ANTALYA DENİZ MÜZESİNE UZMAN YORUMU: MÜZE ORTAMI ÇOCUKLARA ÖLÜM, GERÇEKLİK, YAPAYLIK GİBİ KAVRAMLARLA KARŞILAŞMA FIRSATI VERİR

Müzelerin çocukların eğitim öğretiminde olan yararı

Bu yazının amacı Antalya Deniz Biyolojisi Müzesinde sergilenen cansız balıkların çocukların genel gelişimlerine ve yaşlarına göre çocuklara etkileri hakkında uzmanlar olarak görüş bildirmektir. Öncelikle bir eğitim öğretim ortamı olarak müzeler çocukların gözlem, inceleme, sorgulama, eleştirel düşünme, sonuç çıkarma, yaratıcılık gibi becerilerinin geliştirilmesini sağlaması açısından çok önemli yerlerdir (Ünal F., Pınar Y., 2017). Müzelerin çocukların eğitim öğretiminde olan yararı bilinmekle birlikte cansız hayvanların olduğu müzelerin çocuklar üzerinde travmatik etki yaratabileceğine dair zaman zaman görüşler gelmektedir. Bu noktada travma tanımı üzerinden bu durumu değerlendirmek isteriz. Travma DSM 4’e göre ani ve beklenmedik bir anda ortaya çıkan, bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü ya da yaşamını tehdit eden olaylar olarak tanımlanmaktadır.

DSM-4’teki belirsizlik yaratabilen fiziksel bütünlüğe tehdit nitelemesi DSM-5’te travma tanımından kaldırılmıştır. DSM-5’te travma tanımı ölümle, ağır yaralanmayla karşılaşmış ya da cinsel saldırıya uğramış olma şeklinde sınırlandırılmıştır. Hayati tehlikesi olmayan fiziksel yaralanmalar, stresli olaylar veya psikososyal stresörler (boşanma, iş kaybı vs.) bu tanımda travma olarak kabul edilmemiştir. DSM-5’de TSSB tanısında birinci ve temel kriterinde kişinin travmatik bir olayı doğrudan kendisi yaşaması, başkalarının başına gelen olayları doğrudan doğruya görmesi ya da travmatik olayın bir aile yakınının veya yakın arkadaşının başına geldiğini öğrenmesi gerekmektedir. Böyle bir karşı karşıya gelme işle ilgili olmadıkça elektronik yayın ortamları, televizyon, sinema ya da görseller aracılığıyla olmuş olması bu tanı ölçütünü karşılamamaktadır. (APA, Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th ed, 2013).

Müze ortamı çocukların bedensel ve ruhsal bütünlüğüne zarar vermenin aksine çocuklara öğretici bir amaç güdülemektedir. Bu sebeple müzelerin çocuklar üzerinde travmatik etki yaratacağı hususu bilimsel çerçeveler üzerinden değerlendirilmelidir. Travmatik etki ile ilgili en çok vurgulanan nokta müzede ölü balıkların sergilenmesidir. Bu durumu da çocukların ölüm kavramını gelişimlerine göre algılayışları üzerinden değerlendirmek isteriz. Çocukların ölüm kavramını algılamasına ilişkin dört öge tanımlanmaktadır:

1) Geri dönülmezlik: ölenin geri gelmeyeceği, bedenin tekrar canlandırılamayacağı,
2) Son bulma/işlevsizlik: bedensel işlevlerin tümünün ölümle beraber sona ereceği,
3) Kaçınılmazlık: tüm canlıların bir gün öleceği,
4) Nedensellik: vücut fonksiyonlarının tamamen yitirilmesinin, biyolojik ve fiziksel etmenlerin
ölüme neden olacağının kavranmasıdır
(Lewis ME. Child and adolescent psychiatry: A comprehensive textbook: Lippincott Williams& Wilkins
Publishers;2002.)

Gelişimsel süreçte çocuğun ölümle ilgili merakı önce bilişsel/kavramsal boyutu

Gelişimsel süreçte çocuğun ölümle ilgili merakı önce bilişsel/kavramsal boyutu ile sınırlıdır; daha sonra bu ölümün soyut ve metafiziksel yönüne de kayarak ölümün dört temel özelliği ile ilgili farkındalığı başlar. Bu bağlamda çocukların ölümle ilgili özellikleri öğrenebilmesi ve kavrayabilmesi, çocuğun bilişsel gelişim düzeyi ve yaşı ile doğrudan ilişkilidir denilebilir. (Özatalay E, Fettahoğu EÇ (2007) Ölüm ve Çocuk. Çocuk Hastalıklarında Biyopsikososyal yaklaşım içinde, Tüzün DÜ ve Hergüner S(ed), Epsilon Yayıncılık, İstanbul,s:361-373)

Çocukların ölüm algıları arasındaki farklılıkların en temel etkeninin yaş olduğu bilinmektedir. İlk 6 yaş içerisindeki çocukların ölümü tam olarak tanımlayamadıkları, 5 yaşından küçük çocukların ölümü bir ayrılık olarak algıladıkları, bu yaş grubunda yanlarından ayrılan kişinin bir gün geri dönebileceği gibi düşüncelerin sık görüldüğü gözlenmiştir. Okul öncesi dönemin sonuna doğru ise ölümle birlikte biyolojik işlevlerin sonlanacağını kavrayabildikleri ancak bir şekilde ölümden kaçılabileceğini veya onun atlatılabileceğini düşündükleri bilinmektedir. Piaget’in gelişim evreleri ile ölüm kavramı arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmada; işlem öncesi dönemde (2-6 yaş) ölüme daha mistik ve büyüsel anlamlar yüklemekteyken, somut işlemler döneminde (7-11 yaş) daha biyolojik temelli açıklamalar yaparlarken, soyut işlemler döneminde (12 yaş ve üzeri) çocuklar ölüme daha soyut metafizik temelli açıklamalar yaptıkları gözlemlenmiştir. (Gartley W,Bernasconi M, The concept of death in children)  Ölümün yaşamdan farkına ilişkin dört ögesinden (geri dönülmezlik, son bulma/işlevsizlik, kaçınılmazlık,nedensellik) ilk üçü 7-10 yaş arasındaki çocuklar tarafından kavranırken, nedensellik kavramı ancak ergenlik döneminde kavranabilmektedir. (Sezer s, kaya p. Gelişimsel Açıdan Ölüm Kavramı)

Onlar için her şey canlıdır

Okul öncesi dönem olan 2-5 yaşındaki çocuklar ölümü yaşamı sona erdiren değil de geçici bir durum olarak algılarlar. Örneğin, ölenlerin başka bir yerde, yerin altında bulunduklarını, havaya ve suya gereksinim duyduklarını düşünebilirler. Onlar için her şey canlıdır. 5-6 yaş itibariyle çocuklar, ölümün geri dönülmezlik, sona erme ve evrensellik gibi üç önemli özelliğini kavrayabilirler. Daha somut düşünebilirler. Örneğin; ölülerin konuşamayacağını, hareket edemeyeceğini bilirler (Kıvılcım M., 2014,Çocuk ve Ölüm, Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi,:21(1):80-5). Müzelerdeki ölü hayvanların çocuklar tarafından nasıl değerlendirileceğini anlayabilmemize yardımcı olması adına literatürdeki araştırmalardan bahsetmek isteriz. Animizm ile ilgili çalışmalar, küçük yaş çocukların bir nesnenin canlı ve bir hayvan olup olmadığına karar verirken bazı kriterleri dikkate aldıklarını göstermiştir (Beronsky 1973; Brumby 1982…Piaget 1929, as cited ın Tunnicliffe, 1995).

Araştırmalar, çocukların bir nesneye canlı diyebilmeleri için en sık kullanılan kriterin otonom hareket olduğunu, Maurer (1970) ise hayvanın ses çıkarmasının önemli bir kriter olduğunu göstermektedir. Yapılan bazı araştırmalar, müzedeki gösterilenlerin algılanışının çocukların yaş gruplarına göre farklılaştığını göstermiştir. Örneğin, 4-10 yaş arası çocukların müze tahnitçiliğini (doldurulmuş hayvan) nasıl algıladığına dair bir araştırmada, küçük yaş grubunun (4-7 yaş) tahnitçiliği canlı olmadığı için gerçek olmadığına kanaat getirdikleri görülmüştür (Bunce, 2019). Öte yandan çalışmadaki daha büyük çocuklar ve yetişkinler, özgün özellikleri nedeniyle müze tahnitçiliğini gerçek olarak sınıflandırmıştır. Küçük yaş grubundaki çocuklara tahnitçiliği gerçek olmayan bir oyuncak ile karşılaştırmalarını istediklerinde ise; doldurulmuş hayvanın tüylerinin daha orjinal olduğunu farketmişlerdir, tahnitçiliğe dair özgünlük algılarının arttığı görülmüştür.

Çocuklar  ölüm üzerine sorular sormaya ve anlamlandırmaya meraklıdır

Bu araştırmalar ışığında düşündüğümüzde, Antalya Deniz Biyolojisi Müzesi’ndeki sergilenen balık örneklerinin hareketsizliği, sıvı içinde oluşu, ancak yüzmüyor olmaları nedeniyle küçük yaş grubunun onları “canlı değil” ve “gerçek değil” olarak algılaması mümkündür. Çocukların yaşı büyüdükçe “canlı değil” ancak “gerçek” demesi mümkün olacaktır diyebiliriz. Bu durumda, çocukların yaş gelişimsel özelliklerini hesaba katarak çocuklara müze süreci ile ilgili bilgi vermek faydalı olabilir. Örneğin, küçük yaş grubu için; müzeyi ve içindeki hayvan örneklerini tanıtırken küçük yaş grubu ile müze rehberi veya öğretmeninin gerçek/yapay – canlı/cansız ve ölüm kavramları üzerine konuşması küçük yaş çocukların müzeciliği öğrenme deneyimlerini zenginleştirecektir. Ölüm kavramı ailelerde çocuklarla konuşulması en zor olan konular arasında yer almaktadır. Sorduğu sorular karşısında yetişkinlerin nasıl ve hangi duygu ile yanıt verdiğine bakan çocuk da bu kavramlarla ilgili zihninde belirli şemalar oluşturacaktır. Ölüm, konuşulabilir bir yerde ise kaygı uyandıracak bir durum oluştuğunda bu kaygıyla da baş edilebilir bir süreç yaratacaktır. Günlük yaşamda hemen hemen her çocuk ölü bir hayvan ile karşılaşmaktadır, bazen bir kasapta, bir balıkçıda, ya da yolda yürürken bir sokakta. Önceki bölümlerde de bahsedildiği üzere çocuklar ölümü bir yetişkinin kavradığı biçimde kavramasa da ölüm üzerine sorular sormaya ve anlamlandırmaya meraklıdır.

Soyut düşünce henüz gelişmediği için ölümün çocuklara somut örneklerle bilimsel olarak (ölen canlının kalbi çalışmaz, hissetmez, duymaz..) ve doğal bir süreç olarak açıklanması (bir bitki üzerinden, ya da doğadaki diğer doğup gelişen ve ölen her şey üzerinden örneklerle) anlamlandırmayı kolaylaştıracaktır. Çocukların bilimsel bir çerçeveden aldığı (yetişkinin çocuğun anlayabileceği ölçüde verdiği içerikle) bu bilgi olası kafa karışıklıklarını da giderecektir. Dolayısıyla, anlamlandırılamayanı (yani ölümü) yaşa uygun bir biçimde anlamlandırma fırsatı olarak da görebileceğimiz müze deneyimi önemli görünmektedir. Özetle, müze ziyaretlerinin küçük ve daha büyük yaş çocuklara ölüm, canlılık, gerçeklik, yapaylık gibi kavramlarla bilimsel bir ortamda karşılaşma fırsatı yaratacağını söyleyebiliriz. Burada önemli olan husus, çocukların sorularını sorabildiği, yanıt alabildiği bir bilimsel ortamın sunulmasıdır. Derneğimize iletilen bu dilekçeye de konu alan “travma” kavramının, günlük hayatın içinde kullanımına dair gözlem ve eleştirilerimizi de paylaşmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz:

Özellikle son dönemde çekilen dizi ve filmlerin senaryolarının epey odağı haline gelmiş “psikoloji” bilimi ve sağaltım çalışmalarının; toplumda zaten hayli karışık olan kafaların maalesef daha da bulanmasına ve yanlış kullanımların artmasına neden olduğu gözlenmektedir. Sosyal medya ağlarında -bilhassa Instagram ve X’te- alanın uzmanı olsun olmasın herkesin ruhsal problemlere, kişilik bozukluklarına, tanı isimlerine, psikoterapilere, tedaviler vb. birçok konuya dair üretilen ‘bilimden uzak, damgalayıcı ve maksadını hayli aşan’ içeriklerin bireylerin yaşamında, ilişkilerinde olumsuz bir algı yarattığı gözlenmektedir. Bu içeriklerin diğer bir sakıncası; kişilerin ruhsal sağaltım ve yardım arayış süreçlerine, kendilerinde gözlemledikleri, anlam vermeye çalıştıkları ruhsal konulara dair oluşturduğu düşünülen olumsuz etkidir.

Medya diline dikkat etmeli

Dilekçeye konu alan mesele bir haber içeriği olup bu ve benzeri yanlış, damgalayıcı medya diline maalesef sıklıkla rastlanmaktadır. Gerek yazılı basın, gerek dijital mecralar ve TV kanallarında üretilen haber içeriklerinde ruhsal alana dair yazılan dile daha fazla hassasiyet gösterilmesi gereği açıktır. Zihninizi biraz taradığınızda; “cani anne, canavar baba, psikolojik sorunları olduğu öğrenilen, psikiyatrik tedavi aldığı öğrenilen, psikiyatrik ilaç kullandığı öğrenilen, şizofren öğretmen, narsist koca, bipolar kadın” vb. birçok damgalayıcı ifade okuduğunuz, dinlediğiniz haberlerden tanıdık gelecektir.

Başta biz ruh sağlığı profesyonelleri olmak üzere, medya, basın emekçileri, haber editörlerinin; bilimin ve ruhsal alanda bugüne kadar birikmiş olan değerli birikimden uzaklaşmamasını, aksine daha fazla hassasiyet gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Halk İçin Psikoterapi Derneği, Ruh Sağlığı Komisyonu
Görüş bildiren uzmanlar: Deniz Demir, Şamil Saribaş, Şevket Duman, Türkü Zencir, Vesile Kazak
Referanslar:
Bunce, L. (2019). Still life? Children’s understanding of the reality status of museum taxidermy. Journal
of Experimental Child Psychology, 177, 197-210.
American Psychiatric Association. (2000). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (4th ed.,
text rev.).
American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.).
https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596
Gartley, W., & Bernasconi, M. (1967). The concept of death in children. The Journal of genetic
psychology, 110(1), 71-85.
Kıvılcım, M., & Doğan, D. G. (2014). Çocuk ve ölüm. Journal of Turgut Ozal Medical Center, 21(1), 80-85.
Lewis, M. E. (2002). Child and adolescent psychiatry: A comprehensive textbook. Lippincott Williams &
Wilkins Publishers.
Maurer, A. (1970). Maturation of concepts of life. The Journal of Genetic Psychology, 116(1), 101-111.
Pınar, Y., Ünal F. (2017). Erken Çocukluk Eğitiminde Müze Deneyiminin Rolü. İdil Dergisi, 6(38),2899-
2917.
Tüzün, D. Ü., & Hegüner, S. (2007). Çocuk hastalıklarında biyopsikososyal yaklaşım. İstanbul: Epsilon
Yayınlar. S, 189-210.
Sezer, S., & Saya, P. (2009). GELİŞİMSEL AÇIDAN ÖLÜM KAVRAMI. Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim
Fakültesi Dergisi, (13), 151-165.
Tunnicliffe, S. D. (1995). Talking about Animals: Studies of Young Children Visiting Zoos, a Museum and
a Farm.

Gökhan Karakaş {Milliyet}

DENIZKARTALI Haber Portalı – https://denizkartali.com/antalya-deniz-muzesine-uzman-yorumu-muze-ortami-cocuklara-olum-gerceklik-yapaylik-gibi-kavramlarla-karsilasma-firsati-verir/