
Değerli Okuyucular,
30 Ağustos ve 2 Eylül 2026 tarihlerinde meydana gelen deniz kazalarında hayatını kaybeden denizcilerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, yakınlarına ve denizcilik camiamıza başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileriz. Halihazırda yapılan kurtarma çalışmalarına katılan Dz.K.K. unsurlarına ve diğer tüm ilgililere müteşekkir olduğumuzu belirtir, kayıp vatandaşlarımıza bir an önce ulaşılmasını temenni ederiz.
Hayatını kaybeden denizci ve vatandaşlarımızı saygı ve rahmetle anarız.
*****
Geçtiğimiz günlerde tez çalışmam ile ilgili gazete taraması yaparken gemi bozumcusu rahmetli Hüseyin İlhami Söker ile ilgili bir röportaja rastladım. Röportaj Cumhuriyet Gazetesinde 3 Kasım 1954 tarihinde (s.5) yayınlanan “Sıfırdan milyoner olanlar” serisinde yer almıştır. Yazıya geçmeden önce kendisinin kısa bir biyografisini sunmak isterim.
Hüseyin İlhami Söker, İstanbul’da yetişmiş, Mütareke yıllarında hurda ve gemi söküm ticaretine başlayan önemli bir Türk gemi sökümcüsüdür. PTT memuru Hamid Bey’in oğlu olan Söker, Sultan Selim Rüştiyesi ve Kuzguncuk Alyans İsrailit Mektebi’nde eğitim gördü. Mütareke döneminde Sami Bali ile savaş artığı gemilerin satın alınması ve sökülmesiyle başladığı ticari faaliyetlerini, İstanbul Balat’ta Bereket Sokağı sahilinde kurduğu gemi söküm şantiyesiyle geliştirdi. Çok sayıda eski ve hizmet dışı gemiyi söken Söker’in söktüğü gemilerin sayısının 100’ü aştığı belirtilmektedir. 1925 yılında Bandırma Vapuru’nun sökümünü gerçekleştirmesi, onu Türk denizcilik tarihinin en çok tartışılan gemi sökümcüleri arasında da önemli bir yere taşımıştır. Daha sonraki yıllarda armatörlüğe de yönelen Söker, 2 Mayıs 1979’da vefat etmiştir.
Eski gemi alıp sökerek satan İlhami Söker
Haliç’in ağır aksak giden köhne vapurlarından biriyle Balat’a varır varmaz, İlhami Söker’in şantiyesinin bulunduğu Bereket Sokağı’nı dört beş kişiye sorduk, fakat hepsi de Balat’ta böyle bir sokağın varlığından haberdar olmadığını söyledi. Hemen aklıma başka bir yol geldi ve aynı şahıslara “Hurdacı İlhami Söker’i arıyorum” dedim. Demin Bereket Sokağı’nın adını duymamış olanlar, bu milyonerimizin Bereket Sokağı’ndaki yerini bülbüller gibi tarif ettiler. Tarif üzerine epey ilerleyip de yol çatallaşınca, bir kamyona kereste yükleyen hamala İlhami Söker’in şantiyesinin yerini sordum. Sırtındaki tahtaları bir tüy rahatlığıyla taşıyan hamal, karşı kahvenin önünde oturan üç kişiden birini işaret etti.
Bu malumat üzerine kahvenin önündekilere daha iyi dikkat ettim: Üçü de gerek kılık kıyafet gerekse tavır ve hareket bakımından hamaldan farksızdı. Hele şişmanının yalnız üstü başı değil yüzü de yağ ve kire batmıştı, sadece gözleri ışıldıyordu. Onun için, belki hamal yanlış anlamıştır diye tekrar sordum: “Arslan ben milyoner İlhami Söker’i arıyorum.” Hamal aynı sözü bozuk plak sadakatiyle tekrar etti: “İşte o hemşerim.” “Şu üstü başı yağdan görünmeyen şişman adam mı?” “Hı.” Gerçi İlhami Söker’in işinin başında bizzat çalıştığını ve bu suretle de sıfırdan milyoner olduğunu duymuştum, fakat kendisini bu kadar pis bir kılık kıyafetle bulacağım hiç aklıma gelmemişti.
İlhami Söker’e yaklaşırken gözüm ellerine ilişti. Hani on parmağında bir batman kir ve yağ vardı. (Fakat ben o kir ve yağdan tiksinmedim, bilâkis bu ellere karşı içimde bir hürmet hissi duymuş, kirli işler görüp eli temiz olanlar değil de temiz işler görüp eli kirli olanlara daima yakınlık duymuşumdur).
İlhami Söker arzumu öğrenince:
— Biz evde ağırbaşlılığından ve haberlerinin doğruluğundan dolayı Cumhuriyet gazetesi okuruz. Hem diğer çok basan gazetelerde ahbaplarım olmasına ve buna mukabil Cumhuriyet’te tek tanıdığım bulunmamasına rağmen. Yalnız ben saat beşe (17) kadar malzeme yükleyeceğim. Şayet beşten sonra gelebilirseniz bol bol konuşuruz. Şimdi kafam hiç yerinde değil. Sizin gazeteyi çok sevdiğim için çok anlatacağım var.
Saate baktım: 16. Eh bir saat herhangi bir yerde vakit geçirip tekrar bu milyonerimizle buluşabilirim. Fakat fotoğrafçının 17’de Beyoğlu’nda bulunması icap ediyordu. Resimci bu sebepten dolayı yüzünü kızdırıp söze karıştı:
Acaba ben şimdi resminizi alsam da… Daha cümlesini tamamlamadan İlhami Söker sözünü kesti: Bu kılık kıyafetle mi? Dünyada olmaz. Sonra o resmi görenler ne der? Resimcinin böyle enteresan bir fırsatı kaçırdığına üzüldüğünü yüzünden okudum. Fakat ben kendimi başka türlü teselli ettim: Hiç olmazsa bu milyoneri nasıl gördüğümü yazarak biraz olsun ferahlarım… Benim beşte foto muhabirimizin de başka bir gün gelip resim çekmesinde mutabık kalarak bu zenginimizden ayrıldık.
Buluşmak için kararlaştırdığımız saat yaklaşınca İlhami Söker’in şantiyesine doğru yürümeğe başladım. Bereket sokağında ilerledikçe burasının pisliği ve bakımsızlığı artıyordu. Hele sokakta toprak ve çamurla oynayan başıboş çocukları gördükçe sık sık: “Ey kimsesiz avare çocuklar, hele sizler hele sizler” demekten kendimi alamadım. Nihayet bu perişan yol beni deniz kenarına götürdü. Sağ tarafta büyük bir vinç altında tahta ve hurda demir yüklü bir kamyon vardı. Acaba İlhami Söker nerelerde ki diye bakınırken, onun evvelâ kamyonun arkasından gelen sesini duydum; şoföre talimat veriyordu:
Bunları doğru oraya götürürsün. Sakın unutma. Sonra kendisi göründü. Öğleden sonraki kılık kıyafeti ile idi. Beni görünce:
— Ooo buyrun, işim artık bitti. Şimdi rahat rahat konuşabiliriz. Ev yaptırıyorum da ona malzeme gönderiyordum. Şayet bir saat evvel konuşsaydın, bana yüzlerce hatta binlerce liralık zarar ziyan verdirebilirdiniz. (Meğer bilmeden insan fenalıklar da yapabilirmiş. Zaten bir filozof: “İnsan bile bile fenalık yapmaz” demiyor mu?)
Sağ tarafında denizdeki gemi enkazları, sol tarafında da bu gemilerden sökülen hurda parçalar yığılı olan bir düzlükteki iki sandalyeye karşılıklı oturduk. Deniz tarafından müthiş pis bir koku geliyordu. (Galiba bu Haliçlilerin müşterek çilesi)
Çok zeki olduğu gözlerinden de anlaşılan İlhami Söker iki de çay söyledi. (Bu cömertliğine şaştım doğrusu. Kendisi peynir ekmekle karnını doyurduğu çok olurmuş.) İlhami Söker hayatını şöyle anlattı:
— Babam P. T. T. hulefasından (memurlarından) Hamid Beydi. 2 erkek bir kız kardeşiz. Umumî Harpte çok sıkıntı çektik. Bir tarafta milyonlar dönerken diğer tarafta halk yemek için süpürge otu bile bulamıyordu. Babam gerçi 3 altın maaş alıyordu ama, ay başında bakkala, kasaba ve eczaneye olan borcumuzu verince elinde 50 kuruş ancak kalıyordu. Oturduğumuz evi Emniyet Sandığına terhin ederek harp yıllarını geçirmeğe çalıştık.
— O zamanlar canınız en çok ne isterdi de alamazdınız?
— Canım sadece bir kap sıcak yemek isterdi. Onu bulduğum zaman kendimi dünyanın en bahtiyar insanı sayardım. Sırtımızda giyecek elbisemiz bile yoktu. Annem, babamın birkaç kat eski elbisesini bozup bize yapmıştı. Onları büsbütün eskiteceğiz diye ödümüz kopuyordu. — Bu sıkıntılı hayat içinde tahsil görebildiniz mi?
— Altı sene Sultanselim Rüştiyesinde, 2 sene de Alyans mektebinde okudum.
— Ticarete atılmak fikri nereden aklınıza geldi?
— Mektepte gayrimüslimler vardı. Onlar satıcılara bir Napolyon bozdururken biz bir çeyrek bile bozduramıyorduk. Sebebini araştırınca anladım ki bu talebelerin babaları hep tüccar.
— Ticaret işine nasıl atıldınız?
— Mütareke senesinde İngilizlerin harpte kullandıkları Amerikan denizaltı takip gemileri, Haliç Vapurları Şirketi tarafından kullanılır, ümidi ile satın alındı. Ama sonra çok masraflı olduğu görülerek satışa çıkarıldı. O zaman bende sermaye yoktu. Babamsa memur olmamı istiyordu. Evden kaçtım. Bir Yahudi’nin tavassutu ile bu satışa çıkarılan gemileri satın alıp sökerek sattık. Bir, iki derken 1.000 lira yaptım. İktisad vapurunu alınca Musevinin dönekliği yüzünden ondan ayrıldım.
— Sonra?
— O günden bugüne kadar 300-500 tonluk vapurlar sökerek gerek yurt içine gerekse yurt dışına satıyorum.
— Dış memleketlerden hangileri ile iş yapıyorsunuz?
— İtalya, Romanya, Yugoslavya ve Macaristan daimî benden demir alır. Bilhassa Yugoslavlar ancak bende bulamadıklarını dışarıdan alırlar.
— İşittiğime göre, bir müddet evvel batan bir gemiyi yüzdürüp sökmüşsünüz. O size müthiş kâr bırakmış.
— Evet Bosforostan çok para kazandık. Fakat içinde patlayıcı maddeler olduğundan hayli heyecanlı günler geçirdik.
— Geçen sene de hayli gemi almışsınız, doğru mu?
— Evet. Maliyeden altı parça gemiyi 500 bin liraya aldık.
— Şimdiye kadar kaç tane gemi söktünüz?
— 100’e yakın.
— Galiba bütün gününüz çalışmakla geçiyor?
— Doğru, sabahları yazıhanelere, borçlu ve alacaklılara uğrarım. Öğleden sonra iş sahamda çalışırım. Bu gördüğünüz yer benimdir. Kendim satın aldım. Sonra şu tepemizde elektrikle işleyen vinci hurda demirden ben yaptım.
— Buradan başka yerleriniz var mı?
— Cihangirdeki Ege bahçesi benimdir. Ayrıca Erenköy’de geniş arazisi olan bir evim var.
— Ev hayatınız nasıl geçer?
— Gayet sakin.
— Galiba evlisiniz?
— Evet, üç de çocuğum var.
— Eğlenceleriniz? — Hayvanata meraklıyım. Tavuk, cins inek ve koçu atı yetiştiririm. Erenköy’de 7 dönümlük yerim var.
— Pazar günleri nasıl dinlenirsiniz?
— İşim olduğu zaman pazar günleri filân dinlenme aklıma gelmez. Bazen yük yüklerken 500 dolar vapurun yevmiyesi oluyor. Para filân düşünürsem hem o cebinden gider, hem de devlete zarar gelir. Çünkü ihracat ecnebi vapurlarla oluyor.
— Halen, sizi milyonlara kavuşturan işinizden memnun musunuz?
— Gerçi çok güç bir iş ama çok da kârlı olduğundan memnunum. Meselâ İtalyanlar geldiler. Bozup satmak için vapurlar aldılar. Milyonluk Gardonu evvelâ zarar etti, arkasından da intihar. Sonra Mario Söra Çanakkale’deki batmış harp gemilerini satın aldı. Onun halefi Ven San Jarmek isminde bir zat kendi sermayesini kaybettiğinden başka, İş Bankasına da 3 milyon lira borç bıraktı. Allaha şükür bugüne kadar aldığım hiçbir gemiden ziyan etmedim. Sonra ben dövizimi memlekete tam olarak getiririm.
İlhami Söker, derin derin iç çektikten sonra bilhassa bazı gayrimüslimlerin memleketten nasıl döviz kaçırdıklarını, kendisinin döviz için çektiği sıkıntıya ve birçok yolsuzlukları saatlerce anlattı, anlattı… Güneş çekilmiş, hava serinlemiş ve etrafı derin bir sessizlik kaplamıştı… Akşam yemeğine bir milyoner dosta davetli idim. (O bu seriye dahil değil) Fakat İlhami Söker’in anlattığı şeyler o kadar enteresandı ki bir türlü yerimden kalkamıyordum. Kendisinin de tanıştığımız zaman söylediği gibi, hayli anlatacağı şeyler varmış. (Bu milyonerimizin verdiği havadisler birbirinden enteresandı ama röportajımızın çerçevesi haricinde kaldığı için maalesef buraya geçiremeyeceğim) Artık ortalık iyice kararıp birbirimizi güç seçmeye başlayınca İlhami Söker anlatmasına son verdi…
Bereket sokağının nihayetindeki ana caddeye çıkınca, 46 modelli, gençliğinde fazla hovardalık yapmış ihtiyar diplomatlar gibi her tarafı titreyen bir külüstür araba bulup o dar ve bıktırıcı sokaklardan geçerek hem kazanmasını hem de yaşamasını bilen dost milyonerin geceki ziyafetine ancak yetişebildim. (Röportajı yapanın ismi tespit edilememiştir)
Cumhuriyet Gazetesi, 3 Kasım 1954, s.5
Osman Öndeş, https://www.virahaber.com/halicten-aliagaya-gemi-sokumculeri-9041yy.htm
The post Hüseyin İlhami Söker appeared first on Denizcilik Dergisi.
DENIZCILIK DERGISI – Haber Linkine Gitmek İçin Tıklayın !
DemirHindi
6 Eylül 2026 – 19:51




