Bu Millet Ne Zaman Unutmaya Zorlandı?

Bu millet okumuş adama saygı duyardı.
Bilgiye, emeğe, liyakate hürmet ederdi.
Okuyan, kendini yetiştiren, memleketine faydalı olmayı şeref sayan insan toplumun baş tacıydı. Çünkü bu topraklar, ilmin ve irfanın milletin bekası için ne kadar hayati olduğunu acı tecrübelerle öğrenmişti.
Bu millet askerliği sıradan bir görev olarak görmezdi.
Askerlik, ibadet vecdiyle yapılırdı.
Kışlaya girerken sadece üniforma giyilmezdi; nefsini terbiye etmek, vatanı kendinden önde tutmak, ölümü bile vazife saymak öğrenilirdi. Askerlik bir meslekten önce bir ahlaktı.
Bu millet büyüğüne saygıda kusur etmezdi.
Üstüne itaat, küçüğüne merhamet esastı.
Asker ocağında bu terbiye en saf hâliyle verilirdi. Gerektiğinde “öl” emrini alabilecek askerler böyle yetişirdi. Çünkü o emir, keyfi bir buyruk değil; milletin varlığı için verilmiş kutsal bir vazifeydi.
Ve o askerlere kumanda edecek subaylar…
Onlar sıradan memurlar değildi.
Millete, bayrağa, vatana ve Atatürk ilke ve inkılaplarına tam bağlılık, sadakat ve liyakat ile hizmet edecek insanlar olarak yetiştirilirlerdi. Bu eğitim ortaöğrenimden başlar, yükseköğrenimin sonuna kadar titizlikle sürerdi.
Askerî okullarda öğrenciler yalnızca gençlik arkadaşı olmazdı.
Onlar aynı zamanda birbirlerine canlarını emanet edecek silah arkadaşlarıydı.
Aynı sofrayı paylaşır, aynı çileyi çeker, aynı idealle yoğrulurlardı. Çünkü savaşta sizi ayakta tutan şey teknoloji değil, yanınızdaki askerin size olan güvenidir.
“Her Türk asker doğar” sözü boşuna söylenmedi.
Türkler asker milletti.
Bu, saldırganlık değil; var olma refleksiydi. Tarih boyunca bu coğrafyada ayakta kalmanın bedeli güçlü orduya, disipline ve birlik ruhuna sahip olmaktı.
Peki Sonra Ne Oldu?
Sonra bir şeyler değişti.
Hem de sessizce, adım adım…
Cumhuriyetin yalnızca eğitim sistemi değil, siyaset dahil bütün ayarları bozuldu. Bununla yetinilmedi. Çünkü bu ülkenin en sağlam, en disiplinli, en zor dönüştürülebilen kurumu Silahlı Kuvvetlerdi. Ve korkulan da buydu.
Silahlı Kuvvetlerin ayarlarını bozmak gerekiyordu.
Bozdular.
Bir yandan milletin gözünü boyamak için geçmişte başlatılmış, devlet aklıyla planlanmış savunma projelerine sahip çıkıyor gibi göründüler. İsimler değişti, ambalaj yenilendi, propaganda arttı. Ancak işin özünde kurumsal hafıza ve personel politikası adım adım imha edildi.
Balkan Harbi hezimetinden ders çıkarmış Türk Silahlı Kuvvetleri, bir daha siyasetin oyuncağı olmamak için yıllarca kendini korumuştu. Ama bu kez tam tersi yapıldı:
Ordu siyasetin göbeğine taşındı.
Siyaset ordunun içine sokuldu.
Komutanlar milletin gözünde itibarsızlaştırıldı.
Sistemli operasyonlarla, algı çalışmalarıyla, küçük düşürme kampanyalarıyla…
Ve bu hâlâ devam ediyor.
Harp okulları, tarih boyunca bu milletin omurgasını yetiştirmiş kurumlar, kendi kontrollerinde tutulsun diye ucube bir MSB üniversitesi kuruldu. Askerlikle, harp sanatıyla, komuta kültürüyle hiçbir ilgisi olmayan bir kişi rektör yapıldı. Harp okulları o kişiye bağlandı.
Bu sadece bir idari değişiklik değildi.
Bu bir zihniyet tasfiyesiydi.
Plan Kimin Planıydı?
Bugün gelinen noktada artık şunu görmek zor değil:
Bütün bu adımlar, yıllar boyunca CIA güdümünde hareket eden FETÖ’nün planlarıyla birebir örtüşüyordu.
FETÖ, dış destekle cesaret buldu.
Devlete diş gösterdi.
Sonra işler kontrolden çıkınca, “FETÖ ile mücadele ediyoruz” mottosu altında aynı planlar, bu kez başka aktörler eliyle uygulanmaya devam edildi.
Kurumlar tasfiye edildi, gelenekler kırıldı, sadakat liyakatin önüne geçti.
Ve sonuç ortada:
Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, bayrağımıza yapılan açık hakaretler karşısında dahi inisiyatif alamaz hâle getirildi. Çünkü korku iklimi oluşturuldu. Çünkü her refleks “acaba başıma ne gelir” endişesiyle bastırıldı.
Ama Bir Şey UnutuluyorBu millet bayrağını korumayı bilir.
Bu millet, koruma görevini yapmayanlara hak ettikleri gibi davranmayı da bilir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Millet sabırlıdır ama unutkan değildir.
Susar ama teslim olmaz.
Bugün belki sessizdir.
Ama görüyor.
Not ediyor.
Ve kaderini eline alacağı doğru zamanı bekliyor.

Çünkü bu millet, kendisini var eden değerlerden vazgeçmez.
Orduyu milletin bağrından koparanlar geçicidir; millet kalıcıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Bu topraklarda bayrak yere düşmez.
Düşürenler olur, kaldıran yine bu millet olur.


Ünal GÜL