Birlik olmadan barış gelmez

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Ankara ziyareti, Filistin meselesinin son yıllardaki en acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Barış adına atılan girişimlerin önemli bir bölümü, zamanla Filistin’i diplomasi masasının dışına itti.

Bugün Gazze’nin enkazı, Batı Şeria’nın parçalanmış coğrafyası ve milyonlarca Filistinlinin belirsiz geleceği, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda sonuç vermeyen diplomatik tercihlerin de bir sonucudur.

ABD’nin 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla başlayan süreç, 2020’de İbrahim Anlaşmaları ile yeni bir yön kazanmıştı. Bölgedeki bazı ülkeler İsrail ile normalleşirken Filistin meselesi adeta ertelendi.

O dönemde kurulan denklemin temel varsayımı şuydu: Filistin sorunu çözülmeden de Orta Doğu’da yeni bir düzen kurulabilirdi.

Tarih bunun tersini gösterdi.

7 Ekim 2023 sonrasında yaşanan gelişmeler, Filistin meselesinin yok sayılmasının kalıcı bir istikrar üretmediğini acı biçimde ortaya koydu.

Gazze büyük bir insani felaket yaşarken Batı Şeria da giderek daha fazla siyasi ve coğrafi baskı altında kaldı. Bugün artık yalnızca şehirler değil, umutlar da kuşatma altında.

Ancak Filistin’in önündeki engel yalnızca dış baskılar değildir.

İç siyasi bölünmüşlük de Filistinlilerin ortak bir ulusal irade oluşturmasını zorlaştıran temel sorunlardan biridir.

Gazze’de Hamas, Batı Şeria’da El Fetih…

Aynı halkı temsil ettiğini söyleyen iki farklı siyasi yapı, ortak bir ulusal çerçeve oluşturamadığı sürece Filistin’in uluslararası toplum karşısında güçlü, meşru ve kapsayıcı bir muhatap olarak ortaya çıkması güçleşmektedir.

Bu nedenle Filistin’in geleceği, öncelikle silahların değil siyasetin yeniden inşasına bağlıdır.

İlk adım, Filistinli grupların dışlanmadan bir ulusal uzlaşı zemini oluşturmasıdır. Ardından BM gözetiminde yapılacak özgür ve adil seçimler, halkın gerçek temsilini belirlemelidir.

Meşruiyet sandıktan doğmadan kurulacak hiçbir yönetimin ne Gazze’yi ne Batı Şeria’yı ne de Filistin diasporasını bütünüyle temsil etmesi kolay olacaktır.

Bu noktada Türkiye’nin ve diğer bölgesel aktörlerin rolü önem kazanıyor.

Asıl ihtiyaç yeni bir askeri blok değil; Filistin’i yeniden diplomasi masasına taşıyacak güvenilir bir arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmasıdır.

Türkiye’nin kolaylaştırıcılığında ve BM’nin gözetiminde İstanbul’da kapsamlı bir Filistin Ulusal Uzlaşı Konferansı düzenlenebilir. Böyle bir girişim, yıllardır parçalanan siyasi iradenin yeniden ortak bir zeminde buluşmasına katkı sağlayabilir.

Bunun ardından geniş katılımlı bir uluslararası barış konferansının bir kez daha toplanması ve iki devletli çözümün somut bir takvime bağlanması gündeme gelebilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için önce Filistin tarafında siyasi meşruiyetin yeniden tesis edilmesi şarttır.

Bu sürecin en kritik aşamalarından biri de Mahmud Abbas sonrasına ilişkin siyasi düzenlemedir.

Abbas’ın siyaset sahnesinden çekilmesi ihtimali, yalnızca bir lider değişimi değil, Filistin Yönetimi’nin geleceği açısından da önemli bir dönüm noktasıdır.

Buradaki asıl mesele, yerine kimin geleceğinden çok, Gazze’yi, Batı Şeria’yı ve Filistin diasporasını kapsayacak biçimde Filistin halkını kimin temsil edebileceğidir.

Bir tarafın dışlandığı herhangi bir siyasi düzenlemenin kalıcı meşruiyet üretmesi oldukça güç görünmektedir. Bu nedenle Abbas sonrası dönem, yalnızca yeni bir lider arayışı olarak değil, aynı zamanda yeni bir siyasi meşruiyet arayışı olarak ele alınmalıdır.

Elbette bütün bunların kolay olduğunu söylemek mümkün değildir.

Taraflar arasındaki derin güvensizlik, bölgesel rekabet, Filistin içindeki siyasi ayrışmalar ve büyük güçlerin farklı hesapları bu yolu son derece zorlaştırmaktadır.

Fakat daha zor olanı, bugünkü statükonun devamıdır.

Çünkü mevcut gidişat Filistin’i çözümün değil, Filistinlileri yurtsuz bırakmanın eşiğine doğru götürmektedir.

Bu nedenle Filistin’in geleceğini belirleyecek temel soru artık yalnızca “İki devletli çözüm mümkün mü?” değildir. Asıl soru, Filistinlilerin önce kendi siyasi birliklerini ve meşru temsil mekanizmalarını kurup kuramayacaklarıdır.

En doğru sıralama bu nedenle açıktır: Önce Filistin’de birlik, ardından demokratik meşruiyet, sonra uluslararası destek ve nihayet kalıcı barış müzakereleri.

Filistinlilerin geleceği büyük ölçüde bu sıranın korunmasına bağlı olacaktır.

Son sözse; Filistin masaya dönmeden, Orta Doğu’da barış beklenemez.

İsmet Hergünşen