DÜNYANIN İKİNCİ JANDARMASI: FRANSA  VE ORTADOĞU

İran-İsrail çarpışmasının ilk günlerinde Körfez ülkelerinde lüks bir yaşam sürdüren Avrupalı vergi kaçkınları paniğe uğrayıp oradan kurtulma derdine düşünce, Fransa hemen durumdan vazife çıkarmaya kalktı ve uzun yıllar boyunca ikili anlaşmalarla yerleştiği Umman Denizi ve Hint Okyansu’nun hamiliğine soyundu. Bu yetmez gibi ‘’Doğu Akdeniz de bizden sorulur’’ havalarına girerek orayı da kontrol altına alma hevesine kapıldı. 

Ne var ki büyük bir tantanayla suya indirdiği ve herkesin artık modası geçmiş gereksiz bir savaş aracı olarak gördüğü nükleer uçak gemisini İskandinavya açıklarına yollamıştı. Gerekçe de Rusya’ya gözdağı vermek ve onun olası bir saldırısını önlemekti. Geminin oradan Batı Avrupa kıyılarını dolaşarak Cebeli Tarık’a inmesi ve Akdeniz’e girerek Kıbrıs yakınlarına gelmesi günler sürdü. Hücumbotlar eşliğinde iki haftalık bir seyirden sonra nihayet bölgeye varan ve Kıbrıs-Girit arasına yerleşen Charles De Gaulle uçak gemisinin üzerinde 30 kadar Rafal uçağı, 10 kadar helikopter, ayrıca değişik hava araçları ve 2500 kadar personel bulunuyor. Güney Kıbrıs’daki  İngiliz üssü nedeniyle İran’ın hedefi olabilecek adayı korumak için oraya demirlemiş olduğu ileri sürüldü, ama kendisi açık hedef oluşturduğu için Kıbrıs’dan daha çok korunmaya muhtaç. Yalnız başına kalamayan devasa gemiye çeşitli Avrupa ülkelerinin hücumbot ve destroyerleri eşlik ediyor ve çevresinde bir koruma çemberi oluşturuyorlar.    

Bu kadar tantanayla bölgeye yollanan uçak gemisi Lübnan’a İsrail’in yaptığı  saldırılar karşısında sadece seyirci kaldı. Oysa ki yıllardır Fransız himayesi altındaki Lübnan Fransa’yı hala bir ‘’koruyucu abi’’ gibi görüyordu. Fransız medyasında köşebaşlarını tutmuş Lübnan kökenli ünlüler de pek bir kamu oyu oluşturmadılar. Dünyanın 3. en büyük denizcilik filosu  CMA-CGM’nin yine Lübnan kökenli patronu Rodolfo Saade’nin de hiç sesi duyulmadı. Oysa ki sözkonusu armatör Fransız medyasının da üçte birini elinde tutuyor. Bombardımanlardan kaçanlardan maddi gücü yetenler yük gemilerine binerek Türkiye’ye sığındılar. Dev uçak gemisi onlara bile el uzatıp yardımcı olmadı.   

Peki ne işe yarıyordu Charles de Gaulle’ün Doğu Akdeniz’deki varlığı, oraları kolaçan altına alma çabası? Tüm savaşların en önemli sinir noktası olan istihbarat. Her gün gemiden kalkan uçaklar, helikopterler ve diğer hava araçları da bu istihbarat çalışmasının aktif araçları. Daha savaşın ilk günlerinde Fransız istihbarat uzmanları televizyonda açık açık ve övünerek İran’da ne kadar çok gizli servis ajanlarının bulunduğunu anlattılar. Bunların insani yardım kuruluşu üyeleri kılığında orada casusluk yaptıkları ve topladıkları bilgileri diğer ülkelere de sattıkları açıklandı. 

Daha sonra Amerika’nın İran’a bir kara harekatı yapması sözkonusu olduğunda, buna yine Fransa talip çıktı.  Kuzey Irak’daki Kürt bölgesinde konuşlanmış askeri dağcı-avcı komando birliklerinin ne zamandır oradaki Kürt milisleri silahlandırdığı ve eğittiği anlatıldı. Kara harekatının bunlarla gerçekleştirileceği bildirildi. Ama İran daha çabuk davranarak Fransa’nın oradaki karargahını bombaladı ve bu olayda yaşamını kaybeden  bir Fransız askeri uzman  Paris’e getirilip Macron’un da katıldığı büyük askeri törenlerle gömüldü.  Hiçbir politikacı veya gazeteci de ‘’vatanı için öldüğü’’ belirtilen askerin orada hangi vatani görevi gerçekleştridiğini sorgulamadı. 

Geçtiğimiz gün de İran’da 3,5 yıldır tutuklu olan biri kadın diğeri erkek iki Fransız’ın büyük bir diplomatik pazarlık sonucu serbest bırakılmaları ve Fransa’ya getirilmeleri  kutlandı. Karşılığında Fransa casusluk suçlamasıyla tutukladığı bir İranlı kadını Tahran’a yolcu etti.  İlkin bu iki kişinin ayrı ayrı İran’a turist olarak gittikleri söylendi. Daha sonra bunların bilim insanları olduğu ve oradaki meslektaşlarıyla görüşmeler yaptığı açıklandı.  Bugün 41 yaşında olan edebiyat öğretmeni hanım ve bir araştırmacı olduğu belirtilen 72 yaşındaki ‘’turist’’beyefendi kahraman ilan edildi.  

Hemen hemen aynı günlerde Fransa’nın en büyük şirketlerinden Lafarge’ın yöneticileri mahkeme önüne  çıkarılıyordu. Bizdeki çimento fabrikalarının da çoğunu satın alan Lafarge, Suriye’deki üretimini sürdürebilmek için terörist gruplara haraç vermekle suçlanıyordu. Şirketin 75 yaşındaki yöneticisi duruşmadan çıkar çıkmaz, avukatın temyiz istemine rağmen hemen hapisaneye yollandı. Oysa ki Fransız istihbarat servislerinin bu haraçlardan haberdar olduğu ve durumun tehlikesine rağmen şirketin orada kalmaya devam etmesini önerdiği duruşmada açıklanmıştı. Çünkü şirket istihbarata yardımcı oluyordu.

Bütün bu olaylar karşısında ne gazetecilerden, ne halktan, ne politikacılardan tek bir soru yok. Saatlerce televizyonlarda yapılan açık oturumlar, tartışma programları, sözde uzmanların görüşleri bir tek şeye odaklanıyor:  Trump ve İran yetkilileri arasındaki restleşme ve buna göre inecek çıkacak petrol fiatları. Hürmüz’ün açılması 3 gün sonraya mı olur, 3 hafta sonraya mı, kısacası 3 zamanda açılabilir diye fal bakılıyor.   


Nur DOLAY