Son savaş çılgınlığını uzaktan seyreden Avrupa birden savaşın ucunun, hem de en önemli sinir ucunun kendisine de dokunması gerçeğiyle karşılaşınca irkilerek uyandı. ‘’Arkası yarın’’ dizisi gibi televizyon ekranından izlediği görüntüler beklenmedik bir şekilde kendi yaşamının da içine girivermişti. Hürmüz Boğazı kapanınca Körfez’de mahsur kalan tankerlerin açık denize çıkamamaları ve petrol getiremeyişleri panik yaratmak üzere. Sabahtan akşama kadar tartışılan konu ne İran’da ölen binlerce masum insan, ne Lübnan’da İsrail emriyle evlerini barklarını terketmeye zorlanan halk yığınları. Varsa yoksa petrol ve doğal gaz fiyatları. Bir de gemi sigorta şirketlerinin fiyat politikası.
Bu arada cehennemin orta yerinde, evlerinden, ülkelerinden, ailelerinden uzakta bekleyen denizciler kimsenin aklına gelmiyor. Onlar savaşın görünmeyen tutsakları. Üstelik bu tutsaklığın ne kadar süreceğini ne kendileri biliyor ne başka biri. Ara sıra tepelerinden geçen füzeler bazen uzaklarda bir ateş topuna dönüşüyor, bazen de bir geminin alev almasına bile neden olabiliyor. Bir fabrika işçisi gibi işyerlerini boşaltıp oradan ayrılmaları olanaksız, bulundukları gemiyle bulundukları yere çakılmış durumdalar. Hem demirdeki gemilerin sürekli olarak çalışır durumda tutulması gerekli hem de personel değişimi söz konusu olamıyor, karaya çıkarılsalar bile hava trafiği normal yolcular için bile felç olmuş durumda. Dünyanın üçüncü en büyük deniz taşıma şirketi olan Fransız CMA-CGM dün bir kaptanını karaya çıkardığını büyük bir reklam gibi gösterdi. Büyük olasılıkla Umman kıyılarından karaya çıkarılan tek bir kişi gemilerdeki mürettebatın çoğu için geçerli olamaz. Ayrıca personel değişimi için de o tehlikeli alana gidecek denizci aramak hayalperestlik. Uzun süredir zaten ücretler düştüğü ve liman izinleri neredeyse kaldırıldığı için mesleğe eleman çekmek epeyce güçleşmişti. Bir de füzelerin, roketlerin orta yerinde gel çalış dediğiniz zaman kimi bulacaksınız ?
Gemilerden gelen mesajlarda ‘’bizler her tür koşula dayanmaya hazır olarak denize açılıyoruz, beklemeye de alışkınız’’ diyorlar denizciler. Ama en azından aileleriyle iletişim kurabilmeyi istiyorlar. Bazı armatörler bu isteğe olumlu yanıt vererek gemilerin internet paketlerini arttırmışlar, fakat yiyecek içecek stoklarının da bu belirsiz sürede tükenmesi söz konusu olabilir. Çoğunun şimdilik 1 ay yeterli stoğu olduğu söyleniyor, ama savaş çılgınlığı daha da uzarsa ne yapacaklar ? Deniz suyundan tatlı su elde etme düzenekleri var, fakat bunun için de yine petrol gerekiyor ve çoğu tanker oraya petrol almak için boş denebilecek şekilde gelmiş olduğundan, depolarındaki sınırlı yakıt da bu bekleme sırasında tükenebilir. Ayrıca suda yüzen roket parçaları, patlayıcı cisimler, daha mayın lafı edilmeden bile kimi gemilere çarparak hasara yol açmıştı. Bunların o koşullarda onarımı da ayrı sorun.
Kaptan Louis-Alain Yvonnou’nun yazdığı ‘’En Route Libre’’ (Seyir Serbest) kitabını yeniden okuyorum. Kendisiyle Fransa’nın Atlantik sahilinde bir ‘’Deniz ve Kitap’’ fuarında tanışmıştım. O uzun yıllar dev petrol tankerlerinde çalıştıktan sonra emekli olmuş ve çoğu denizci gibi zamanını yazmaya ayırmış bir uzak yol kaptanıydı. Bense sadece bir yolcu. Avrupa-Afrika-Güney Amerika arasında bir konteyner gemisinde 50 gün süren bir yolculuk sırasındaki gözlemlerini yazan bir gazeteciydim. Kitaplarımızı birbirimize vermiş ve deniz sevgimizi, gemilerdeki gözlemlerimizi paylaşmıştık.
Kaptan Yvonnou ‘’Birinci Körfez Savaşı’’ diye bilinen Irak-İran savaşının yakın tanıklarından. Sekiz yıl süren o savaş sırasında pek çok kez Körfez ülkelerinden petrol almaya gitmiş. Kitabında o günkü seferleri ve yaşadıkları tehlikeleri birinci ağızdan anlatıyor. Armatörler savaşa aldırmadan tankerlerin Harg adasına kadar uzanmalarını ve petrol
yüklemelerini istiyorlar. İran’ın Harg ve Buşehr petrol yükleme tesisleri Körfez’in en Kuzey tarafında. Güvence olarak Fransa bölgeye bir kaç fırkateyn gönderiyor. Fakat gemilerin korunması yerine fırkateynelerin olaya karışması tehlikeyi daha da arttırıyor. Çünkü gündüz bütün haberleşme sistemlerini kapatarak korunaklı denebilecek bir yerde gizlenen tankerler, gece karanlıkta bütün ışıkları söndürülümüş, telsizleri kapatılmış bir şekilde, neredeyse kelle koltukta yola çıkacakken Fransız donanmasından gelen telsiz mesajları onların yerlerini belli ederek hedef haline getiriyor.
Şimdi Fransa benzeri hataları tekrarlamak üzere. Ve onları uyaracak bir Kaptan Yvonnou da artık yok. Olsa bile onların sesleri pek yankı yapmıyor, hatta duyulmuyor bile. Deniz taşımacılığının devi CMA-CGM şirketinin patronu Lübnan kökenli armatör Rodolfo Saade aynı zamanda Fransız basın yayın organlarının da üçte birinin sahibi. Ana medyadaki haberlerin ne kadar tarafsız ve güvenilir olduğu da bu durumda bir soru işareti..

Nur DOLAY


