CUMHURİYET TARİHİNİN ÖNEMLİ VE TARTIŞMALI OLAYLARI-4

12 Mart 1971 Muhtırasını irdelediğimiz önceki yazımızdan devam ediyoruz.

5.3. 12 Eylül 1980 Darbesi

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi veya 1980 İhtilali’nin askeri literatürdeki resmi isimlendirmeleri 12 Eylül 1980 Harekâtı veya Bayrak Harekâtı olarak bilinmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980 tarihinde 27 Mayıs Darbesi ve Muhtırasının ardından emir komuta zinciri içinde ve Soğuk Savaş mantığına göre hükümete karşı gerçekleştirdiği üçüncü ve son başarılı askerî darbedir.  (“On İki Eylül Harekâtı”. beyaztarih.com)

12 Eylül 1980 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından saat 03.00’te TRT, PTT ve diğer iletişim merkezlerine el konularak başlayan askerî müdahale; İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel’in konutu ve diğer hedeflerin de sorunsuz olarak ele geçirilmesiyle saat 04.00’te radyolardan tüm ülkeye duyuruldu. İlk bildiride, “Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.” ifadeleri yer aldı. Saat 13.00’te ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, canlı yayında yaptığı uzun bir radyo ve televizyon konuşmasıyla müdahalenin gerekçelerini ve amaçlarını anlattı. ( Kenan Evren, Kenan Evren’in Anıları 1, 1990: BAYRAK HAREKÂTININ BAŞLAMASI)

Müdahale sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel’in başbakan olduğu hükûmetin faaliyetine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edildi, yurt dışına çıkışlar yasaklandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren devlet başkanı oldu.

Darbe sonrası; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde 171’i işkence sonucu olmak üzere yaklaşık 300 kişi öldü, 48 kişi (24 adi suçlu, 15 sol, 8 sağ, 1 ASALA militanı) idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi. (Reuters. 18 Haziran 2014.)

 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum ile kabul edilen anayasa değişikliğine istinaden 4 Nisan 2012 tarihinde yargılanmasına başlanan darbe davası sonucunda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 765 sayılı TCK’nin “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya kamuoyunda çok konuşulan Darbeye ABD/CIA’in dahli konusunu, verdikleri ifadelerde kesin bir dille reddetmişlerdir. Tahsin Şahinkaya’nın, Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü, kararlar kesinleşmedi. Yıllar sonra, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası; Kenan Evren’in ifadesini alan dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’ya dava açan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı, açılan davaya ilk bakan hâkimler ve iddia makamında bulunan savcılar, “Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması” kapsamında meslekten ihraç edildi.( “12 Eylül davasında Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’ya müebbet”. t24.com.tr)

12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin gerekçeleri arasında, ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler ile 6 Eylül 1980 günü Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi” olarak nitelediği Kudüs Mitingi de gösterildi. Konya Mitingi olarak da bilinen bu mitingde topluluk İstiklal Marşı sırasında yerlere oturmuş ve İstiklal Marşı yuhalanmış, Ezan sesi istiyoruz. Bu marşı söylemiyoruz.” diye bağırılmış, Erbakan ve diğer Millî Selamet Partili kişiler kortej hâlinde Arapça pankartlarla ve ilahilerle yürümüşlerdir. Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılmış, devlet protesto edilmiştir. (MİLLÎ SELAMET PARTİSİ’NİN KONYA’DAKİ KUDÜS MİTİNGİNİN BASINA YANSIMALARI Ferudun ATA – Nazife KARAKAYA∗∗ TARİHİN PEŞİNDE -ULUSLARARASI TARİH ve SOSYAL ARAŞTIRMALAR DERGİSİ- Yıl: 2020, Sayı: 24 Sayfa: 85-124 )

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25 Mart 1980’de ilk turunu yaptığı cumhurbaşkanlığı seçimini 124 tur oylama yaptığı hâlde darbe gününe kadar sonuçlandıramayarak halkta demokratik yollarla ülkenin düzlüğe çıkamayacağı inancına yol açmıştı. (Milliyet Gazetesi 9 Şubat 2014)

12 Eylül öncesi dönemin son başbakanı Süleyman Demirel’in, “70 sente muhtacız.” sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık ve iş yeri anlaşmazlıkları ile beraber darbenin ekonomik sebeplerini oluşturdu. 1979’da %80 olan enflasyon, 1980’de artmaya devam etti ve %100’ün üzerine çıktı. Bülent Ecevit döneminde yapılan zamları eleştiren ve “Bu ekonomik tedbirler vatandaşın kanını emme hareketidir. Ecevit istifa etmelidir.” diyen Başbakan Demirel de birçok ürüne zam yaptı, ekonomik bunalım giderek arttı. (Türkiye’de enflasyon- Vikipedi)

Türkiye’de 1970’li yıllarda giderek artan ve yaygınlaşan sağ-sol çatışması binlerce kişinin ölümüne neden oldu. 1978’den sonra çatışmalar daha da şiddetlendi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde o zamanki adıyla “Apocular” olarak bilinen PKK terör örgütü kuruldu ve saldırılara başladı, 12 Eylül Darbesi’ne giden süreç ivme kazandı. “Örtülü iç savaş” olarak da tanımlanan bu dönemde 4.000’den fazla kişi öldü. (  “Uğur Mumcu, “Bundan Sonra…”, 14 Eylül 1980  “Uğur Mumcu, “Bundan Sonra…”, 14 Eylül 1980)

O dönemin ortamı hakkında bir fikir vermesi açısından 11 Eylül 1980 tarihli gazetelere bir göz attığımızda; “Ankara’da kurşuna dizilen 2’si kardeş 4 kişinin öldürüldüğünü, Siirt’te yiyecek çuvallarının içine gizlenen bombanın patlamasıyla 5 kişinin öldürüldüğünü, Fatsa’da 3 ve Malatya’da 2 kişinin öldürüldüğünü, Mersin’de bir sinemada bilet kuyruğunun taranmasıyla 4 kişinin öldürüldüğünü, Eskişehir’de bir kahvenin taranması sonucu 1 kişinin öldürüldüğünü, İstanbul’da asılan yüzlerce bombalı pankartı indirmeye çalışan polislerin kollarının koptuğunu, kör olduklarını” görürüz. ( “11 Eylül 1980 tarihli Milliyet gazetesi)

NATO’nun güney kanadının en önemli üyesi olan Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı özellikle ABD tarafından kaygıyla izleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesi üzerine Türkiye’nin ABD politikaları için istikrarlı hâle getirilmesi düşüncesi önem kazandı. (Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat: 04:00 Karacan Yayınları, Temmuz 1985, 12. Baskı, syf. 184-186)

19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve Alevileri hedef alan saldırılarda resmî rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 107 Alevi öldürüldü, yine Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın iş yeri tahrip edildi.

1979 yılının ilk ayında yasal bir örgüt olan Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri, yaptığı kongrede, “Doğu yöresinde Kürt halkından olmayan kamu görevlilerinin bölgeden uzaklaştırılması” kararını aldı. Bu karara karşı bir işlem yapılmadı. Kararın devlet tarafından yerine getirilmemesi sonucu 16 Ocak 1979’da Mardin Kızıltepe’de bir ilkokul öğretmeni dövüldü ve tehdit edildi.

Doğu bölgesinde yaptığı geziden sonra 23 Nisan 1979 günü yapılan Sıkıyönetim Koordinasyon Toplantısı’nda konuşan Adalet Bakanı Mehmet Can, “Bingöl’de okullarda İstiklal Marşı‘nın söylenmediğini, Atatürk‘ün resminin sınıflardan alınıp çamura atıldığını, buna engel olmaya çalışan öğretmenin öldürüldüğünü” söyledi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’un imzasını taşıyan uyarı mektubu 27 Aralık 1979 tarihinde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e verildi. Ordu, siyasal partilerin ve diğer anayasal kuruluşların ülkenin sorunlarının çözülmesinde birlik olmalarını istedi.

Ekonomik olarak yaşanan istikrarsızlık, üretimin azalması ve karaborsacılığın oluşması gibi durumların ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması kararlaştırıldı. Bunun için Başbakan Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı başbakanlık müsteşarlığına atadı ve IMF ile bu kapsamda bir anlaşma imzalandı.Dolar 35 liradan 70 liraya çıkarıldı (24 Ocak 1980 Kararları, Melek Ögeç, Buket Köşkeroğlu, Nariman Shahsuvarov, Wayback Machine)

17 Haziran 1980 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve İkinci Başkan toplandı. Darbenin adı olan “Bayrak Harekât Planı” o gün ve 18-19-20 Haziran günlerinde belirli saatlerde yine gözden geçirildi. Bazı düzeltmeler yapılarak müdahalenin son şekli oluşturuldu. 1 Temmuz günü yine toplanıldı, harekâtın uygulanacağı tarihin 11 veya 12 Temmuz olmasına karar verildi. Emirler 3 Temmuz günü özel kuryelerle ordu ve sıkıyönetim komutanlıklarına iletilmeye başlandı. (  “Kenan Evren, Kenan Evren’in Anıları 1, 1990: BAYRAK HAREKÂT EMRİNE SON ŞEKLİ VERİLİYOR”)

3 Temmuz günü yapılan güven oylamasında Süleyman Demirel’in 214 güvensizlik oyuna karşı 227 oyla güvenoyu alması askerlerin planını bozdu. Evren, “güvenoyuna rağmen müdahale ederlerse CHP’nin düşüremediği bir iktidarı kendilerinin düşürmüş olacaklarını, Demirel’in ‘CHP+Ordu=İktidar’ sözlerine haklılık kazandıracaklarını” düşünüyordu. 8, 9 ve 10 Temmuz günleri Paris’te yapılacak borç erteleme görüşmelerinin de 22 Temmuz’a ertelenmesi sonucu müdahalenin günü ertelendi. ( “Kenan Evren, Kenan Evren’in Anıları 1, 1990: HAREKÂT TEHİR EDİLİYOR”)

1980’in Mayıs-Temmuz aylarında Çorum’da meydana gelen, siyasi ve dinî temelli kanlı ve 57 kişinin öldüğü olaylar, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonrası güçlükle yatıştırılabildi.

4 Ekim 1979 tarihinde yapılan ara seçimlerde Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez;  Fatsa Belediye Başkanı seçildi. Belediye, halk komiteleri şeklinde örgütlendi. Bu örgütlenme ilk olarak yedi mahallesi olan Fatsa’nın çeşitli özelliklerine göre on bir birime ayrılması ve her bir birime üç ila yedi halk komitesi temsilcisi seçilmesi şeklinde belirlendi. ( “Dusman kardesler: Fatsa ve Sincan”)

23 Temmuz 1980’de İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi sonucu Millî Selamet Partisi 6 Eylül 1980 Cumartesi günü Konya’da “Kudüs’ü Kurtarma Yürüyüş ve Mitingi” düzenledi. 100 binden fazla kişinin katıldığı mitinge bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla gelerek eski harflerin bulunduğu pankartlar açıp; Şeriat gelecek, vahşet bitecek!”, “Dinsiz devlet, yıkılacak elbet!” gibi sloganlar attı. Miting sırasında okunan İstiklal Marşı topluluk tarafından yuhalandı. (MİLLÎ SELAMET PARTİSİ’NİN KONYA’DAKİ KUDÜS MİTİNGİNİN BASINA YANSIMALARI Ferudun ATA – Nazife KARAKAYA)

Necmettin Erbakan, 30 Ağustos 1980 günü Zafer Bayramı’nın Anıtkabir’deki kısmı ile Genelkurmay Başkanlığında yapılan kutlama törenlerine katılmadı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren tepki gösterdi.

Kenan Evren; parti liderlerinin evlerine sadece subayların gitmemesini, subaylarla birlikte birer milletvekili veya bakanın da bulunmasını, çok kibar hareket edilmesini emretti. Evren bu emri, “liderlerin heyecanlanıp kalp krizi geçirmeleri ihtimalini düşünerek” verdiğini sonradan Anılarının ilk cildinde açıklayacaktı. Darbenin 04.00’te ilanından sonra saat 05.30’da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’a Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde, “TSK yönetime el koymuştur. Hükûmetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz.” ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmekteydi. Demirel ve Ecevit için Çanakkale Gelibolu Hamzakoy, Erbakan için ise İzmir Uzunada adres olarak verildi.

12 Eylül Darbesinin hala konuşulacak çok şeyi vardır. Darbe gerekçeleri arasında zikredilmese de dönemin güvenlik bürokrasisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde baş edilemez boyuta gelen ayrılıkçı/bölücü faaliyetlerinden çok endişelendiği, koltuk kavgası dışında ülke sorunlarına dair hiçbir beceri gösteremeyen siyasilere güvenmediği, halkın büyük bölümünden ve burjuvaziden gelen “Ne duruyorsunuz? Bir şeyler yapsanıza” türü teşviklerden de etkilendiği açıktır. Ancak bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu tablonun darbe sonrası üç yıl süren Cunta Yönetimi ve takibeden ANAP iktidarı döneminde oluşturulduğu da bir gerçektir. Diğer tartışmalı konular ise;

  • Siyasi partilerin kapatılması, kitlesel tutuklamalar, işkence iddiaları ve neoliberal ekonomi modeline geçiş bu dönemin temel konularıdır (Özdemir, 2018).
  • 1982 Anayasası, demokratikleşme tartışmalarının merkezinde yer alır.
  • 12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye’nin iç siyasetiyle birlikte dış politikasını da derinden etkilemiştir. Darbe sonrasında askeri yönetim, güvenlik temelli, pragmatik ve Batı yanlısı bir dış politika anlayışını benimsemiş, bu da dönemin dış politika hedeflerini şekillendiren temel faktör olmuştur. Bununla birlikte, askeri rejimin politikaları, baskıcı yönetim tarzı ve insan hakları ihlalleri gibi unsurlar, Türkiye’nin uluslararası alandaki imajını maalesef ki zedelemiş ve Türk dış politikasının itibarı olumsuz yönde etkilemiştir.
  • 12 Eylül’ün “Asmayalım da besleyelim mi?” diyen zihniyeti, toplumu çürütüp geri götürmekten başka bir işe yaramadı.
  • NATO’nun gayrinizami Harp Teşkilatı kamuoyu nezdinde ortaya çıktı. NATO Türkiye’de silahlı (Gladyo-Seferberlik Tetkik Kurulları/özel Kuvvetler Komutanlığı-MHP-Ülkü Ocakları) ve silahsız (Komünizmle Mücadele Derneği-Aydınlar Ocağı-Milli Türk Talebe Birliği) büyük yapılanma kurarak devlet içinde devlet ya da “derin devlet”i oluşturmuştu. 12 Eylül’e giden yolda bu yapılanmanın büyük katkısı olduğuna yaygın biçimde inanılmaktadır.

Devam edeceğiz.

Temel Er Ersoy