ATATÜRK VE DONANMA-1

Bu yazı dizimizin amacı, ebedi önderimiz ve başkomutanımız Atatürk’ün denize ve denizciliğe ilgisini ve bakışını; Türk Donanması ile ilişkisini siz değerli okuyucularımızla paylaşmaktır.

Denizler, insanlara doğal bir coğrafi engel oluşturdukları kadar, içinde barındığı nimetler, kullanmasını bilenler için sağladığı ulaşım ve erişim kolaylıkları ile milli güçlerine katkıları yönlerinden de büyük önem taşırlar. Tarih boyunca, en büyük uygarlıkların su kenarlarında kurulmuş olması, “su hayattır” sözü ile ifade edilmesi de bu gerçeğin bir ifadesidir. Bu gücü kullanmasını bilen milletlere, toplumlara sağladığı sonsuz nimet ve kolaylıklardan yararlanma mücadelesi, onları çeşitli araçlarla, yol ve yöntemlerle bu gücü daha iyi kullanmaya yönlendirilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu toprakları savaşın galip devletlerince paylaşılmış, orduları dağıtılmış, askerlerin ellerinden silahları alınarak terhis edilmiş, Donanmaya bağlı gemiler, toplarının kamaları sökülerek, Haliç’in bulanık sularında çürümeye mahkûm edilmişti.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 13 Kasım 1918’de 61 gemilik İtilaf donanması tarafından Boğaz işgal edildiğinde Haydarpaşa’ tren istasyonu’na gelmiş ve “Kartal” istimbotu ile Galata rıhtımına ayak basmıştı. Karşılamaya gelen Doktoru Rasim Ferit’e; “Hata ettim, İstanbul’a gelmemeliydim, ne yapıp yapıp Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı” demiştir. Yine limanı dolduran dev zırhlılara acı acı bakarak, yaveri Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler” demiştir. İstanbul’da gördüğü manzara; siyasi ömrünü tamamlayıp çökmüş ve parçalanmış bir Osmanlı Devleti’ydi.

Atatürk, Samsun’a ayak bastığı zaman, Türk donanması 6,5 aydır Haliç’te esir tutuluyordu. Karadeniz ve Ege’de karakolla görevlendirilmiş üç gambot dışında faaliyette bulunan gemi yoktu1 . Serv andlaşması, birkaç küçük torpidobot ve gambottan başka, donanma diye birşey bırakmamıştı.

Türk Millî Mücadelesi herkesin bildiği gibi Samsun iskelesinde başlamış ve İzmir Limanı’nda bitmişti. Netice itibariyle Anadolu’nun istiklâl fitilini ateşleyen, mücadele ruhunu besleyen ve zafere götüren yolların tamamı denizlerden geçmişti. Bunun farkında olan ve bu yolda gerekli çabayı gösteren Anadolu insanı özgürlüğün denizlerden geleceğinin bilinciyle özellikle Karadeniz’i bir istiklâl sahili hâline getirebilmek için gerek canıyla, gerekse sahip olduğu her türlü vasıtayla mücadeleye dâhil olmuştu. Çünkü Anadolu mücadelesinin iğneden ipliğe her şeye ihtiyacı vardı. Türkleri istiklâle götürecek olan gemiler ise en fazla ihtiyacı duyulan vasıtaların başında gelmekteydi.

Yavuz zırhlısı ile Zuhaf gambotu İzmit’te; Turgut Reis zırhlısı ile Hamidiye, Mecidiye kruvazörü, Berk-î Satvet, Peyk-î Şevket isimli iki torpido kruvazörü, Taşoz sınıfı üç muhrip, Muavenet sınıfı iki muhrip, Berk-i Efşan torpidobotu ile iki adet Sultanhisar sınıfı torpidobot, Preveze, Hızır Reis ve Malatya sınıfı iki gambot, sekiz motor gambot, Müstecip Onbaşı denizaltısı, İntibah mayın dökme gemisi, Galata, Ertuğrul, Söğütlü yatları, Muinizafer, İclaliye, Nemci Şevket korvetleri, Giresun ve Reşit Paşa yardımcı gemileri Haliç’te, Nusrat mayın gemisi İzmir Limanı’nda enterne edilmişti. Draç, Akhisar torpidobotları Marmara’da, Preveze (Sinop) ve Aydın Reis (Trabzon) gambotları Karadeniz’de, Hızır Reis ve Yunus ise İzmir’de karakol vazifelerini icra ediyorlarken, Bezm-i Âlem yardımcı vapuru Seyr-i Sefain İdaresine devredilmişti.

Milli Mücadele başlayınca her biri 510-ton olan Preveze ve Aydınreis gambotları milli kuvvetlere katılarak milli kuvvetlerin ilk savaş gemileri oldu. Bu iki gemi, Müttefik İşgal Kuvvetleri Ortak Filoları Komutanı İngiliz Koramiral Calthrope’un da bilgisi dahilinde, 1919 yılının başlarında Karadeniz’de kaçakçılığı önlemek ve sahil güvenlik hizmetleri yapmak üzere görevlendirilmişti. İstiklal Harbi başladığı zaman, Karadeniz kıyılarındaki Türk Filosu bu iki gambottan ibaretti. Bu iki gambot eksik personel ve önemli bakım ve onarım sorunları ile göreve başlamışlardı. Gambotlar 26 Şubat 1919 tarihinde İstanbul’dan ileri harekete geçerek 28 Şubat 1919 günü Samsun’a intikal etmiş ve Güverte Yarbay Halis (Erülken) Bey komutasındaki Samsun Merkez Liman Reisliği emrine girmişlerdi. Gambotlardan Preveze Sinop’a, Aydınreis ise Trabzon’a istinaden keşif gözetleme ve karakol faaliyetleri ile görevlendirilmişlerdi.

1911 yılında Fransa’da inşa edilen Aydınreis ve Preveze gambotları Balkan Savaşları nedeniyle İstanbul’a 13 Haziran 1914 tarihinde gelebilmişler; İstanbul Hükümeti emrinde Şubat 1919’da Karadeniz’de kaçakçılıkla mücadele görevi yaparken Novorossisk’de enterne edilmek üzere

Aydınreis 16 Eylül 1920’de Samsun’dan, Preveze ise 30 Eylül 1920’de Trabzon’dan ayrılmışlar; 16 mayıs Mayıs 1921’de TBMM hükümeti’nin emrine girmek üzere arızaları onarılarak Rusya tarafından milli kuvvetlere katılmak üzere gönderilmişti.

16 Mayıs 1920 tarihinden sonra Rusya ile varılan anlaşmalar neticesinde Anadolu’ya lojistik askeri nakliyatı gerçekleştirebilmek üzere Batum’da bir deniz komutanlığı kurulmuş, bu komutanlık bünyesinde faaliyet göstermek suretiyle Novrosiski’de Kıdemli Deniz Subaylığı, Tuapse’de de Esliha Komisyonu Sevkiyat Subaylığı gibi isimlerle vazifeler ihdas etmişti. Ankara, TBMM’nin faaliyete geçmesinin ardından Erkan-ı Harbiye’yi kurmuşsa da denizlerdeki askeri ve sivil hareketliliğinde takip edilmesi durumu ortaya çıkınca, Erkan-ı Harbiye bünyesinde 10 Temmuz 1920’de Umur-u Bahriye Müdürlüğü ihdas edildi. 1921 tarihine gelindiğinde müdürlüğün işleri artınca yeterli olmayan kurumun genişletilmesine ve adının Bahriye Dairesi olmasına karar verildi

16 Mayıs 1921 tarihinde Milli Kuvvetlere tekrar katılan Aydınreis ve Preveze gambotlarının yanına verilen motorlu takalar, ufak tekneler yelkenliler de dahil olarak deniz ulaştırmasını sağlamak üzere bir grup teşkil edildi. Kurtuluş Savaşı boyunca, gemilerden lojistik nakliyat ve istihbarat faaliyetleri dışında yararlanma imkanı olmadı.

Kurtuluş Savaşı sırasında gerekli para, silah, cephane, malzeme ve personel nakli, Karadeniz’de kaçak olarak yapılan taşıma görevleriyle sağlandı. Türk denizcisi Karadeniz Nakliyatı Bahriye faaliyetleri içerisinde, İstiklal Savaşı süresince üç yıl irili ufaklı 26 tekne ile toplam 300.000-ton malzemeyi S.S.C.B.’nden Türk Limanları’na taşıdı ve Anadolu’da devam eden harbi destekledi.2

1923 yılında Cumhuriyet ilan edildiğinde, bu teşkilatlanma da devam ettirildi. Genç Türkiye Cumhuriyeti Donanması’nın gemileri hurda durumda Haliç’te yatmaktaydı. Atatürk, donanmanın çok kısa sürede güçlendirilmesi gerektiğinin farkındaydı. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti toplam 2949 km. olan kara sınırlarına karşın, 7816 km.’lik kıyı şeridine sahipti. Yani kıyıların tüm sınırlarına oranı %75 civarındaydı. Diğer bir deyişle, kıyılar kara sınırlarından üç misli büyüktü. Bu da Türkiye Cumhuriyeti’nin denizci bir devlet olmasını gerektiriyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte deniz güvenliği ve savunması, devletin yeni yönetiminin öncelikli meselelerinden biri haline gelmiş, 1924 Bahriye Bütçesi görüşmeleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki deniz gücünün oluşturulmasında ve geliştirilmesindeki temel adımlardan biri atılmıştır. 1924 Bahriye Bütçesi görüşmeleri, Türk Deniz Kuvvetlerinin erken dönemdeki evrimi ve donanmanın ulusal bağımsızlıktaki rolü açısından büyük önem taşımaktadır. Görüşmelerin odak noktası, Türk donanmasının güncel ihtiyaçlarının karşılanarak modernizasyonunun gerçekleştirilebilmesi için ayrılacak bütçeyi belirlemekti. Donanmanın ihtiyaçlarının tespit edilmesi, teknolojik altyapısının güçlendirilmesi ve personel eğitimi gibi hayati meselelerin ele alındığı TBMM’deki bu görüşmeler sırasında alınan kararlar, donanmanın gelişimi

açısından belirleyici bir rol oynadı. 1924 Bahriye Bütçesi görüşmelerinin ardından Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk Deniz Kuvvetleri yeniden yapılandırıldı ve modern bir donanmanın temelleri atıldı. Bahriye Vekâleti kuruldu ve kurumsallaştırıılması hedeflendi.

Atatürk, daha I.Dünya Savaşı sırasında donanmanın eksikliğini ciddi ölçüde hissetmişti. Güçlü bir deniz kuvvetine sahip olunmasını isterken, aynı zamanda mevcut olan donanma gemilerinin bakım-onarımlarının yapılarak yenilenmesine ve deniz kuvvetlerinde bir takım değişikliklerin yapılması gerektiğine inanıyordu. Tüm bunlar, özellikle Hamidiye Kruvazörü ile yaptığı Karadeniz Liman şehirleri ziyaretinde uğradığı son liman olan, Samsun’da karaya çıkar çıkmaz Başbakana çektiği telgraftan Atatürk’ün donanma hakkında bir fikir edindiği net biçimde anlaşılmaktadır.

Ona göre hemen güçlü bir donanma teşkili akılcı gelmiyordu. Yeni kurulan devletin ekonomik gücü, yapılması gereken devrimler, sanayileşme girişimleri, donanmanın kademeli olarak oluşturulması ve güçlendirilmesi zorunluluğunu beraberinde getiriyordu. Bu yüzden ilk olarak elde bulunan gemilerin onarılarak faal hale getirilmesine ihtiyaç vardı. Aynı zamanda personel işlerinin de düzenlenmesi önem arz ediyordu. Elde hiçbir talimname, döküman yoktu. Eğitimlerin neye göre yapılacağı belli değildi. Bu yüzden talimnamelerin oluşturulmasına başlandı.

Karacı bir subay olmasına ragmen dahi bir stratejist olan Atatürk, deniz kuvvetlerinin ve deniz gücünün önemini Cumhuriyet Türkiyesi’nin gerçeği ve geleceği açısından doğru biçimde kavrayarak her zaman ve her fırsatta güçlü bir şekilde savunmuştur. Bu yüzden Atatürk’ün donanma gemileri ile yaptığı geziler donanma açısından bir dönüm noktası olmuştur. Personelin eğitimi için Almanya’dan eğitim timleri getirtilen 1923-1928 yılları arasındaki bu dönem “oluşum dönemi” olarak kabul edilmektedir.

Atatürk her fırsatta deniz ile buluşuyor, gezilerin büyük kısmını deniz yolları ile yapıyordu. Denizden ve deniz kültüründen son derece zevk alan bir devlet adamıydı.

Devam edeceğiz …

Temel Er Ersoy