İçinden römorkör geçen film : “Hanım”

Halit Refiğ’in Hanım filmi, bu soruyu İstanbul’un değişen kıyılarından beyazperdeye taşır. Necip Kaptan’ın ( Eşref Kolçak) stimli römorkörüne bağlılığı, yıllar boyunca aynı güvertede çalışmış bir denizcinin mesleğiyle ve geçmişiyle kurduğu ilişkinin ifadesidir. Geminin hurdaya ayrılacak olması, kaptan için alıştığı çalışma düzeninin, gündelik hayatının ve kendisine ihtiyaç duyulduğu bir dönemin sona ermesi anlamına gelir. Necip Kaptan bu durumu filmde denizci şapkasının kokartını sökerek kabullenir.
Hanım filmi üzerine kaleme alınan yazılarda yalnızlık, ölüm, kaybolan İstanbul ve aşınan insan ilişkileri öne çıkar. Filmin denizcilik yönü de bu temaların içinde belirgin bir yer tutar. Olcay Hanım’ın ( Yıldız Kenter) hastalığıyla Necip Kaptan’ın römorkörünün tükenişi birbirine paralel ilerlerken, Boğaz’da yaptıkları gezinti iki karakterin geçmişle bağlarını deniz üzerinden görünür kılar. Eski gemiler ve yalılar üzerine konuşmaları, İstanbul’un değişimini bir denizcinin gözünden izlememize olanak sağlar.

Üstelik Tekirdağ römorkörü, filmin ortaya çıkışında da belirleyici olmuştur. Refiğ, Atillâ Dorsay’la yaptığı söyleşide, Yorgun Savaşçı çekimleri sırasında 1979’da çalıştığı eski bir römorkörden etkilendiğini ve böyle bir geminin ağırlık taşıyacağı bir film düşündüğünü anlatır. Bu çalışma, söz konusu çıkış noktasından hareketle Hanım’ı Necip Kaptan’ın meslek dünyası, filmde kullanılan Tekirdağ römorkörü ve İstanbul’un denizcilik belleği üzerinden ele almaktadır.

Bir Römorkörden Doğan Film

Hanım’ın ortaya çıkışında, Halit Refiğ’in eski bir römorkörde yaşadığı çekim deneyiminin önemli bir yeri vardır. Yönetmen, Atillâ Dorsay’ın 1989 yılında gerçekleştirdiği söyleşide, filmin ilk düşüncesini Yorgun Savaşçı çekimlerine kadar götürür. Refiğ’in hatırladığı kadarıyla 13 Aralık 1979’da dizinin ilk çekim gününde, askerleri karaya taşıyan eski bir römorkörde çalışılmıştır. Geminin yıpranmış durumu ve yakında çürüğe ayrılacağı düşüncesi yönetmeni etkilemiş; böyle bir geminin anlatıda ağırlık taşıyacağı bir film yapma fikri doğmuştur. ¹

Bu açıklama, römorkörün Hanım’ın düşünsel hazırlığında başlangıçtan itibaren yer aldığını göstermektedir. Yönetmenin dikkatini çeken, hizmet ömrünün sonuna yaklaşan bir römorkördür. Hanım’da bu durum, gemisini kaybetmekle karşı karşıya kalan Necip Kaptan’ın hikâyesinde karşılık bulur. Römorkörün hizmetten çıkarılması, onunla birlikte yaşlanan kaptanın geleceğini de belirsizleştirir. Böylece geminin fiziksel yıpranması ile insanın yaşlanması arasında anlatının temel bağlarından biri kurulur.

Refiğ, bu ilk düşüncenin filme dönüşmesinin sekiz-dokuz yıl sürdüğünü belirtir. Özellikle 1987’de hissettiği bedensel ve ruhsal yorgunluk, onu az sayıda karakterin yer aldığı, daha sınırlı bir çekim düzeniyle gerçekleştirilebilecek bir filme yöneltmiştir. Eşinin yazdığı kitap, hayvanlara duydukları yakınlık ve yönetmenin çocukluğundan beri taşıdığı denizcilik ilgisi de filmin oluşumuna katılmıştır. Refiğ’in küçükken gemici olmak istediğini ve gemilere bağlılığını koruduğunu söylemesi, denizin ve kaptan karakterlerinin filmdeki yerini anlamak bakımından önemlidir. ¹

Eleştirilerin Işığında Hanım

Hanım üzerine kaleme alınan yazılarda yalnızlık, yaşlılık, ölüm ve değişen İstanbul’un kaybolan değerleri öne çıkmaktadır. Farklı tarihlerde yayımlanan değerlendirmelerin ortak noktası, Olcay Hanım’ın kişisel hikâyesini bir şehrin ve yaşam kültürünün dönüşümüyle birlikte ele almalarıdır. Necip Kaptan ile emektar römorkörü de bu yorumlarda geçmişle kurulan bağın önemli unsurları arasında yer almaktadır.

Filmin gösterime girdiği dönemde Atillâ Dorsay, Hanım’ı bir kentin fiziksel değişimini insan ilişkilerindeki yozlaşmayla birlikte anlatan bir eser olarak değerlendirmiştir. Özellikle Olcay Hanım ile Necip Kaptan’ın eski çatanayla* yaptıkları Boğaz gezisini, bu değişimi belirginleştiren başarılı bir bölüm olarak ele almıştır. Dorsay’ın yorumunda Olcay Hanım’ın ölüme yaklaşmasıyla geminin tükenişi birbirine koşut ilerlemektedir. Böylece römorkör, filmde insanın ve şehrin yaşadığı kayıpları buluşturan bir anlatım aracına dönüşmektedir. ² Refiğ ise aynı dönemde Nokta dergisine verdiği söyleşide, filmi yıllardır savunduğu ulusal sinema düşüncesinin bir ürünü olarak tanımlamıştır. ³

Sonraki yıllarda yayımlanan yazılar da filmin İstanbul’un kültürel dönüşümünü yansıtan yönünü vurgulamaktadır. Ayşenur Özdemir, eski ve yeni değerler arasındaki çatışmayı merkeze alırken Olcay Hanım’ın ölümü, köşkün satılması ve kaptanın çatanasının hurdaya ayrılmasını aynı dünyanın sona erişinin parçaları olarak yorumlamaktadır.⁴

Volkan Topalak da Olcay Hanım, Necip Kaptan, Poyraz Baba ve Madam Siranuş’u değişen şehirde yalnızlaşan kişiler olarak ele almakta; kaptanın eskimiş gemisini bu kayboluşun simgeleri arasında değerlendirmektedir.⁵ Uğur Ün’ün yazısında ise Olcay’ın hastalığı ile Necip Kaptan’ın meslek hayatının sona yaklaşması, birbirine eşlik eden iki yok oluş öyküsü olarak öne çıkmaktadır.⁶

Denizcilik yönüne daha belirgin biçimde eğilen Abidin Yağmur, Necip Kaptan’ın gemisiyle özdeşleşmesine ve onu hurdaya vermemek için gösterdiği direnişe dikkat çekmektedir. Yazarın kalabalık belediye otobüsü ile sakin Boğaz gezisi arasında kurduğu karşılaştırma, filmdeki iki farklı yaşam anlayışını açıklamaktadır. Bu yorumda römorkör, kaptanın emeğini, alışkanlıklarını ve geçmişe bağlılığını taşıyan bir mekândır. ⁷

Asya Karataş, Zeynep Karadeniz ve Zehra Akyel’in değerlendirmelerinde ise sevgi, güven ve merhamet arayışı belirgindir. Olcay Hanım’ın kedisine (Hanım) yuva bulma çabası, çevresindeki duyarsızlığı görünür kılarken Necip Kaptan’ın finalde kediyi sahiplenmesi, insanlar arasında yeniden kurulabilen bir bağa işaret etmektedir. ⁸ Bu son, gemisini ve sevdiği kadını kaybeden kaptanın hikâyesine de yeni bir anlam kazandırır: Geçmişin bütün unsurları korunamasa da onlarla ilişkili sorumluluk ve şefkat sürdürülebilmektedir.

Bu değerlendirmeler birlikte okunduğunda, römorkörün filmin anlam dünyasındaki yeri belirginleşmektedir. Geminin hizmetten çıkarılması, Necip Kaptan’ın meslek kimliğini sarsarken İstanbul’un denizle kurduğu eski ilişkinin kaybını da düşündürmektedir. Filmin denizcilik açısından incelenmesi, eleştirilerde öne çıkan bu simgesel anlamların gemi, emek ve meslek hayatıyla olan bağlarını daha yakından ele almayı mümkün kılmaktadır.

Bir Denizcinin Hatıralarında Tekirdağ Römorkörü

Tekirdağ’ın Hanım filmindeki varlığı, onu hizmet yıllarında tanımış denizciler için ayrı bir anlam taşımaktadır. Uzakyol Kaptanı H. Tuncay Alpman, 1960–1961 dolaylarında tanıdığı römorkörün Karaköy Liman Başkanlığı önünde bulunduğunu, personel ve malzeme taşıdığını, zaman zaman İstinye Tersanesine sefer yaptığını anlatmaktadır. Şevki Kaptan’ın yanında dümen tuttuğu gemiyi; yatırılabilen uzun bacası, buhar düdüğü, üç genişlemeli makinesi, zincir donanımlı dümeni ve özenle parlatılmış makine telgrafıyla hatırlamaktadır.

Yıllar sonra Hanım’ı izlerken eski dostunu perdede yeniden gören Alpman, geminin filmdeki sonunu kendi hatıralarıyla birlikte değerlendirmektedir. Yazısında, Tekirdağ’ın sökümünden kalan pervane, şaft, dümen dolabı ve makine telgrafı gibi parçalarının Rahmi M. Koç Müzesinde sergilendiğini de aktarmaktadır. Bu anlatı, römorkörün çalışma hayatına ilişkin ayrıntılar sunarken denizcinin gemisiyle kurduğu duygusal bağı ve denizcilik mirasının korunmasına yönelik duyarlılığını da ortaya koymaktadır. ⁹

Filmde Denizcilik Mekânları ve Araçları

Tekirdağ filmin içinden geçerken neler mi görürüz? Havuzları, köprüleri, şamandıraya bağlı Akdeniz yolcu gemisini, yeni moda kotraları ve yatları, Hisarları, İbrahim Baybora’yı, Gemi Kurtarma İşletmesi’nin Dalgıç’ını, algarinaları, yüzer vinçleri, Haliç’i… Velhasıl, kadim denizciliğimizin ve bozduğumuz kadim Boğaziçi’nin izlerini. Bu görüntüler, Necip Kaptan’ın hikâyesine eşlik ederken dönemin denizcilik hayatından da kesitler sunar.
Hanım filmi, Tekirdağ römorkörünü kaptanı, sesi ve hareketiyle denizcilik belleğimize taşımıştır. Bugün bazı parçaları müzede korunan gemi, filmde bir bütün olarak yaşamayı sürdürmektedir.

Dipnotlar

¹ Atillâ Dorsay, “Gerçek, sinemada da değişkendir”, Cumhuriyet, 13 Aralık 1989, 6.
² Atillâ Dorsay, “Kent ve insanlar”, Cumhuriyet, 20 Ekim 1989, 5.
³ “Ben festival rejisörü değilim”, Nokta, 29 Ekim 1989, 88.
⁴ Ayşenur Özdemir, “Halit Refiğ Sinemasına Kısa Bir Bakış ve Hanım (1988)”, Maksat Sinema, 24 Kasım 2019.
⁵ Volkan Topalak, “Hanım: Uzaklarda Kalan İstanbul’un Masalı”, Türk Dili, Temmuz 2020, 94–96.
⁶ Uğur Ün, “Halit Refiğ Sineması 1990–1997”, ZeplinArt, 29 Mart 2026.
⁷ Abidin Yağmur, “Film üzerine düşünceler: Hanım”, Güney Gazetesi.
⁸ Asya Karataş, “Hanım: Yalnızlık Üzerine Bir Melodram”, Ekranom, 17 Ocak 2024; Zeynep Karadeniz, “Hanım”, Polletika, 24 Eylül 2024; Zehra Akyel, “Dünya Ne Terbiyesiz Olmuş!”, Sinemasalı.
⁹ H. Tuncay Alpman, “Tekirdağ Römorkörü”, Deniz Ticaret Gazetesi, 13 Nisan 2022. Metnin sonundaki tarih ve yer kaydı: 18 Eylül 2007, Lagos/Nijerya.
10 https://www.youtube.com/watch?v=8bf8GGOdH_8
11 İstanbul Ansiklopedisi, 7. Cilt, s.3781-3782
Ek: Çatana
Liman nakil vâsıtalarından bir tip teknenin adı; zamanımızın tenezzüh ve dolmuş motörleri büyüklüğünde kömür yakarak buhar kuvvetiyle gider küçücük vapur; hemen umumiyetle sarı pirinçten yapılmış pırıl pırıl bacaları ile pek şirin, pek güzel şeylerdi. Aşırı derecede zenginlerin deniz tenezzühleri için kullandıkları bir tekne idi, zamanımızın tenezzüh motorundan en mühim farkı, motoru sâhibi olan zât bir spor gösterisi olarak bizzat kullandığı halde, “Çatananın en az 1 ateşçi, 1 tayfa-çımacı ve 1 kaptandan mürekkep üç kişilik mürettebatı bulunması idi; bu bakımdan bir hususî çatana, motora nispetle çok daha lüks, masraflı idi. İşi deniz üzerine müesseselerin yüksek memurlarının, müdürlerinin binmesi için çatanaları bulunurdu. Büyük kotraların, yatların ve harp gemilerin de muhakkak birer çatanası olurdu. Bu tip tekneye “Çatana” adının verilmesi çok şirin bir vakaya bağlanır; 1853 de Kırım Muharebesinin başlamasından az sonra Tuna boyunda “Oltaniça” ve “Çatana” mevkilerinde Ruslara karşı iki muzafferiyet kazanmış idik; o sırada müttefikimiz olan İngilizler de bize iki küçücük vapur hediye etmişti; bu vapurcuklara “Oltaniça” ve “Çatana” isimleri kondu; Oltaniça Tuna boyuna, ordu hizmetine gönderildi, Çatana da İstanbul’da kaldı, ve İstanbullular bu minyatür vapuru pek sevdi, hatta onu görmek için köprü üstünde saatlerce durup bekleyenler olurdu. Sonraları o tip gemiler çoğalınca “Çatana” adı bir teknenin has ismi olmaktan çıkarılarak, İstanbullular o küçücük vapurların hepsine çatan demeğe başladı. Bibl. : Filiztekin Hâlid, Yeni Galatât. 11

The post İçinden römorkör geçen film : “Hanım” appeared first on Denizcilik Dergisi.

DENIZCILIK DERGISI – Haber Linkine Gitmek İçin Tıklayın !
DemirHindi
29 Ekim 2026 – 02:01