Rıhtıma oturmuş, ellerinde kutu bira iki balıkçı tartışmaya girmişlerdi. Sesleri bir şarkıyı andırıyordu. Akşamüstü güneşi denizi baştan başa boyamıştı. Durgun denizin üstü gittikçe kızarıyordu. Martılar kanatlarını gererek İngiliz Burnuna doğru süzülüyordu.
Foça’da Neco cafe’de tek başımayım. Benim de canım çekti. Bir kutu bira da ben aldım ama yalnızlığın verdiği sıkıntı….. tat alamadım.
Ne günler yaşamıştık bu mekanda. Ersin Yirmibeşoğlu kapıdan girdi girecek. Sabahattin Aydın elinde simitlerle ocakçı Necip ustaya çaylarımızı ısmarlıyor. Nabi Albay Necip ustayı uyarıyor. “ Kaptan bu saatte çay içmez”. Neyse simitler gelmiş mecburen çay içeceğiz.
Büyümemişti sanki. Hep o çocuk yüzü, gülerken fırtına mavisi gözlerinde parlayan o ışık. Konuşurken alnında kırışan o çizgi, zaman zaman o önemli kişi durgunluğu. Içtenliğini, duygunluğunu yenmeye çalışan o zoraki güç. Güzel konuşur, bir şeyler anlatır, öğretir. Bildiğimiz konuları bile ondan dinleyince daha iyi öğrenirdik. Talebelerini etrafına toplamış bir “ Sokrates” edasıyla oturan “ aydan Paşamız” . ışıklar içinde uyusun.
Boylu boyunca denize yaslanmış olan bu cafe günün her saatinde çeşit çeşit insan görür. Sabahtan güneş batıncaya kadar en durgun anlarını gün ışığı altında yaşar. Gece yeryüzüne bir mendil gibi düştüğü zaman “ Neco Cafe” nin dünyası başlamıştır.
Yanımdaki masada üç arkadaş konuşuyorlar. “ Bir daha Foça falan yok. Ekmek arası balık bile anasının nikahı”. Anlaşılan balık ekmek yemişler. Pahalı gelmiş. Konuşmalarından öğretmen olduklarını ve Bergama’dan geldiklerini anladım. Şu anda içtikleri çayın fiyatını merak ediyorlar. Bir dahaki sefere Çandarlı ve Dikili’ye gideceklermiş. Öğretmenlere saygımdan “ çaylar benden olsun “ diyeceğim ama ne tepki verirler?
Öğretmenlik saygın, onurlu bir görevdir. Insanı insan eder. Eskiden de şimdi de….. Ne zaman bir ülke, bir toplum öğretmenliği bilinçlenmenin başlıca kaynağı sayarsa, o ülke gerçek uygarlığa ulaşmış sayılır. Bizler öğretmenlerimize ne verdik? Foça’da içtikleri çayın fiyatını düşünme tasasını verdik.
Oturduğum sandalyede, ellerim masaya dayalı bir çok şey düşünüyor, benden bir türlü ayrılmayan sebepsiz bir sıkıntıyı silkip atamıyorum. Kendi kendime bazı kararlar veriyor, bu kararları nasıl yerine getireceğimi düşünüyorum. Bir sürü tahmin karşısında kafam karmakarışık bir bocalamaya düşüyor. Sonbahar yorgunluğu mu…… ?
Bakışlarım dümdüz uzandı. Denizin üstü, sayısız sandalla dolu. Deniz küreklerle delik deşik ediliyor. ileride büyük balıkçı tekneleri avara etmişler açıklara doğru yol alıyorlar. Rastgele diyelim.
Bazı ehli keyifler çilingir sofralarını sandalların içine kurmuşlar kadehlerini mehtaba kaldırıyorlar.
Aklıma aniden tak etti. Aydın Bey’in bistrosunda Avni Arbaş beni bekliyor. Acaba kimler var masada ? Koşmalıyım. Avni Ağabey yine geç kalmama kızacak. “ Kaptan, Bizanstan mı geliyorsun? “ İstanbul Avni ağabey için Bizanstı. Sonra aklıma geldi, bunlar hatıralarda kaldı. Ne güzel günlerdi Foça geceleri. Her şey bitti bozuldu. Ne demişti Oktay Akbal “ Önce Ekmekler bozuldu”.
Foça’nın kedileri. Rıhtımda balıklarını ağlardan çıkartan balıkçıların balık artıklarını beklerler. Çok zaman balıkçılar kedi kalabalığından rahatsız olur onları kovarlar.
Böyle bir günde sınıf arkadaşım Cemil Bayındır ile Neco cafe’ de oturuyoruz. Balıkçıların kedileri kovalamasına Cemil çok üzüldü. Satış reyonundan iki kilo sardalya aldı, rıhtımın müsait bir yerinde kedilere sofra kurdu. Işıklar içinde uyusun.
Anılar, geçen zamandan koparılan yapraklardır. Ama solmayan, toz olup dağılmayan.
Saymak zor yaşantılarımızın sonbaharlarını. Hele yaşınız belli bir çizgiyi aşmışsa ister istemez eski ekimlere, kasımlara gideceksiniz. Kimileri üzüntü duyar, kimi insan “ bir sonbahar daha gördüm “ der avunur. Ben ne tarafdayım……..?
Sonbaharı en güzel Nazım Hikmet yorumlamış. “ Düşüşlerini, sürünüşlerini, çürüyüşlerini yaprakların Elli bin kere duydum ölü hışırtılarını kunduramın altında, avucumda parmaklarımın ucunda”.
Önceden de yazmıştım. Hiç aklımdan çıkmaz. Sefere çıkarken annemle vedalaşırdım. Annem ağlamaklı bir ses tonuyla “ Sen hep böyle bir gurbetten ötekine mi yolcusun?” Gurbetler bitti. Annem yok. Dostların çoğu yok. Sonbahar geldi, Foça’da tat yok.
Kısaca bir yaz daha bitti dostlar. Anılarda bile ölüyor güzellikler. Yaşadığımız zaman dilimini hatırladıkça “ ey zaman dur “ demek geliyor. Ama zaman durmuyor. Kayıplarla, özlemlerle geçip gidiyor. Yazıyı bir şiirle bitirelim.
Ekim…..
Bazı şeyleri geride bırakmanın, bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmenin zamanı
Dilerim Ekim
Hepimize içimizi hafifleten haberler,
yüzümüzü güldüren karşılaşmalar ve “iyi ki “ diyeceğimiz günler getirir.
The post Foça’da sonbahar appeared first on Denizcilik Dergisi.
DENIZCILIK DERGISI – Haber Linkine Gitmek İçin Tıklayın !
DemirHindi
4 Ekim 2026 – 17:26


