde NATO anlaşmasının 4. Maddesi işletilerek ertesi gün NATO Genel Sekreteri NRF’i kara kuvvetleri için aktive ederek Doğu Avrupa’da konuşlandırma kararı aldı. Bu karardan bir ay sonra yapılan NATO Madrid zirvesinde NRF’in gücünün 40,000’den, 300,000 askere çıkarılmasına karar verildi.

NATO VE LİBYA YIKIMI

2011 yılında Türkiye’nin meclis kararı ve tezkere olmadan Libya’daki Anglo Fransız merkezli müdahaleye NATO şapkası altında nasıl dahil edildiği yakın geçmiş hafızamızda kayıtlıdır. Balyoz tutuklamalarından 17 gün sonra ‘’NATO’nun Libya’da ne işi var?’’ diyen iktidar, 23 Mart 2011 tarihinde Meclis Tezkeresi olmadan Libya’da NATO’nun Unified Protector (Birleşik Koruyucu) Harekâtına 5 savaş gemisi, İzmir’deki NATO karargâhı ve hava kuvvetleri unsurlarını tahsis etti. NATO’nun bu harekâtına Türkiye o dönem veto koysaydı, Libya’ya BM’nin 1970-1973 kararlarını uygulamak üzere NATO’nun değil, Fransa ve İngiltere’nin tek taraflı emperyalist müdahalesi söz konusu olabilirdi. Dolayışı ile Kaddafi rejimi bugün devam ediyor olabilirdi. Fransa’nın Avrupa ve Akdeniz güvenliğine dinamit koyan söz konusu saldırgan girişimi sonradan İngiltere ve ABD’nin desteği ile BM tarafından yetki verilmeyen kara harekâtına dönüşmüş ve sonuçları bugün de devam eden binlerce Libyalının iç savaşta ve en az onlar kadar mültecinin Akdeniz sularında boğularak can vermesine neden olmuştur. NATO’nun BM aracı olarak kullanılması Libya’ya ölüm, yıkım ve göz yaşı getirmiştir.

NATO, TÜRKİYE VE UKRAYNA SAVAŞI

Bugün de NATO son Ukraynalı ölene kadar Amerikan jeopolitiğinin bir aracı olarak görevini yapıyor. Alman Dışişleri Bakanı NATO’yu kastederek savaştayız diyebiliyor. NATO’nun genişlemesinin Rusya’yı kışkırtmadığına; NATO ve batı dünyasının soğuk savaş sonrası Afganistan’dan Libya’ya yarattığı cehennemi karmaşayı ve kuralsızlığı göz ardı ederek sözde kural temelli dünya düzenini koruduğuna inanan AB ve NATO siyasileri ABD’nin emrivakilerini hazırolda bekliyorlar. Ukrayna Rusya savaşının her geçen gün daha çok can aldığı, batının Ukrayna’ya daha çok cana mal olacağını bile bile ağır tanklar vermeye başladığı bu çok tehlikeli durumda savaşın denize sıçraması ve hatta kaza ile bile olsa taktik nükleer silahların kullanılabileceği bir ortamda Türkiye’nin NATO NRF Deniz Unsur Komutanlığı görevini alması büyük talihsizlik olmuştur. Hele bu görevin cumhuriyetimizin 100. Yılına denk gelmesi ve TCG Anadolu gibi göz bebeğimiz bir savaş gemimizin ilk görevinde NATO forsunu taşıyor olması daha da üzücü durum yaratmıştır.   Montrö Sözleşmesinin sahibi, bu savaşta aktif tarafsızlığı başarıyla uygulayan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini başarılı şekilde bekleten Türkiye bu hataya düşmemeliydi. Rus Amiral Gorshkov Kruvazörünün Tsirkon hipersonik füzeleri ile Atlantik’te konuşlanmış olması Rusya’nın savaşı artık NATO Rusya savaşına evirilecek aşamada gördüğünün bir emaresidir. ABD, AB ve NATO, Ukrayna halkının çektiği sefalet ve yıkıma rağmen barışa yaklaşacak adım atmamaktadır. Rusya’nın bu savaşı hiçbir koşulda kendi iradesi ile mağlup olarak bitirmeyeceklerini bildikleri halde savaşın uzamasını tercih etmektedirler. Ukrayna’ya ağır tank verilmesine karşı ayağını süren Almanya’yı sömürge devleti gibi baskı altına alarak kendi kararlarını dayatabilmişlerdir. Sekiz devletin (İngiltere, ABD, Almanya, Hollanda, İspanya, Polonya, Finlandiya, Norveç) Ukrayna’ya ağır tank verme kararı 1 yıldır devam eden Ukrayna Rusya savaşının yeni bir safhaya geçmesine neden olmuştur. Ukrayna insan gücü kaynakları 17 yaşındaki erkekleri seferberliğe çağıracak kadar gerilediği bir ortamda batının Ukrayna’ya tank ve ağır silahlar vermesi önümüzdeki günlerde daha fazla can kaybı ve yıkım demektir. Bu yardımın batıdan engel görmeden getirilmesi Rusya’yı NATO’ya karşı eylem almaya her geçen gün yaklaştıracaktır. O gün geldiğinde Türkiye ne yapacaktır? Sorun budur. Amerikan ekonomisi ve jeopolitiğinin hedeflerine erişmesi için diğer ülkelerin harcanabileceği, baskı kurulabileceği, kabadayılıkla iktidarların değiştirileceği bir dünya kuran ABD’nin sadece Ukrayna halkına değil, Almanya’ya da yapacağı baskıların sınırı olmadığını görüyoruz.

ANKARA’YA NATO BASKISI

Türkiye’ye NATO ile uyumlu çalışma konusunda batının dayatması ve ısrarları devam edecektir. Türkiye seçim atmosferine girdiğinde iktidarı ve muhalefeti dosyası olan siyasiler veya kumpas kurulabilecekler üzerinden mutlaka sıkıştıracaklardır. Türkiye’nin batıcıları bu alanda kullanışlı enstrümanlar olarak kullanılacaktır. Jeopolitik, tarih ve strateji bilmeyen siyaset ve devlet adamları tanzimattan beri hayranı oldukları batının, batıcı hayranları olarak milli çıkarlarımızı geri plana iterek karar vermeye zorlanacaklardır. Bu kapsamda her an için 2011 yılının Libya örneğinde yaşanan emrivakiler olabilecektir. Yarın TURMARFOR böyle bir emrivakinin içine çekildiğinde sonradan duyulacak pişmanlık bir işe yaramaz. 29 Ekim 1914 günü Alman Amiral Souchon emrinde Karadeniz’e çıkan Türk Bayraklı Alman gemisi Yavuz (Goeben), Midilli (Breslau) ve 6 Osmanlı savaş gemisinin Alman askeri heyetinin yönlendirmesi sonucu Karadeniz’deki Rus limanlarını bombalayacağını Enver, Talat ve Cemal Paşalar dışında kimse bilmiyordu. Sonuçta bir deniz harekâtı sonrası Rusya ile savaşa girdik ve Birinci Dünya Savaşına dahil olduk. Bugün de şartlar her türlü emrivakiye açıktır.

NATO VE MİLLİ MENFAATLERİMİZ

Seçim atmosferine giren ülkemizde iç politika artık her şeyin üzerindedir. Jeopolitik öncelikleri olan konular kapalı kapılar ardında büyük güçlerle yapılan pazarlıklara asla konu olmamalıdır. Türkiye, Köprülü, Menderes ve Bayar üçlüsünün meclis tezkeresi olmadan Kore’ye Amerikan ordusu emrinde asker göndermesinden sonra NATO’ya katılım için kolları sıvamış ve 1952’de üye olmuştur. Son 71 yıldır Ankara kendi milli menfaatleri pahasına NATO’ya hizmetkarlık etmiştir. Üstün coğrafyasını Amerikan çıkarları için kullandırtmış ve sonuçta Sovyetlerin çökmesinde önemli rol oynamıştır. Peki NATO zaferinden Türkiye kendi payına ne kazanmıştır? Hiç. PKK terörü batı desteği ile artmış, Türkiye’de laiklik düşmanlığı ile sağcı, dinci iktidarlar teşvik edilmiş, ordu başta olmak üzere devlette Atatürkçü kadroların tasfiyesine destek verilmiş, FETÖ yapılanması ile 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında FETÖ teröristlerine batı tarafından kucak açılmıştır. NATO ABD’nin jeopolitik bir aracı olarak kenar kuşakta Türkiye’yi Mavi Vatandan, Akdeniz ve Ege’den yani açık denizlerden uzak tutmuş Türkiye, buna itiraz etmemiştir. Kıbrıs’ta Annan Planını dayatmış; Güneydoğumuzda sınır ötesi PKK terörüne karşı Türkiye’nin değil yardımına koşmak, PKK’yı terör örgütü olarak tanımlamak için onlarca yıl beklemiştir. Türkiye buna rağmen Çekiç Güç denen ve kendi sonunu getirecek harekata onay verebilmiştir.

ZİHİNLERDEKİ NATO İŞGALİ

Diğer yandan NATO’yu salt uluslararası bir askeri ittifak örgütü olarak görmek son derece yanlıştır. NATO sert gücü yanında yumuşak gücü ile bir zihinsel etki/nüfuz gücüdür. Sosyal dünyadan siyaset, medya, akademi ve iş dünyasına kadar her alanda örümcek ağı şeklinde yayılmasını tamamlamış ve tahkim edilmiş bir yapıdır. Bugün milli menfaatlerimiz Rusya – Ukrayna Savaşında jeopolitik kazanç zarar dengesini gözetmeyi gerekli kılmaktadır. Halbuki Son 71 yılın NATO ve batı bilinçlendirmesi ülkemizde Türk milli menfaatlerini ikinci plana atacak kadar güçlüdür. Kamuoyunu bilgilendiren başta medya ve akademi dünyamız batı bilinçlendirmesinin kontrolü altındadır. NATO’nun genişlemesini milli menfaatimiz olarak gören bir hükümet ve muhalefetimiz vardır. Örneğin Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği Türkiye’nin Karadeniz’de kuzeyden de kuşatılmasını tamamlayacak ve ABD’nin Türk coğrafyasının kendi istekleri paralelinde şekillendirmesinin yolunu tamamen ve geri dönülmez şekilde açacaktır. Bu gerçeğe rağmen Türkiye hala Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğime destek verebiliyor.

NATO’NUN ÜÇ HARİTA DAYATMASI

Türkiye’nin batıcıları NATO içindeki Anglosakson ve Avrupalı güçlerin Türkiye’ye üç harita dayattığını görmezden gelirler. Bu haritaların birincisi Kürdistan, ikincisi Seville, üçüncüsü Kıbrıs haritasıdır. Türkiye, gelecek kuşaklarının bağımsızlık, güvenlik ve refahı için bu üç haritaya direnmelidir. Bir yandan bu direniş devam ederken diğer yandan NATO üyeliği sürdürülemez. Sürdürülebilir diyenler kendini aldatır. 1964’te NATO üyesi Türkiye Kıbrıs’a müdahale etmeye kalktığında ABD Başkanından ağır bir tehdit mektubu ile veto yedi. İnönü gibi bir kahraman devlet adamı dahi mektubu hazmetmek zorunda kaldı. 2019 yılında Suriye’de PKK/YPG ile mücadele eden Türkiye, bu kez ABD Başkanı Trump’ın Zaytung haberi sayılabilecek tehdit mektubu ile uyarıldı. Ankara bu mektuba cevap bile yazamadı. 22 Kasım 2020 sabahı Türk bayraklı ticaret gemisine Akdeniz’in açık deniz alanında devlet izni ve kaptan onayı olmadan NATO müttefikimiz Almanya’ya ait savaş gemisinin komandoları çıktı. Kaptan ve mürettebatı esir alıp sorguladılar. Türk denizcilik tarihimizde utanç sayfası olan bu olay da kapatıldı. İktidarlar sindirse de Türk milleti ve tarihi bu aşağılamaları sindiremez ve unutamaz.

ÇEVREMİZDEKİ İSTİKRARSIZLIKLAR VE NATO

NATO’nun normal şartlar altında 1990’da yani soğuk savaş bittiğinde görevi tamamlanmıştı. O tarihte ABD kendi kıtasına çekilmeli ve Avrupa güvenliğini Avrupalı ülkelere devretmeliydi. Bunun yerine küresel hakimiyeti hedefledi ve NATO’yu hem alan olarak hem de faaliyet gamı içinde genişletti. Dolayısı ile bugüne yansıyan istikrarsızlıkları körükledi. Sorun NATO’nun Türkiye’nin milli menfaatlerine uyumlu olup olmadığı değildir. Sorun NATO’nun insanlığın menfaatlerine uyumlu olup olmadığıdır. Türkiye tek başına veto gücü ile NATO’yu terbiye edemez. Örneğin Genel Sekreter Stoltenberg NATO adına Ukrayna’ya çok büyük sözler verirken, vaatlerde bulunurken, Türk Daimî Temsilcisinden onay mı alıyor? Ankara’dan onay mı alıyor? Hayır. ABD’den onay alıyor. ABD hariç 30 üyeden bir temsilci çıkıp Stoltenberg’e sen yetkini aşıyorsun diyebiliyor mu? Hayır. Bugün NATO’nun tarihinde önceden tecrübe edilmemiş, nükleer tehdidi bile içerebilecek çok tehlikeli bir sürece girdiğini söyleyebiliriz. Bu süreci yöneten devlet adamları savaş görmemiştir. İkinci Dünya Savaşının tecrübelerini yaşamamışlardır. Savaşı son derece donanımsız ve tecrübesiz Zelensky ile bir ülkenin göz göre göre yok olmasına neden olacak kadar gözü kara yönetmektedirler. Tek amaç ABD’nin jeopolitik hedefleridir. Böylesi karmaşık, kırılgan, belirsiz bir dönemde en büyük tehdit, kendisi her türlü tehditten masun ABD’nin Avrupa’yı NATO üzerinden çöküşe sürükleyecek NATO Rusya savaşına sürüklemesidir. Türkiye TURMARFOR görevini bu dönemde devralarak büyük hata yapmıştır. Bu karargâhın gelecekte ABD ve NATO emrivakilerine alet edilmesi, Türkiye’nin aktif tarafsızlık politikası uyguladığı gerçeğine aykırı şekilde kullanılması tarihin ve milletin denetimindedir. Milletin veto gücünden daha büyük güç yoktur.

Cem Gürdeniz

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir