Akdeniz’de mikroplastik alarmı

Ağustos ayının başında çevre danışmanı Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve uluslararası basında yayımlanan haberlerle dikkat çekilen plastik atık sorunu, geri dönüşüm süreçlerinde ortaya çıkan mikroplastiklerin çevreye etkileriyle birlikte daha geniş bir tartışmaya dönüştü.

Plastik atıkların geri dönüştürülmesi, atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması açısından önemli bir çözüm olarak görülse de süreç sırasında ortaya çıkan plastik kayıpları ve mikroplastik parçacıkları, gerekli önlemler alınmadığında yeni bir çevre sorununa dönüşebiliyor.

Geri dönüşümde plastik kaybı

Plastik geri dönüşüm tesislerinde işlenen malzemenin tamamı nihai ürüne dönüşmüyor. Tesisin teknolojisine, plastik türüne, atığın temizliğine ve işlem aşamalarına bağlı olarak ton başına yaklaşık 100 ila 300 kilogram arasında işlem kaybı ortaya çıkabiliyor.

Bu kayıpların önemli bir bölümü; parçalama, mekanik boyut küçültme, yıkama ve kurutma sırasında oluşuyor. Özellikle kirli, etiketli veya farklı plastik türlerini içeren atıklarda geri kazanım verimi düşebiliyor.

Saha çalışmalarında ambalaj plastiklerinin geri dönüşümünde yaklaşık yüzde 9,7 oranında ağırlık kaybı tespit edilirken, bazı malzeme geri kazanım tesislerinde verim oranının yüzde 68-70 seviyelerinde kaldığı görülüyor. Daha nitelikli atık akışlarında ise bu oran yüzde 75-85 seviyelerine çıkabiliyor.

Mikroplastik oluşumu sürecin görünmeyen yüzü

Geri dönüşüm sırasında ortaya çıkan en önemli çevresel risklerden biri ise gözle görülemeyen plastik parçacıkları. Mekanik işlemler sırasında plastiklerin parçalanması ve aşınması, mikroplastik oluşumuna neden olabiliyor. Journal of Hazardous Materials Advances’ta yayımlanan bir araştırmaya göre mekanik geri dönüşüm süreçlerinde işlenen plastik atığın yaklaşık yüzde 6 ila 13’lük bölümü mikroplastiklere dönüşebiliyor.
Bu oran, geri dönüştürülen her ton plastik için yaklaşık 60 ila 130 kilogram arasında mikroplastik oluşabileceği anlamına geliyor.

Özellikle yıkama aşaması kritik önem taşıyor. Plastiklerin temizlenmesi sırasında oluşan atık sularda çok yüksek miktarda plastik parçacığı bulunabiliyor. Araştırmalarda bazı tesislerde metreküp başına milyarlarca parçacığa ulaşan konsantrasyonlar raporlanıyor.

Filtreler küçük parçacıklarda yetersiz kalabiliyor

Geri dönüşüm tesislerinde kullanılan atık su arıtma ve filtreleme sistemleri, mikroplastiklerin çevreye ulaşmasını önemli ölçüde azaltabiliyor. Ancak en küçük parçacıkların tutulması daha zor.

Özellikle 5-10 mikrometrenin altındaki parçacıklar, geleneksel filtreleme sistemlerinden kaçabiliyor. Bu parçacıkların önemli bir bölümünün polietilen ve polipropilen gibi yaygın plastiklerden oluştuğu belirtiliyor.
Türkiye’de gerçekleştirilen bir çalışmada da plastik geri dönüşüm süreçlerinden alıcı ortama ton başına yaklaşık 4,6 kilogram mikroplastik taşınabileceği bildirildi. Bu durum, yalnızca katı atık yönetiminin değil, tesislerde kullanılan suyun ve atık suyun da çevresel açıdan yakından takip edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Antalya kıyıları yeniden gündemde

Avrupa’dan Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların geri dönüşüm süreçleri ve bu atıkların çevresel etkileri son yıllarda tartışma konusu olurken, Antalya sahillerinden gelen yeni görüntüler meselenin yalnızca geri dönüşüm tesisleriyle sınırlı olmadığını gösteren bir tablo ortaya koyuyor.

Plastik atıkların uygun koşullarda depolanmaması, çevresel koşullara maruz kalması ve parçalanması; mikroplastiklerin suya, toprağa ve havaya karışma riskini artırıyor. Özellikle açık alanda depolanan plastiklerin güneş ışığı ve hava koşullarına uzun süre maruz kalması, malzemenin zaman içerisinde kırılganlaşmasına neden oluyor. Bu plastiklerin daha sonra mekanik olarak parçalanması sırasında mikroplastik oluşumunun artabileceği belirtiliyor.

Mikroplastikler havaya da karışabiliyor

Sorunun yalnızca su kaynaklarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor. Plastiklerin parçalanması, öğütülmesi ve mekanik olarak işlenmesi sırasında oluşan küçük parçacıklar havaya da yayılabiliyor. Bu nedenle geri dönüşüm tesislerinde çevresel kontrolün yalnızca atık su arıtma sistemleri üzerinden değerlendirilmesi yeterli görülmüyor. Kapalı üretim alanları, hava filtrasyonu, düzenli temizlik, güvenli depolama ve proses kontrolü de mikroplastik emisyonlarının azaltılması açısından önem taşıyor.

Akdeniz için daha sıkı denetim ihtiyacı

Akdeniz, yoğun kıyı nüfusu, turizm faaliyetleri, deniz taşımacılığı ve nehirlerle taşınan karasal atıklar nedeniyle plastik kirliliğine karşı hassas ekosistemlerden biri. Antalya kıyılarında ortaya çıkan yeni görüntüler, plastik atıkların kaynağından başlayarak geri dönüşüm tesislerine, depolama alanlarına ve nihayetinde deniz ekosistemlerine kadar izlenmesi gerektiğini bir kez daha gündeme getiriyor.

Uzmanların dikkat çektiği temel nokta ise geri dönüşümün tek başına yeterli olmadığı. Plastik atığın toplanmasından ayrıştırılmasına, depolanmasından geri dönüşümüne ve tesislerden çıkan atık suyun arıtılmasına kadar bütün sürecin denetlenmesi gerekiyor.

Aksi halde geri dönüşüm için sisteme giren plastik atıklar, doğru yönetilmeyen prosesler sonucunda daha küçük ve çevrede daha uzun süre kalabilen mikroplastiklere dönüşerek Akdeniz’e ulaşabilecek yeni bir kirlilik kaynağı oluşturabilir.

Bu nedenle Antalya’dan gelen görüntüler yalnızca kıyılardaki plastik atık sorununu değil, plastiklerin yaşam döngüsünün tamamında etkin bir çevre yönetimine duyulan ihtiyacı da yeniden gündeme taşıyor.

The post Akdeniz’de mikroplastik alarmı appeared first on Haber Denizde.

HABER DENIZDE Haber Linki İçin Tıklayın !
DemirHindi
18 Ağustos 2026 – 17:25