Seneler evvel Aliağa’dan gemiden ayrılıp hava alanına gidiş yolu üzerinde acentam; “Süvari Bey uçağın kalkmasına çok var sana şurada bir balık yedireyim.” Şurası dediği “ Foça” çıktı.
O dönemlerde küçük bir kasabaydı Foça. Kara taşa basmadım. Deniz beni çekti aldı. Mitolojide denizcilerin yurdu derlermiş. Ben de yurda kayıt oldum anlaşılan.
Çıkarma gemileri komutanlığı Foça’da. Ayrıca “ Deniz Piyade Birliği” de üstlenmiş durumunda. Ben Deniz Piyadeleri burada tanıdım. En iyi dostlarım oldular. Son derece yardımsever sıcakkanlı insanlar.
Bir de yaşamın ve yaşanmışların çok yorduğu insanlar vardır. Onlar sakin bir köşe arar ve adeta huzur için saklanırlar. Onlardan biri de “Avni Arbaş”dı.
Türkiye’nin uluslararası alanda yetiştirdiği en önemli ressamlardan biri. Hayata bakış açım onu tanıdıktan sonra çok değişti. Öğrendiklerimi burada sıralayamam. Aklımdan çıkmayan önerisi: “Bir gün bazı insanlar için sadece bir anı olacaksınız. Elinizden gelenin en iyisini yapın ki iyi hatırlanasınız.” Nazım Hikmet’in dostlarındandı. Nazım bir oğlu için şiir yazmış, bir de Avni Ağabey’in tabloları için. Şahıslar üzerine şiir yoktur.
“Bu Atlar Avni’nin atları Kuvayı Milliye atları
Kara kamçı altında ak sağrı dolgun Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni’nin atları. “
Üç sene dolu dolu beraber geçti. Bizlere gösterdiği ilgi ve güzel anılarımıza ev sahipliği yaptığı için Aydın Bey’e de özel teşekkürler. Her ikisi de huzur ve ışıklar içinde uyusun. Avni Ağabey’i 18 Ekim 2003’te kaybettik. Aşiyan’da yatıyor.
Foça’da bir sabah. İlk ve en eski dostum Nabi Albaya uğradım. Eşi Jale Hanım, “Dışarı çıktı, şimdi gelir. Size bir sabah kahvesi yapayım, kahve bitmeden gelir.” O sırada mayolu, sırtında havlusu, orta yaşlı bir bey bahçe kapısından girdi. Jale Hanım hemen koştu: “Paşam buyurun, hoş geldiniz.” Paşam bayağı sinirli bir tavırla, “Jale ben sana küstüm. Bir zamanlar acılı çiğ köfte yapardın, tavana atar yapıştırırdık. Acılı kebaplar, lahmacunlar, boğma rakı özlemi içindeyiz. Unuttun bizleri.”
Ben herhalde Güneydoğulu jandarma paşası dedim. Doğulu tipi de pek yok ama Jale Hanım bizi tanıştırdı. Sonra, hadi ben Midilli’ye kadar yüzüp Yunanlılara selamınızı götürüp döneyim dedi.
Aslında şaka yapıyormuş. Rakı katiyen içmez, ağzına acılı lokma koymazmış. Her sabah yaptığı şakalardan biriymiş. İşte “Koramiral Aydan Erol ile tanışmamız.
Akşamüstü eve döndüm. Hanım bayağı mutlu: “Ne oldu, biliyor musun?” Bilsem herhalde söylemezsin. “Senelerdir görmediğim Feneryolundan komşumuz Sibel Hanım ile karşılaştım. Burada oturuyorlarmış, çok mutlu oldum. Eşi Koramiral Aydan Erol.
“Ohoo, ben Aydan Paşa ile senden önce tanıştım. Hatta çiğ köfte yapıp tavana bile yapıştırdık.”
Aydan Paşa ile tanışmamız ve ilerleyen günlerde ilerleyen dostluğumuz böyle başladı. Foça’dan sonra da Feneryolu’nda evlerimiz çok yakın, 100 metre civarındaydı.
Çok enteresan, olağanüstü özellikleri olan bir insandı. Aydan Paşa denizci olmasına rağmen denizden, gemilerden, rütbeli iken yaşadıklarına konu açmazdı. En önemli tutkusu felsefe, mitoloji ve müzikti. Foça’yı çok sevmesine rağmen Eylül ortalarında İstanbul’a dönerlerdi. Çünkü konserler başlayacak.
Kadıköy Süreyya Operası’nın, Caddebostan Kültür Merkezi’nin, Yeldeğirmeni Sanat ve Kültür Merkezi’nin müdavimlerindendi. Konserleri, sanat gösterilerini takip eder, mutlaka yerini alırdı.
Benim klasik pek içli dışlı olmadığımda sağ olsunlar, hanımı çok defa konsere götürdüler. Çok sevdiğim ve defalarca dinlediğim Leningrad Senfonisi’nin bestecisi Shostakoviç’in besteyi dört bölümden oluşturduğunu, ayrıca Alman kuşatmasında ünlü bestecinin siper kazıp itfaiyecilik yaptığını Aydan Paşa’dan öğrendim. Almanlar Leningrad’a bomba atarken Ruslar bombaları Shostakoviç’in müzik notalarıyla imha ediyorlardı, demişti.
68 Kuşağı’nın iki marşı vardır. Biri yerli “Gündoğdu Marşı”, diğeri uzaklardan “Rodrigo’nun Gitar Konçertosu”. Ben bu konçertonun üç bölümden oluştuğunu da Aydan Paşa’dan öğrendim: Hüzün, isyan ve devrim.
Aydan Paşa operayı şöyle tarif ederdi: “Operada hislerinizi şarkı ile ifade ederiz.” Ayrı bir tarif ise: “Sırtından bıçaklananın kan kaybederken şarkı söylemesidir.” Bu tarife karşılıklı çok gülmüştük.
Biraz Paşamızın müzik bilgi ve kültüründen anlattım. Ortak düşüncemiz: Bu ülkede yaşayanlar için amaç yaşam kalitesini artırabilmek değil; dolaylı olarak müzik, sanat, şiir çok önemsiz ve lüzumsuz. Geçim derdinde olan insanlar için ayrıca özgürlükler, hak, hukuk, adalet gibi kavramlar ikinci planda kaldı.
Mitolojide geçen deniz tanrıçalarını ondan öğrendim. Poseidon (Olimpos) deniz tanrılarının kralı. Amphitrite: Deniz dibi tanrıçası. Leukothea: Deniz tanrıçası. Palaemon: Küçük deniz tanrısı. Phorkys: İlk suların tanrıçası.
Karşılıklı felsefe konuşurduk. Orhan Hançerlioğlu’nun felsefe sözlüğünü bana hediye etti. 5 sayfa işaretlemişti. “Bunları sıkı sıkı oku,” demişti. Okuyorum.
Toplu sohbetlerde bir konuda anlaşamazsak, “Bu konuyu ivedilikle Ban Ki– moon çözer, onu arayıp size döneceğim,” derdi. “Paşam, BM Sekreteri Antonio Guterres’e soralım,” derdik “Yok, bilse bilse Ban Ki-moon bilir.” Tabii dalga geçiyor.
7 kitabı vardı. Kitaplarının konuları felsefe, mitoloji ve Foça. Son kitabı “SONA DOĞRU”. Amerika’da ataşeliği sırasında bir toplantıda “Elizabeth Taylor” ile karşılaşıyor. “Birbirimize uzun uzun baktık. Gözlerinden bir demet menekşe almak geldi içimden. O bana niye baktı anlamadım,” demişti. Ben ilave ettim: “O da sizin gözlerinizdeki fırtına mavisi renkleri görüp denize atlayıp 2-3 kulaç atmak istemiştir.” Güldü,” benim düşünemediğim bir sonuç”.
Geçen perşembe 12 Şubat öğleden sonra ziyaretine gittik. Bizi heyecan ile karşıladı. Bana hep sarılırdı, bu sefer sadece elini kalbinin üstüne koydu. Salona geçtik. Heyecan devam ediyor, elinde bir dosya kâğıdı: “Bak kaptan, bu 28 Şubat, hâlâ bitmedi.” Kâğıdı aldım; Resmî Gazete’den çekilmiş bir fotoğraf, yazılar okunmuyor. Sibel hanım yazının ne zaman geldiğini bilmiyor. Paşam konuşuyor, heyecan katlanarak artıyor. Bir ara elini göğsünün üstüne koydu, başı öne düştü ve heyecanı o an bitti.
Eşim Nejla kol saatiyle nabzını ölçtü: 35, sonra 30 oldu. Ambulans çağırdık, 45 dakikada geldi. Genç doktor hanım, üç hasta bakıcı bizi dışarı çıkardılar,iki saate yakın kalp masajı yaptılar. Sonra birisi dışarı çıkıp “Başınız sağ olsun, kurtaramadık,” dedi. Sona doğru noktalandı.
Biraz kendimi dinledim. Sonra telefonumdaki dostlarını aradım. Bazılarına ulaşamadım. Cem Gürdeniz Paşa’yı çok sever ve inanırdı. Ona ulaştım; şaşırdı, duraksadı, sonra hemen harekete geçeceğini söyledi. Kısa sürede bütün donanma haberdar olmuş.
Uzun gayretlere rağmen merasim yapılmadı. Kardak krizinin komutanı, o kayalıklardan Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını diktiren komutana Türk bayrağı bile çok görülmüştü. Oğlu Burak’ın dışarıdan aldığı Türk bayrağını tabuta sardık. Herkes top arabası arıyordu… Komutanların cenazesi top arabasıyla kaldırılır………. Neyse cenaze arabasına bile şükür. Yaşananlardan
bana utanç kaldı. “ Mustafa Kemal’in askerleriyiz “ sloganıyla paşamı camiden uğurladık.
7 sene evvel 14 Şubat sevgililer gününde “Savarona’nın “son kaptanı Kadir Türker bizleri davet etmişti. Ben ve eşimin Savaronayı ilk görüşümüzdü. Aydan Paşam hatıralarını yeniden yaşadı ve çok mutlu oldu. 7 sene sonra yine 14 Şubat günü toprağa verdik…
Merasim olmadı diye üzülmeyin. Chopin’in o hüzün dolu marşı bizim göremediğimiz ve duyamadığımız bir yerlerden çalmıştır.
80 yaşındaki adamı 28 Şubat davasından önce Ankara Sincan yetmedi sonra Silivri’ye kapatıp neyin intikamı alındı. Anlamadığım “ Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı” hiçbir yerde beyanatı yok, hiçbir toplantıya katılmamış, hiçbir yerde bu konuyla ilgili imzası yok. Eeee Deniz Kuvvetlerinde bütün rütbeli subaylar öldü kalan Aydan Erol’u alalım. O 28 Şubat kararına imza atan iki hanım hayattalar onlara soran yok.
Kazım Koyuncuyu çok severim. Unutulmaz şarkısı : “İşte gidiyorum, bir şey demeden, arkamı dönmeden, şikayet etmeden, hiçbir şey olmadan, işte gidiyorum”. Sanki Aydan Paşa için yazılmış söylenmiş.
Biz denizlerde öldük, öldük dirildik. Ama hep diri kaldık. Bize emanet edilenleri de diri tuttuk.
Karada 2 metre önümde “Aydan Paşamı” diri tutamadım. O travmayı hala yaşıyorum ve uzun müddet yaşayacağım gibi gözüküyor. Ülke çok kıymetli bir insanını kaybetti. Son söz: Huzur içinde uyu sevgili Paşam. Işıklar üzerinden eksik olmasın.
The post Sona doğru appeared first on Denizcilik Dergisi.
DENIZCILIK DERGISI – Haber Linkine Gitmek İçin Tıklayın !
DemirHindi
21 Şubat 2026 – 10:02


