İsrail bugün ABD onayı olmadan İran ve Katar’ın ortak işlettiği Pars doğal gaz sahasını vurdu. Pars (South Pars / North Dome) dünyanın en büyük doğal gaz sahasıdır. Klasik bir petrol sahası değildir, ancak büyük miktarda çok hafif petrol benzeri sıvı hidrokarbon (kondensat) içerir. Bu nedenle saldırının yıkıcı etkisi sadece gazla sınırlı kalmaz. Pars-3 gibi sahalar doğrudan petrol üretimi değil, gaz üretim ve işleme altyapısıdır. Bu saha aynı zamanda İran ve Irak’a da giden iç tüketim kaynağıdır. Bu sahayı vurmak sadece petrolü değil, küresel LNG ve gaz sisteminin kalbini hedef almaktır.
Bu hamleyle birlikte enerji piyasasında yaşanan şok, yalnızca fiyat değil, fiziksel arz ve lojistik krizine dönüşmektedir.
İşte bugün ABD’nin 1920 tarihli Jones Act (kabotaj) yasasını 60 günlüğüne askıya alması onaylandı. Bu karar teknik bir karar gibi görünse de gerçekte çok daha derin bir kırılmanın göstergesidir.
Jones Act, ABD içinde taşınan yüklerin Amerikan bayraklı, Amerikan yapımı ve Amerikan mürettebatlı gemilerle taşınmasını zorunlu kılar. Yani söz konusu kabotaj yasası sadece ticareti değil, aynı zamanda deniz gücü, savaş lojistiğini kısacası egemenliği de ilgilendirir.
Ancak bugün ABD ticaret filosu ve tersaneleri yasanın çıktığı 1920 tarihine oranla dahi geridedir. Örneğin Çin’in kendi bayrağını taşıyan 5000 ticaret gemisi varken bu sayı ABD için 150’yi geçmiyor.
ABD, İran krizi ve Hürmüz kaynaklı şok nedeniyle kendi enerjisini bile kendi filosuyla ülke içinde ve Pasifik ile Atlantik ‘teki kabotaj koruması altındaki sömürgelerine dağıtamamaktadır. Petrol, LNG, kömür ve gübre taşımacılığında darboğaz oluşmuş, çözüm olarak yabancı bayraklı gemilere kapı açılmıştır.
Bu tek başına bile çarpıcıdır. ABD dünyanın en güçlü donanmasına sahip olabilir ancak ekonomik damarlarını taşıyan deniz ticaret filosunda zayıftır.
Üstelik bu hamle ilk değildir. Jones Act bugüne kadar onlarca kez askıya alındı. Her kriz anında aynı tablo ortaya çıktı. ABD kendi sistemine güvenemiyor ve dış kapasiteye başvuruyor. Dolayısı ile bu yaşaan da artık bir istisna değil, kronik bir zafiyetin göstergesidir.
Bugün İsrail’in ABD onayı dışında Pars sahasına saldırısı küresel gaz sistemini sarsarken, ABD kendi iç enerji akışını bile güvence altına alamamaktadır. Enerji üretmek başka, onu ülke içinde sürdürülebilir şekilde dağıtmak başka bir şeydir.
Bu aynı zamanda finans kapital ağırlıklı modelin sonucudur. Tersaneler, gemi inşası ve deniz ticareti ihmal edilirken finansal güç ön plana çıkarılmıştır. Oysa kriz anında sistemi bankalar değil, gemiler taşır.
Sonuç olarak Jones Act’in askıya alınması basit bir idari karar değildir. Donanma ile güç intikali yapabilen bir ülkenin kendi limanları arasında yük taşıyamaması stratejik bir çelişkidir. Pars sahasına yapılan saldırı ile başlayan enerji şoku bu çelişkiyi görünür hale getirmiştir.
Diğer yandan İsrail saldırısından sadece İran değil Katar’ın da etkilenmesi savaş bitse dahi Avrupa’nın doğal gaz akışının uzun süre kesileceği anlamına gelir. Zira bu sistemlerin tamiratı ve normal işletmeye açılması kolay değildir.
Eğer İsrail nihilist bir stratejiyle yakıp yıkmaya devam ederse, İran da Körfez’i yakmaya devam edecektir. Bu, artık üç ülke arasındaki bir savaş değil, enerji hatları, deniz ticareti ve küresel ekonomi üzerinden tüm dünyayı içine çeken bir sistem krizidir. Hürmüz’ün fiilen riske girmesi, petrolün ve LNG’nin akışını kesintiye uğratmıştır. Bunun sonucu sadece fiyat artışı değil, kaçınılmaz fiziksel arz daralmasıdır.
Bugün bunun ilk sinyalleri gelmeye başladı. Avustralya’da bazı bölgelerde benzin istasyonlarının kapanması, sorunun finansal değil lojistik ve tedarik krizi olduğunu gösteriyor. Yani artık sorun pahalı enerji değil, bulunamayan enerji olacaktır.
Bu süreç kontrol altına alınmazsa zincirleme etki kaçınılmazdır. Üretim düşmektedir. Taşımacılık aksamaktadır. Gıda ve sanayi maliyetleri sıçramaktadır. Küresel ticaret daralmakta ve denizlerde başlayan kriz, karada hayatı durdurmaya hazır hale gelmektedir.
ABD bu savaşı başlatmasına rağmen bu noktada belirleyici aktördür. İsrail’i dizginlemezse, sadece bölgesel bir savaşı değil, küresel bir yangını da yönetemez hale gelir. Bu artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aksi halde ortaya çıkacak tablo, sadece Ortadoğu’nun değil, tüm dünyanın ağır bedel ödeyeceği bir kırılma olacaktır. Bu bedelin altından ABD zor kalkacaktır.

Cem Gürdeniz
İsrail bugün ABD onayı olmadan İran ve Katar’ın ortak işlettiği Pars doğal gaz sahasını vurdu. Pars (South Pars / North Dome) dünyanın en büyük doğal gaz sahasıdır. Klasik bir petrol sahası değildir, ancak büyük miktarda çok hafif petrol benzeri sıvı hidrokarbon (kondensat)…
— Cem GÜRDENİZ (@cemgurdeniznet) March 18, 2026


