Napolyon ve Hitler’in Rusya seferleri ve günümüze bir yansıma 

Batı dünyası Rusya ile tarih boyunca ya savaşmış ya da müttefik olmuştur. Napolyon’un Fransa’sı ile Hitler’in Almanya’sı Rusya’ya saldırmış; İngiltere (ve sonradan ABD) ise her iki dünya savaşında iki kez Rusya ile müttefik olmuştur. (İngiltere Napolyon Harplerinde de Rusya ile müttefiktir.) Soğuk savaş döneminde ve günümüzde ise Rusya, Anglosakson liderliğin kontrolündeki batının düşmanı olmuştur. Ukrayna Savaşı bu düşmanlığı kökleştirmeyi hedeflemektedir. Batı ile Rusya 1990-2000 arasındaki Yeltsin döneminde Rusya ile dost olabilmiş, bu dönemde de Rusya parçalanmanın eşiğine gelmiştir. 

NAPOLYON VE HİTLER’İN RUSYA İHTİRASI

22 Haziran 1941 sabahı 4,5 milyon Nazi ve mihver askeri 2900 km.’lik cephe hattı üzerinden Sovyetler Birliğine karşı Barbarossa Harekâtını başlattı. Hitler’in yaşam alanı (lebensraum) doktrini gereği Almanya, batıdaki askerî harekâtı tamamladıktan sonra doğuya yöneldi. Birinci Dünya Savaşının Schileffen Planı farklı şekilde uygulanıyordu. Tam bir yol önce 22 Haziran 1940 günü de Mareşal Petain Fransa’ nın yarısını (Vichy Fransa’sı) ateşkes anlaşması sonucu Hitler’e teslim etmişti. Hitler tam bir yıl sonra doğuya yönelmiş ve Napolyon’un 1812’de yapamadığını yapmayı hedeflemişti. Napolyon da Petain’in tesliminden 129 yıl önce hemen hemen aynı gün (24 Haziran 1812) Nieman Nehrini geçerek Rusya seferini başlatmıştı. 

SONUN BAŞLANGICI DAİMA RUSYA OLDU

Hem Napolyon hem Hitler, güçlerinin zirvesindeyken Moskova’ya saldırdılar. Yenilmez sanılan her iki büyük gücün yenilebileceğinin en somut işaretleri Rusya cephesinde peş peşe alınan yenilgilerle oldu. Girdiği tüm seferleri görkemli zaferlerle tamamlayan Napolyon için sonun başlangıcı Moskova seferi oldu. Borodino Savaşı sonrası 14 Eylül’de 100 bin kişilik ordusuyla Moskova’ya giren Napolyon, Rus General Kutuzov’un Rusya’yı tahrip ede ede çekilmesiyle teslim alacak bir hükümet bulamadı ve mevsim kışa dönünce geride 60 bin kayıp bırakarak geri çekildiler. Napolyon’un sonu 18 Haziran 1815 günü Belçika topraklarında Waterloo ’da yapılan savaşla geldi. Wellington Markizi Arthur Wellesley komutasındaki İngiliz, Hollanda, Prusya ortak ordusu karşısında büyük bir mağlubiyet aldı. Sonunda teslim oldu, Atlantik Okyanusunun ortasındaki Saint Helena adasına sürüldü ve orada 51 yaşında öldü. Benzer bir son İkinci Dünya Savaşında Hitlerin orduları için yaşandı. Müttefiklerin Avrupa cephesinde Hitler karşısındaki zaferinin başlangıcı Stalingrad savunması oldu. 23 Ağustos 1942’de başlayan Stalingrad savaşı 5 ay sonra bittiğinde Sovyet ordularının kaybı 1 milyonu aşıyordu. Ancak Almanları yenmişlerdi. Almanya ve müttefikleri de 800 bin civarında kayıp vermişti. Sovyetlerin bu zaferi ilk kez Hitler’in yenilebileceğini ispat etti ve Sovyetler, Berlin’e doğru karşı saldırıya geçecek stratejik ortamı yarattı. Bir yıl sonra 4 Temmuz 1943’te başlayan Kursk Harekâtı ile Sovyetler Hitler Ordularını yenerek önce anavatanlarını kurtardılar ve 2 Mayıs 1945’te Berlin’i teslim aldılar.  Hitler intihar etti. 

RUSYA’YA SALDIRININ JEOPOLİTİK NEDENLERİ

Avrasya’nın kalpgâhını temsil eden, uçsuz bucaksız Rus toprakları her zaman için Avrupa’da yükselen kıta hegemonlarının hedefi olmuştur. İngiltere Rusya’nın barış zamanı hep en büyük rakibi olmuş ama Kırım savaşı hariç doğrudan savaşmamıştır.  Ada devleti ve deniz hegemonu olarak Rusya’nın sıcak denizlere erişmesinin engellenmesi asli hedef olarak öne çıkmıştır. Rusya’nın özellikle Türk Boğazları üzerinden Akdeniz’e inmesi her daim önlenmeliydi. Bu nedenle Osmanlı Rus Savaşlarında Rusya ne zaman güçlense İngiliz Hükümetleri Osmanlının yanında yer almış, Osmanlı Donanmasının müşavirleri genelde İngiliz Amiraller olmuştur. Örneğin Kırım Savaşının en önemli jeopolitik nedeni, Rus Donanmasının Akdeniz’e inme teşebbüsüne set çekmek içindi.  Rusların 30 Kasım 1853’te Sinop’ta Osmanlı Donanmasına baskını sonrası başlayan Kırım Savaşında İngiliz, Fransız, Piyemonte ve Osmanlı ortak ordu ve donanmaları Karadeniz’de Rusya’ya birleşik bir harekât icra etti.  Kırım Yarımadasına 120 bin asker çıkarıldı ve Ruslar mağlup olarak ateşkese razı oldular. Nitekim savaş sonrası Paris Anlaşması Karadeniz’de Rus deniz gücünün büyümesini önlemeye yönelik maddeler içeriyordu.  Diğer yandan Asya gücü Rusya’nın Afganistan üzerinden Kraliyetin incisi Hindistan üzerinde jeopolitik baskı yapmasının engellenmesi de İngiliz jeopolitik hedeflerinden birisi oldu. Bu kapsamda Japon Donanmasını modern bir savaş gücüne dönüştürenlerin İngiliz Müşavirler ve Kraliyet Donanması olduğunu hatırlatalım. Rus Japon Harbinde Tsushima Deniz Savaşında 28 Mayıs 1905 günü Rus Filosunun hezimete uğrayarak batırılması Japonlar kadar İngilizleri memnun etmiştir. İngilizler diğer yandan Avrupa’da herhangi bir kıta gücü (Fransa veya Almanya gibi) kendilerine rakip olduğu zaman Rusya’yı yanına çekmeyi ve Rusya’nın kara gücünü kullanmayı başarmıştır. Napolyon 1806-14 arasında İngiltere’ye karşı kıta ablukasını (Blocus Continental) uygularken Rus Çarı İngiltere’ye karşı abluka ve yaptırımlara katılmadı. Napolyon’un tarih sahnesinden çekilmesi ile 19. yüzyılda Rusya, Avrupa’nın vazgeçilmez uluslarından biri, 1815 Viyana Kongresi’nde küresel güç dengesinin önemli aktörü ve Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa diplomasisinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. 1830 yılında Londra Borsasında kurulan Yunanistan’a ve hamisi İngiltere’ye en büyük yardımı Rus Çarı yaptı. 1827’de Navarin’de Osmanlı Donanmasının büyük bir filosu baskına uğradığında İngiliz savaş gemilerinin yanında Fransız ve Rus gemileri de vardı. Ancak bu yardım asla Yunanistan’ın Akdeniz’deki Rus jeopolitik çıkarlarına hizmet etmesine yol açmamalıydı. Tarih boyunca Yunanistan’ın Rusya ve daha sonra Sovyetler ile yakınlaşmasına Anglosakson hegemonya izin vermedi. (Bugün de yaşanan budur.) 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI DİNAMİKLERİ

Diğer yandan Büyük Petro zamanından itibaren batı hayranı ve taklitçisi Rus aristokrasi ve burjuvazinin varlığı Romanov’ları ideolojik olarak özellikle 20 yüzyıl başından itibaren batıcı yapmış ve son İngiliz Kralının kuzeni olan Çar, Anglosakson jeopolitiği emrine girmiştir. Bu kapsamda Rus Çarı II. Nikola ile İngiltere Kralı VII. Edward, 9 Haziran 1908 günü Estonya’nın Reval liman şehrinde bir araya geldiler. Almanya’ya karşı Rusya’yı yanına çekmek isteyen Anglosakson akıl Ruslara ödül olarak hasta adam Osmanlıyı önerdi. Böylece Birinci Dünya Savaşında Almanya’yı durdurmak, Adriyatik, Baltık ve Kuzey Denizlerinde Alman etkisini azaltmak için Rusya ve Slav müttefikleri İngiliz-Fransız ortak çıkarları ile uyumlu hareket etti. Plana göre Osmanlı’nın Balkan topraklarının Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Yunanistan ile Bulgaristan Krallıkları arasında paylaştırılması söz konusuydu. Ancak Karl Marks’ın ideolojisi V.I. Lenin’in devrimciliği ile birleşince Rusya’da komünist devrim kaçınılmaz oldu ve tüm planlar Ekim Devrimi ile alt üst oldu. Bu arada Ekim devrimini tetikleyen en büyük faktörlerden birisinin Çanakkale Savaşları olduğunu hatırlatalım. İngiliz jeopolitiğine hizmet eden Rus savaş makinesinin Türklerin yüzünden savaşın iki yıl uzaması nedeni ile köylü çiftçi Rus halkı eridi ve ekonomik çöküş devrimi tetikledi.  Romanovlar tarihten silindi. 1918 yılında imzalanan Brest Litovsk Anlaşmasıyla Rus kanadının Anglosakson desteğinden çekilmesi Birinci Dünya Savaşının gidişatını etkiledi. ABD bankerlerinin borçlarıyla yürütülen savaşı İngiltere kaybederse Amerikalı bankerler iflas edebilirdi. Zira İngiltere ile Fransa’ya 9 milyar dolar kredi vermişlerdi.  7 Aralık 1917’de ABD Atlantik’te artan denizaltı saldırıları nedeniyle Almanya’ya savaş ilan etti. 1775 ve 1812 yıllarında iki kez savaşan iki yakın akraba artık müttefik ve beraberdi. Rusya’da İngiliz jeopolitik çıkarlarına hizmet eden Romanov hanedanı ortadan kaldırılmış olsa da devam eden iç savaşta komünistlere karşı Beyaz Orduya destek verdiler. 100 binden fazla batılı asker iç savaşta Beyaz Ordulara destek verdi. Polonya ve Yunanistan bile asker gönderdi. Komünizm, Churchill’in ifadesi ile ‘’beşiğinde boğulmalı’’; Amerikalı ve Avrupalı bankerlerin Rusya’ya verdiği krediler geri alınmalı; Avrupalıların Çara yolladığı modern askeri malzeme komünistlerin eline geçmemeliydi. 5 yıl süren iç savaş sonrası batı desteğindeki Beyaz Ordu kaybetti ve 30 Aralık 1922 tarihinde Sovyetler Birliği kuruldu. İç Savaş sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün Lenin cephesinde yer aldığını ve Kafkas Seddini kırarak Sovyetlere büyük stratejik destek verdiğini hatırlatalım. Onun karşılığında Mustafa Kemal de Rusya’dan 300 bin tona yakın cephane ve silah yardımı aldı. Bu silahlar sayesinde Kurtuluş Savaşı mümkün oldu.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI DİNAMİKLERİ

Birincisine benzer durum İkinci Dünya Savaşında da yaşandı. Amerikan sermayesi ve küresel çaptaki sanayi ve finans kurumlarının desteğinde yükselen Nazi Almanya’sı İngiltere ve kıta Avrupası için yaşamsal bir tehdite dönüştü. 1923 yılında savaş tazminatları ve işsizlik nedeniyle çöken Alman ekonomisine hayat öpücüğünü ABD verdi. 1924-1929 yılları arasında Alman endüstrisine yapılan yabancı yatırımların %70’i Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bankacılar tarafından sağlandı. (Çoğunluk J.P. Morgan‘ a aitti.) 1929’da Alman endüstrisi dünyada ikinci sıraya yükseldi. Kontrolü büyük ölçüde ABD’nin önde gelen finansal-endüstriyel gruplarının elindeydi. Rockefeller, Du Pont, Standart Oil, General Electric vd.) Alman askeri-endüstriyel kompleksi 1933’te neredeyse ABD’ye teslim olmuştu. Alman endüstrisinin kilit sektörleri Amerikan mali sermayesi güvencesi altındaki Deutsche Bank, Dresdner Bank, Danat-Bank (Darmstädter und Nationalbank) tarafından kontrol ediliyordu. Her ne kadar Sovyetler harbin başlangıcında Molotov – Ribbentorp Paktı ile saldırmazlık anlaşması imzalamış olsalar da 2 yıl sonra Almanya Rusya’ya saldırdı. Jeopolitiğin ideoloji üzerinde olduğu gerçeği bu savaşta da yaşandı. Çok değil 20 yıl önce komünistlerin yenilmesi için Beyaz Orduya asker ve cephane yardımında bulunan kapitalist batı, Faşist Almanya’nın yenilmesi için 1942 sonrası en büyük askeri malzeme yardımını Sovyetler Birliğine yaptı. Halifax, – Murmansk/Arkanjelsk  deniz lojistik hattı (Arktik Hattı) üzerinden 4 yılda 78 konvoy (her konvoyda 40 gemi) Kızıl Orduya yardım götürdü. Bu yardımlar ve Stalin’in savunma sanayi hamlesi ile Sovyetler, Büyük Anavatan Savaşı olarak adlandırılan İkinci Dünya Savaşında Berlin’e ilk giren müttefik oldular. ABD, Sovyetlerin Avrupa’da bu kadar hızlı ilerlemesinden rahatsız oldu. Potsdam Konferansında ABD Başkanı Truman’ın Stalin’e atom bombasını yaptıklarını açıklamasından kısa süre sonra Japonya’da iki bombayı patlatmaları Sovyetlere bir nevi ikazdı. 

SOĞUK SAVAŞ DİNAMİKLERİ

Sovyetler Birliği muzaffer ve savaş makinesi bir devlet olarak Avrupa’da işgal ettiği ya da etki alanına aldığı bölgelerde komünist idareleri tesis ederek bir nevi demir perde oluşturdu. Bu durumu yeni bir dünya savaşına hazır olmayan Anglosakson dünya kabullendi. Ancak denize çıkışlarını kısıtlamak üzere kenar kuşak üzerindeki hemen hemen Atlantik ve Akdeniz’de tüm kıyı sahibi Avrupa devletlerini Anglosakson dünya kendi etki alanına aldı. Bunun alt yapısı Yalta Konferansından 4 ay önce, 9 Ekim 1944 günü Stalin ile Moskova’da buluşan Churchill arasında ‘’Yüzdeler Anlaşması’’ olarak bilinen etki alanlarına yönelik görüşmeyle gerçekleşti. Toplantı sonunda Churchill yarım sayfa not kâğıdı üzerine ülkelerin isimlerini ve yanlarına kendi görüşüne göre etki alan yüzdelerini yazdı. Romanya’da Sovyetler %90, batı %10; Yunanistan’da İngiltere (ABD ile anlaşmalı olarak) %90, Sovyetler %10; Yugoslavya ve Macaristan’da %50, %50; Bulgaristan’da Sovyetler %75 batı %25 etkili olacaklardı. Yunanistan’ı Alman işgalinde savunan, direniş gösteren ve kurtardıkları bölgelerde yönetim kuran güçlü ELAS ve komünist parti varlığı Stalin tarafından kendi jeopolitik çıkarları için bir öğle yemeğinde feda edilmişti. Jeopolitik, ideolojiyi yenmişti. Stalin, Akdeniz’de Yunanistan gibi bir sınırdaş olmadığı bir deniz devleti yerine karadan kendisine batıdan gelecek tehdidi karşılayacak tampon kuşağı tercih etmişti. Napolyon ve Hitler’in saldırıları devlet pratiğini etkilemişti. Soğuk savaşta batı, böylece merkezi ve doğu Avrupa ülkelerini kıtanın geri kalanından izole ederken, aynı zamanda Sovyetler Birliği’ni Avrupa siyasetinde tanıdı. NATO ve kenar kuşak üzerinden çevreleme (containment) stratejisi ile kuşatılan Sovyetler, okyanuslara ancak kısıtlı şekilde erişebiliyorlardı. NATO kontrolündeki Türk Boğazları ve Danimarka Boğazları ile Kuzey Denizinin yılın yarısındaki buzlanması Sovyet deniz gücünün hareket serbestisini etkiliyordu. Ancak buna rağmen büyük donanma kurarak hem nükleer hem de konvansiyonel anlamda ABD ve NATO donanmalarına büyük bir tehdit oluşturacak boyuta eriştiler. Böylece 1970’lerde ABD’nin en büyük stratejik deniz tehdidi Sovyet Donanması oldu. Sovyetler Birliği’nin ABD çıkarlarına müdahale etme ve kendi gücünü dünya çapında yansıtma arzusu, büyük bir açık deniz donanmasına hayat vermişti. Sovyet platformları sadece batı teknolojisini kopyalamakla kalmamış, Amerikan uçak gemisi gruplarını tüm okyanuslarda yakın markajda tutacak ve ilk darbeyi vuracak yeteneğe kavuşmuşlardı. Bu durum 80’li yılların ortasına kadar sürdü. ABD ve Sovyetler her alanda soğuk savaş dinamiklerini iyi kullanarak sıcak bir çatışmaya girmeden iki kutuplu dünya düzenini 1990 yılına kadar koruyabildiler. Bu süreçte NATO, Sovyetleri bırakalım işgal etmeyi ve parçalamayı ancak NATO ülkelerinin bekasını nükleer silahlara dayanarak (flexible response) koruyabileceği üzerine stratejiler geliştiriyordu. 

SOĞUK SAVAŞ SONRASI DİNAMİKLERİ

Soğuk Savaş, Sovyetlerin büyük bir başarısızlıkla sonuçlanan Afganistan işgali, ABD’nin Stratejik Savunma Girişimi (SDI) ile baş edemeyecek bir yarışın sonuçları ve verimsiz bir ekonomiden kaynaklanan çöküşle sona erdi. Sovyetler savaşmadan mağlup oldu, parçalandı ve iki kutuplu düzen sona erdi. Bu durum Amerikan neoconları için bulunmaz fırsat yarattı. Tarih onlara Sovyetleri savaşmadan yenme fırsatını vermişti. O halde zaten çok parçalı, etnik yapısı karmaşık Rusya pek ala parçalanabilir ve başta Sibirya ile Arktik Okyanusunun sonsuz kaynakları ABD liderliğindeki neoliberal kapitalist dünyanın emrine girebilirdi. ABD’nin Gorbachov karşısında elde ettiği bu büyük zafer NATO’nun genişlemesi, Rusya’nın yakın çevresinin batı yanlısı rejimlere sahip olması ile daha ileriye taşınabilirdi. Nitekim öyle oldu. 1991 sonrası Varşova Paktının ve Sovyetlerin dağılması, iki Almanya’nın birleşmesi, Yugoslavya’nın parçalanması ve 1999’dan sonra NATO’nun doğuya doğru genişlemesi yeni jeopolitik realiteyi ortaya çıkardı. Anglosakson akıl Rusya’ya doğru etki alanını genişletti. 11 Eylül 2001 sonrası Afganistan’ın işgali ile kalpgâhın merkezine de bir nevi çökme hamlesi başlatıldı. Daha sonra ISAF adını alan harekât ile NATO’nun sorumluluk alanı dışında Afganistan’a konuşlanması NATO’nun gerek Rusya gerekse 2000 sonrası en büyük rakibe dönüşen Çin’i kuşatmak için ABD emrindeki en kullanışlı enstrüman olduğunu ispat etti. NATO’nun doğuya genişlemesi eski Sovyet topraklarındaki hükümetlerin devrilmesine ve Ukrayna’da yaşandığı üzere Rusya’ya karşı kullanılmasının yolunu açtı. 21. Yüzyıldaki bu hamleler Napolyon ve Hitler’in jeopolitik hamleleri ile ortak noktalar taşıyordu. 1990’da yarım kalan hedefi başarmak, Rusya’yı parçalamak, Sibirya ve Arktik’teki zengin kaynaklara erişmek, Rusya’da batı yanlısı bir rejimi başa geçirerek Çin’in çevrelenme ve kuşatılmasını ileri bir noktaya taşımak hedefti. Ancak Putin’in 2000 yılında iktidara gelmesi bu jeopolitik satrancı bozdu. Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyesi yapılma süreçleri ile Moldova ve Beyaz Rusya’da Amerikan STÖ’leri üzerinden karmaşa çıkarılması önce Adriyatik sonra Baltık ve en nihayet Karadeniz’de sıkıştırılmak istenen Rus jeopolitiğini önleyici hamleler ve kendini koruma dönemine soktu. Ukrayna- Rusya Savaşı NATO genişleme sürecinin bir sonucudur. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği de Anglosakson Arktik jeopolitiğinin gereğidir. ABD bu süreçte Çin’i ve Rusya’yı en büyük iki jeopolitik tehdit olarak görmekte ve her ikisine de çevreleme stratejisi uygulamaktadır. ABD ve AB, yükselen Çin’i bir numaralı tehdit olarak değerlendirmekte, Rusya’nın bu tehdite yardım etmesini önlemeyi hedeflemektedir.  Jeopolitik konumlanma olarak bu süreçte Avrupa yarımadasını her koşulda yanında tutmak isteyen ABD, Ukrayna savaşı üzerinden bunu başarmıştır. Ancak bu jeopolitik hamle Rusya’yı yanına alarak Çin’i karşılamaktan daha tehlikeli ve kazanma olasılığı düşük bir seçenektir. Amerikalı Stratejist Brzezinski yıllar önce Çin’i dengelemenin ABD için ancak Rusya ile mümkün olabileceğini yazmıştı. 24 Şubat 2022’den sonra yaşananlar ABD ile Rusya’nın artık bir araya gelmesinin ve Çin’e karşı ortak dengeleyici olma yolunu tamamen kapamıştır. Zira halklar da düşmanlaştırılmıştır. Diğer yandan ABD’nin küresel liderliğinin en büyük garantisi olan Donanması zayıflamıştır. Donanma olmadan küresel çaptaki deniz üs zincirleri ile okyanus hakimiyeti sağlanamaz. Donanması bu kadar zayıflamışken, Rusya ve Çin ile ayrı ayrı rekabete girmek Anglosakson stratejisinin büyük hatası olmuştur. Deniz gücünün iki unsuru gemiler ve üslerdir. Gemiler olmadan üslerin anlamı yoktur. ABD ve AB’nin gemi sayısı düşüktür. Soğuk savaş sonunda 600 gemisi olan ABD’nin bugün harbe hazır 280 gemisi vardır. Donanma gemilerinin yüzde 50’sinden fazlası 20 yaşın üzerindedir. Genç filonun da öenmli bölümü erken hizmet dışı bırakılmış, yeni projeler artan maliyetlerle sayısal olarak kısıtlanmıştır. Bugün için Donanma, 355 gemilik talebini dahi Kongreden tam olarak karşılayamıyor. Ayrıca denizci insan gücü konusunda büyük eksiklikler söz konusudur. 2022’de donanma ihtiyaç duyduğu 9.000 kadroyu dolduramadı. 

RUSYA AVRUPALI MIDIR?

Rusya Avrupalı mıdır? Ukrayna Savaşının neoconların gözünde ABD ve AB için en büyük getirisi Rus halkının Avrupalı halk gözünde şeytanlaştırılması ve düşmanlaştırılmasıdır. Neoconlar için ABD’nin jeopolitik varlığını ve imparatorluk (imperium) refleksini düşmansız sürdüremeyeceği gerçeği göz önüne alınırsa yaşanan düşmanlaştırma hamlesi bir başarıdır. Bu süreçte Ukrayna’nın gerek sosyolojik gerekse coğrafi gerekçelerle merkeze alınması ABD çıkarlarına uyum sağlamıştır. Tarihi boyunca 3 kez bağımsız devlet olarak varlık gösteren Ukrayna’nın ABD stratejisinin baş aktörü olması ciddi bir kazanımdır. Ukrayna Rusya’daki komünist devrim sonrası, 1917-22 ve Hitler’in Sovyet saldırısı sonrası 1941-45 yılları arasında bağımsız bir devlet olmuş ancak en uzun süreli bağımsızlık dönemi 1991’den bu yana yaşanmıştır. Diğer yandan Ukrayna halkının doğu ve batı arasındaki bölünmüşlüğü 1991 sonrası siyasi yaşamını batı ve Rusya arasındaki jeopolitik çekişmenin aracı haline getirdi. Batı için Ukrayna Rusya’yı çevreleme ve zayıflatma aracı; Rusya içinse ileriden savunma hattı ve tampon devlet olarak görüldü. Sonuç 1,5 yıldır devam eden ve Ukrayna için kazanma ihtimali imkansıza yakın bir savaştır. ABD ve AB için gönüllü jeopolitik hançer olmayı kabul eden batıcı Zelensky ve çevresi tarihin tekrarında yer almaya devam ediyor. Ukrayna asker ve alt yapısını kaybettikçe batının propaganda gücünün ve Rusların şeytanlaştırılmasına hizmet ediyor. Bugün anti – Rus savaş propagandasının seviyesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Japonya’ya karşı yapılan propaganda kadar yüksektir. Müzakere masasına güçlü oturmak için batı tarafından askeri zafere zorlanan Ukrayna ordusu karşı saldırı ile kazanmak bir yana daha çok kan kaybediyor. Donbass bölge halkının Rus kökenli, Kırım nüfusunun çoğunluk Rus olduğunun bilinmesine rağmen Ukrayna Hükümetinin bu bölgeleri geri kazanmaya odaklanması elde edilebilecek hedefler değildir. Ancak buna rağmen ABD ve AB liderleri Zelensky Hükümetini bu hedeflere yönlendirmektedir Savaş uzadıkça kayıplar artmakta, Rusya’nın savunma sanayi ve ekonomik direncine ve en önemlisi Çin ile yaşamsal düzeyde yakınlaşmasına katkı sağlanmaktadır. Şüphesiz savaşın nükleer aşamaya gelmeden sonuçlandırılması en büyük dileğimizdir. Ancak batının geri çekilmesi ve Rusya’nın ateşkes şartlarını batıya kabul ettirmesi taktik başarılardan çok Avrupa güvenlik mimarisinin gelecekteki stratejik çerçevesine göre şekillenecektir. Rusya’nın Donbas ve Kırım’dan geri çekilmesi jeopolitik kanunlara aykırıdır. Ukrayna’nın gelecekte sağlayacağı güvenlik garantilerinin ABD ve AB isteklerine göre değil, Rusya isteklerine göre şekilleneceğini söyleyebiliriz. Ancak jeopolitik ortam ne olursa olsun değişmesi en zor olan Rus halkının Avrupa halkıyla tekrar dost olmasının zorluğudur. Halbuki günümüzün bu keskin doğasına aykırı olarak modern Rusya, Avrupa ile diyalog ve temas içinde inşa edildi. Özellikle 19. yüzyılda Rusya, müzik ve edebiyat ile Avrupa kültürü içerisinde çok önemli yere geldi. Müzikte Çaykovski, Rahmaninof, Balakirev, Borodin, Cui, Musorski ve Korsakov vd.; Edebiyatta Çehov, Tolstoy, Puşkin, Dostoyevski, Turgenyev gibi büyük sanatçı ve yazarlar Rusya’nın sadece Hristiyanlık ortak paydasında değil, değerler ve sanat alanında da Avrupalılaşmasında büyük rol oynamışlardı.  Ancak Rusya’nın Avrupalılaşması jeopolitik çerçevede Anglosakson çıkarlarına aykırı olmamalıydı. Herşeye rağmen komünist bir devlet olmasına rağmen 20. yüzyılda Sovyetler Birliği de Avrupalıydı. Zira komünizm ideoloji olarak Avrupa ürünüydü. Sovyet liderler, Sovyetler Birliği’nin modernleşmesini çağdaş uygarlık seviyesine göre biçimlendirdiler.  Üretim teknikleri, sanat ve yaratıcılık Avrupa kültürü üzerine inşa edildi. Bugün bu saydığım her şey yok olmuştur. Rus halkı Avrupa’dan Avrupalı Rus halkından nefret eder duruma getirilmiştir. Bu düşmanlaştırma ve kutuplaşma ABD ve İngiltere çıkarlarına uyumlu olabilir ancak Rusya ile kıtadaş Avrupa’nın gelecek yıllardaki barış ve istikrarına fayda sağlamaz. 

UKRAYNA HALKI AMERİKAN JEOPOLİTİĞİNE KURBAN EDİLİYOR

Ukrayna 8 Haziran 2023 sonrası Rusya’ya karşı saldırıya geçtiğini beyan etti. Ancak, taktik bazı başarılar dışında stratejik bir sonuç alındığını göremiyoruz. Diğer yandan karşı saldırı propagandası ile batıda bu savaşın uzamasına yönelik adımların sıklaştığı görülüyor. Ukrayna topraklarına indiği anda imha edileceği bilindiği halde F 16 savaş uçaklarının verilmesi kararı bunun tipik bir örneğidir. Bu uçakların taktik nükleer silah kullanabileceği göz önüne alındığında sanki Amerikalı neoconlar Ukrayna üzerinden bir armageddonu zorlamak istiyor izlenimi oluşuyor. ABD, soğuk savaş boyunca nükleer silah kullanımına yönelik pek çok kısıtlayıcı ve kontrol edici mekanizmaya (SALT, START, INF, NPT, Açık Semalar, ABM vb.) hayat vermişken bugün nükleer silahlar konusunda son derece liyakatsiz ve maceracı şekilde hareket etmektedir. Ciddi bir liderlik sorunu vardır. Gerginliği ve nükleer savaş ihtimalini azaltan bu girişimler bugün terk edilmiş durumunda. Küba Füze Krizini çözen J.F. Kennedy gibi büyük bir lideri çıkaran ABD, bugün barışı değil savaşı arayan liderlere sahip. Rusya bir işgal yürütmediğini, 2014’ten bu yana Kiev tarafından 20 bin Rus asıllı Ukraynalının öldürüldüğü, Almanya ve Fransa’nın da imzacı olduğu Minsk Anlaşmasının uygulanamadığı Donetsk ve Lugansk oblastlarının halklarını “koruma sorumluluğunu” yerine getirdiğini söylese de, ABD ve AB tarafından ‘’kışkırtılmamış (unprovoked) bir işgalin’’ sorumlusu olarak tutuluyor, yüzlerce yaptırım ve ambargoya maruz kalıyor. Diğer yandan Ukrayna’nın çıkarlarını korumak için ortak hareket eden NATO ve AB ülkeleri bu ülke için kendi vatandaşlarını savaşa sokmuyor. Dünya tarihinde böylesi bir durum önceden yaşanmadı. Vietnam’da bile ABD Kuzey Vietnam ve Vietkong karşısına sadece Güney Vietnamlıları değil kendi askerini de çıkarmış, bu nedenle 60 bin gencini kurban etmişti. Bu kez Ukraynalıların kanını son damlasına kadar kullanıyor. Beyaz Saray Ukrayna’nın kazanamayacağını kendi akademisyen ve askerlerinin tezlerine rağmen kabullenmiyor ve neoconların savaşın devam etme kararlılığına katkı sağlıyor. Bu sayede hem Amerikan kamuoyu Çin ile gelecekte yaşanacak silahlı gerilimlere hazırlanıyor hem de Amerikan askeri sanayi kompleksi savaş ekonomisine geçişe zorlanıyor. Ancak ne kadar zorlama olursa olsun tekrar toparlanmanın son derece güç olacağını ve zaman alacağını söyleyebiliriz. Savaş uzadıkça Rusya’nın müzakere masasına oturduğunda elinin daha güçlü olacağı eylem ve söylemlerinden anlaşılıyor. Donbas ve Kırım’ın müzakere edilmesinin söz konusu olmayacağı, NATO’nun Ukrayna Rusya sınırlarından uzaklaşmasını sağlayacak bir çözümün dışında başka bir çözümü Rusya’nın kabul etmeyeceği bir döneme giriyoruz. Bu yönü ile Napolyon ve Hitler’in Rusya taarruzundan sonra Ukrayna üzerinden yaşanan Anglosakson baskısı 100’er yıllık aralar ile Rusya’nın bu süreçten Çin’e çok daha yaklaşmış, ekonomisi ve savunma sanayini savaş ekonomisi kurallarına çok daha yaklaştırmış ve batıdan tarihinde örneği görülmemiş derecede uzaklaşmış olarak çıkmasına neden olacaktır.

Cem Gürdeniz