Ceuta ve Melilla’nın toplam yüzölçümü bir Yalova veya Bartın kadar bile yok. Sadece 32 kilometre kare!. Kuzey Afrika’da, Fas krallığının içinde, İspanya’nın 15. yüzyıldan beri elinde tuttuğu bu iki küçük toprak parçası yüksek duvarlar ve dikenli tellerle Fas’tan ayrılmış.
İsimleri bile yakın zamana kadar çoğu kişi tarafından bilinmezken, geçtiğimiz günlerde birden uluslararası gündemin ortasına oturdu. 50 bin göçmen denizden yüzerek ve birbirini ezerek bu toprak parçasına çıkmaya çalışınca dünya Ceuta ve Melilla’nın varlığından haberdar oldu.
Oralara hiç uğramamış ve bölgedeki jeopolitik durumu da bilmeyenler hemen kolaycı bir açıklamayla olayı bir İsrail-ABD komplosuna indirgediler. Sanki İsrail ve ABD bir sihirli değnekle yığınları aniden harekete geçirebilirmiş gibi. Zaten nerede bir olay olsa, araştırmadan ve bilgi sahibi olmadan, gevezelik yarışında ön sırayı kapma heveslisi düşünce tembelleri için dünya İsrail-ABD ekseninde dönen bir top.
Kahvehane sohbetlerinden farksız bu sözde açıklamaları bir yana bırakırsak, olay aslında son günlerde yapay bir şekilde tetiklenen bir kriz değil. Sadece bu kez boyutu biraz daha geniş ve biraz daha yığınsal. Fas’tan bu iki küçük kasabaya girmek için yapılan çabalar ve buna karşı önlemler yıllardır ABD ve İsrail olmadan sürüyor. Bazen bin kişi birden duvarlara doğru toplu eylemler düzenliyorlar, yanlarında getirdikleri tahta merdivenleri bu yüksek duvarlara dayayıp karınca ordusu gibi yukarı tırmanıyorlar ve ellerindeki aletlerle en tepedeki dikenli telleri de kesip öte yana geçmeyi başarıyorlar.
Sıkça yaşanan bu girişimler genellikle güvenlik güçlerinin çaresizce engelleme çabasıyla karşılaşıyor. Ama 2021’de yine bugünküne benzer bir kitlesel eylem yaşanmış ve Fas devriyesi olaya tamamen seyirci kalmıştı. Hatta bariyerleri açıp on binlerce göçmenin Ceuta’ya geçmesini kolaylaştırmıştı. Nedeni Batı Sahra’daki bağımsızlık hareketi Polisario’nun lideri Brahim Gali’nin tedavi için İspanya’ya getirilmesiydi. İspanya, Polisario Cephesi adlı bu gerilla örgütüne verdiği destek nedeniyle Fas tarafından kitlesel göç akınıyla cezalandırılıyordu. Avrupa Birliği’nin olayı sert bir şekilde karşılaması üzerine Fas göçmenleri geri aldı, ama mesaj açıktı: ‘’Polisario’ya destek verirsen ben de göçmen ordusunu üzerine salarım’’.
Geçtiğimiz 20 Temmuz’da yaşanan kitlesel göçmen akını yine benzeri bir nedenle gelişti. Olaydan 10 gün önce İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Cezayir’e giderek Başkan Teboun ile görüşmüş ve stratejik bir ortaklık anlaşması imzalamıştı. Fas’In ezeli düşmanı Cezayir de İspanya gibi Batı Sahra’nın bağımsızlığını tanıyor, Polisario’ya destek veriyor, bu ve daha başka bir çok konuda yıllardır Fas ile gerginlik yaşıyor. Fas kralı 6. Muhammed’in ABD ve İsrail ile yakınlığı da Tebun ve Sanchez ikilisiyle arasını zaten iyice açmıştı. Bu görüşmenin hemen ardından Fas’daki sosyal medyada yine Ceuta ve Melilla konusu köpürtülmeye başlandı ve buraların İspanyol sömürgesi olarak kalamayacağı, Fas toprağı olduğu şeklinde tartışmalar yoğunlaştı.
Tam bu sırada İspanyol mahkemelerinin aldığı bir karar da zaten dalgalandırılan göçmen konusunu bir anda tetikledi. Mahkeme kararı, denizden gelerek İspanyol sahillerine çıkan göçmenlerin hemen sınırdışı edilemeyeceği şeklindeydi ve bir anda Fas sosyal medyasında güçlü bir yankı bulan bu karar yığınları akın akın denize yöneltti. Karar değiştirilmeden bir an önce Ceuta ve Melilla’ya girebilmek isteyen ve kimisi başka Afrika ülkelerinden gelmiş göçmenler birbirlerini ezerek denize atlarken Fas polisi sadece bakıyordu.
Olay bizde 2020’deki mülteci krizini andırıyor. İdlib’deki çatışmaların ardından Türkiye’nin AB ile olan sınır kapılarını açması, hatta göçmen yığınlarının devlet eliyle Türk-Yunan sınırına taşınması büyük tepkilere yol açmıştı. Belki sorunun temelinde yatan daAvrupa’nın dış sınırlarının bekçiliğini para karşılığı üçüncü ülkelere devretmiş olması ve bunlar tarafından göç konusunun bir şantaj unsuru yapılması. İşsiz genç yığınlar veya savaştan kaçan sığınmacılar kurtuluşu AB ülkelerine göç etmekte görürken, Türkiye, Libya, Tunus, Fas gibi AB’ye sınır bekçiliği yapan ülkeler de gerektiğinde bu insanları kullanarak AB üzerinde baskı bluşturabileceklerini düşünüyorlar. Sonuçta iki taraf arasında bir top gibi savrulan yığınların insan oldukları unutuluyor. Ve bu insanlar, AB ve taşeron bekçileri arasında bir pazarlık aracına dönüştürülüyor.
Fas’ın İsrail ve ABD ile yakınlığı, hatta İsrail’den İHA sistemleri aldığı gerçek, ama olaylar bu basitlikle açıklanamaz. Fırsatı ganimet bilip yaygara kopararak kendini yine ön plana çıkarmayı beceren İtalya başbakanı Meloni ve onu destekleyen Danimarka sonunda asıl sorunu perdelediler. AB’ye ‘’göçmen istilası’’ dedikleri şey, istatistiklere göre İspanya’dan çok İtalya üzerinden oluyor. Bu durumda İspanya’nın bir ceza uygulaması gibi Schengen alanından çıkarılması da saçmalıktan öte bir şey değil. İngiltere AB’nin tümünden kendi isteği ile çıkmıştı ve şimdi herkese vize uyguluyor, bundan da para kazanıyor. Fransızlar bile artık kapı komşularına vizesiz gidemiyorlar. İspanya Schengen’den çıkarılsa bile bu onun büyük turizm gelirlerini engellemez. Herkese vize uygulayarak bundan para bile kazanır.

Nur DOLAY


