CUMHURİYET TARİHİNİN ÖNEMLİ VE TARTIŞMALI OLAYLARI-6

28 ŞUBAT SÜRECİ (1997)

28 Şubat SüreciNecmettin Erbakan‘ın başbakanTansu Çiller‘in başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla köktendinci oluşum ve hareketler ile Cumhuriyet Devrimlerine karşı faaliyetlere karşı başlatılan ordu ve bürokrasi merkezli sürece verilen isimdir. Süreç, Erbakan’ın istifasına ve REFAHYOL Hükûmetinin dağılmasına yol açmıştır. (Yard. Doç. Dr. Erkan Yüksel. “28 Şubat’ın anlamı…” DördüncüKuvvetMedya.com.)

Türk siyasi tarihine geçen kararların uygulandığı dönemde Türkiye‘de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda değişimler yaşanmıştır. Yaşananlar bizzat sürecin önde gelen yüksek rütbeli bir subayı tarafından post modern darbe olarak adlandırılmıştır. Verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuştur.

28 Şubat Süreci’nde aktif rol alan bazı kişiler (Çetin DoğanKemal Gürüz vs.) daha sonra BalyozErgenekon gibi davalarda yargılanmıştır.  2012 yılında başlayan 28 Şubat davası 5 Ekim 2025 tarihinde karara bağlanmıştır. Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden görülen 28 Şubat davasında, aralarında emekli orgeneraller ve eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün de bulunduğu 13 sanığa “darbe girişimine yardım” suçundan 18’er yıl hapis cezası verilmiştir. Mahkeme, üç sanık hakkındaki dosyayı ise vefat ettikleri gerekçesiyle düşürmüştür.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, eski orgeneraller Çevik Bir, Çetin Doğan, Fevzi Türkeri, Ahmet Çörekçi ve İlhan Kılıç, emekli korgeneraller Çetin Saner, Yıldırım Türker, Vural Avar ve Hakkı Kılınç, emekli Koramiral Aydan Erol, emekli tümgeneraller Erol Özkasnak, Cevat Temel Özkaynak, Kenan Deniz ve emekli tuğgeneral İdris Koralp hakkında “hükümeti cebren vazife görmekten men” suçundan verilen müebbet hapis cezasını onamıştı.

Olayın tarihsel arka planını kısaca hatırlatalım.

Refah Partisi 1995 genel seçimlerinde birinci parti olmuş, seçimlerin ardından 1996 yılında, DYPANAP koalisyon hükûmeti kurulmuştu. Refah Partisinin, güvenoyu için gereken 273 sayısına ulaşılamadığı için (257 kabul) güven oylamasının geçersiz sayılması gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldı ve hükûmet dağılmıştı. Bunun üzerine TBMM‘de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükûmet, 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmış, Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller ise başbakan yardımcısı olmuştu.

Koalisyonun kurulmasından sonra Atatürk‘e, laikliğe ve cumhuriyete karşı Refah Partisinin bazı milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatları ve üyeleri tarafından edilen hakaretler ve sokaklardaki şeriat eylemleri kamuoyunun bir kesiminde endişe ve tepki ile karşılandı.

Başbakan Necmettin Erbakan‘ın ilk yurt dışı ziyaretini İran‘a yapması eleştirildi. Erbakan, 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında sırasıyla MısırLibya ve Nijerya‘yı ziyaret etti. Libya’da bir çadırda Muammer Kaddafi‘nin Türkiye Cumhuriyeti’ni Kürtlere eziyet çektirmekle suçlayan ağır sözleri karşısında sessiz kalması basın ve muhalefet tarafından büyük tepki çekti. (1-5 EKİM 1996)

6 Ekim 1996’da Ankara Kocatepe Camii‘nde “Şeriat isteriz!” diye bağıran sakallı, cübbeli ve asalı Aczmendiler gösteri yaptı.

Erbakan, 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen trafik kazasından sonra tartışılan mafya-siyasetçi-polis ilişkileri için “Bunlar faso fiso.” dedi. Olaya tepki olarak yurt çapında başlatılan “Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık” eylemine katılanlar için ise “Gulu gulu dansı yapıyorlar.” dedi. Erbakan’ın Adalet Bakanı Refah Partili Şevket Kazan da bu eyleme katılanlar hakkında, “Bunlar mumsöndü oynuyorlar.” diyordu. Bu sözler büyük tepki çekti. (genel)

10 Kasım 1996’da İkinci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu, İstanbul Sultanbeyli’de ilçe meydanına kimseye danışmadan Atatürk heykeli dikti, caddenin adını değiştirdi. Refah Partili Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak, Silahçıoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu, cumhuriyet tarihinde askere açılan dava olarak bir ilk oldu. (28 Şubat Belgeseli 7. Bölüm | 32. Gün Arşivi – YouTube)

 Bu süreçte televizyonlardan tekrar tekrar yayımlanan Kayseri‘nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’nin, , Refah Partisi’nin Rize milletvekili Şevki Yılmaz‘ın, partinin önde gelenlerinden, bir aralık partinin sözcülüğünü de yapmış olan Hasan Hüseyin Ceylan‘ın kışkırtıcı konuşmaları toplumda büyük infial yaratmış ve “ne oluyoruz?” sorusunun yükselmesine neden olmuştu.

Erbakan, 11 Ocak 1997’de resmî başbakanlık konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Davetli listesinde yer alan isimlerden biri de Fethullah Gülen‘di ancak Gülen iftar yemeğine icabet etmedi. Görüntüler kamuoyunda geniş yer buldu. (web.archive.org/web/20120625104803/http://dosyalar.hurriyet.com.tr/fix98/75yil/1995.htm)

30 Ocak 1997’de Sincan Belediyesi, “Kudüs Gecesi” düzenledi. Salona Hamas ve liderlerinin fotoğraflarının asılması, İran Büyükelçisi’nin yaptığı konuşma ve sergilenen cihat oyunu kamuoyunda büyük tepki yarattı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi. (genel)

3 Şubat 1997’de Ankara’da Star TV muhabiri Işın Gürel’in muhafazakâr biri tarafından dövülmesi toplumda büyük bir tepkiye neden oldu. Star TV’nin muhabiri Işın Gürel’e meydan dayağı çekerek tüm Türkiye’nin tepkisini çeken Recep Görmez, cezaevinden çıktıktan sonra Kocaeli Tarım İl Müdürlüğü’nde ‘eski hükümlü kadrosuyla’ göreve başladı. (Gazeteci döven zorbaya iş ve lojman – Son Dakika Flaş HaberlerGazeteci döven zorbaya iş ve lojman – Son Dakika Flaş Haberler)

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Kurmay Başkanı Orgeneral Doğu Aktulga‘ya emir vererek Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral İzzettin İyigün‘e bağlı Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümeninden 80 tankın Sincan’dan geçmesini istedi. O sırada tümen komutanı Tümgeneral Erdal Ceylanoğlu‘ydu ancak Ceylanoğlu olay sırasında izinliydi. 4 Şubat 1997’de Sincan’da askerler; 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı. ( 28 Şubat’ta tankları yürüten komutan tutuklandı)

4 Şubat 1997’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a uyarı mektubu gönderdi. Demirel, “laik düzenin korunmasını” istedi. (28 Şubat Belgeseli 7. Bölüm | 32. Gün Arşivi – YouTube)

23 Şubat 1997’de Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, “İrticaPKK‘dan daha tehlikeli.” dedi. (Erbakan’ın MGK’daki zor anları – Son Dakika HaberlerErbakan’ın MGK’daki zor anları – Son Dakika Haberler)

Aynı gün Fatih Camisi’ndeki öğle namazının ardından bir grup, ellerindeki yeşil bayraklarla “Şeriat isteriz!”, “Yaşasın Hizbullah!” sloganları atarak yürüdü. İslamcı gazeteci Yaşar Kaplan, “gerektiğinde İslam uğruna şehit olacaklarına” dair bir açıklama yaptı. (28 Şubat Süreci- Vikipedi)

İşte bu ortamda MGK toplantısı, 28 Şubat 1997 Cuma günü saat 15.10’da Çankaya Köşkü‘nde başladı. Komutanlardan ilk sözü Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya aldı, sert sözlerle iktidarı eleştirdi. Başbakan Erbakan’a söylediklerinden biri, “Senin ağzından hiç ‘Türk’ kelimesini duymuyoruz.” sözü oldu. 9 saat süren toplantı sonunda irticayla mücadele kararları alındı. MGK, “laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu” vurguladı. Ordu, kararların hepsinin uygulanmasını istedi. (28 Şubat Belgeseli 8. Bölüm | 32. Gün Arşivi – YouTube)

Peki neydi bu kararlar;

Başbakan Erbakan, önce kararları imzalamadı. MGK Genel Sekreterliği ise “kararların uygulanmaması durumunda yaptırımların geleceğini” duyurdu. Erbakan, diğer parti liderlerinden yardım isteyerek MGK kararlarına birlikte karşı çıkılmasını istedi fakat aradığı desteği bulamadı.

Erbakan, kararları uygulamadı. Bu süreçte Genelkurmay, “irtica brifingleri” başlattı.

21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, “ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” söyleyerek “laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı hâline gelmesi” gerekçesiyle RP’nin kapatılması için dava açtı.

7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.

18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller‘e devretmek olduğunu belirtti. Ertesi gün, 19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükûmet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller‘e değil ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz‘a verdi.

28 Şubat sürecinde dikkat çeken isimlerden biri de Fethullah Gülen olmuştur. 11 Ocak 1997’de Başbakan Necmettin ErbakanRamazan nedeniyle 51 tarikat ve cemaat liderini Başbakanlık Konutu’na iftara çağırmış, Gülen de çağrılanlar arasında olmuş ancak Gülen, iftar yemeğine katılmamış ve olay kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur. 29 Mart 1997’de Samanyolu TV‘de katıldığı bir televizyon programında Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasete müdahale etmek ve muhtıra vermekle eleştirenlere karşı, “Asker, demokratik yollarla sorunların çözümünü istedi.” demiş, 28 Şubat sonrasında Erbakan’ı eleştirenler arasında yer almış ve TSK‘nin müdahalesini demokratik bulduğunu söylemiştir.

28 Şubat sürecinde diğer taraftan Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nuh Mete YükselFethullah Gülen hakkında iddianame hazırlamıştır. Gülen’in yıllar önce yaptığı konuşmaların görüntüleri art arda televizyon kanallarında yayımlanmaya başlanmıştır. Bu görüntülerde Gülen’in, “bürokraside nasıl yapılanmaları gerektiğini” anlattığı görülmüştür.

Genelkurmay, “Fethullah Gülen’i ve destekçilerini çok tehlikeli gördüğünü” ifade etmiştir ki zaman Genelkurmay’ı haklı çıkarmış, ne denli isabetli tehdit değerlendirmesi yaptığını kanıtlamıştır. Gülen daha sonra Amerika Birleşik Devletleri‘ne gitmiştir. Burada TSK’da yükselen anti Amerikancı, seküler milliyetçi ve Kemalist çizgideki tutumdan memnun olmayan ABD derin devleti ile işbirliği içinde TSK, Emniyet ve Yargıya sızdırdığı elemanlarıyla Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk ve diğer bazı operasyonlarla TSK’yı tarumar, deneyimli ve ehil kadrolarını yok etmiş, önce beceriksiz daha sonra da işbirlikçi olduğu anlaşılan komutanlarının sessiz kalması sebebiyle askeri terbiyesinin gereğini yapan yüzlerce komutan ve zabit tasfiye edilmiş, yerleri başkalarınca doldurulmuştur.

Askeri okulları, askeri hastaneleri ve kritik tesisleri kapatılan TSK’nın stratejik bütünlüğü bozulmuştur.  Bu dönemde Bülent Ecevit liderliğindeki DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükûmetinin çıkardığı Rahşan Affı ile Gülen’in yargılaması ertelenmiştir. Ardından AKP’nin sıkı sıkıya sarıldığı Gülen Cemaati hamisini de ısırmaya kalkınca daha önce kullanılmayan Devlet Gücü kullanılarak Cemaatin gücü ve etkisi marjinal düzeye geriletilmiştir.

İşte 28 Şubat sürecinin özeti;

TSK isabetli bir tehdit değerlendirmesi yaparak rejime yönelik tehlikeleri belirlemiş ve çözüm önerilerini göstermiş, üzerine düşen görevi yapmıştır.

Beceriksiz ve kişisel çıkarlarının derdine düşmüş siyasi kadrolar, siyasi gelecek kaygısıyla Devlet gücünü elinde bulundurmalarına rağmen oy kaygısıyla sürece sessiz kalmışlardır.

1 Mart Tezkeresi, Karadeniz’e ilişkin taleplerinin yerine getirilmemesi, PKK’ya desteğine itiraz edilmesi sebebiyle TSK’nın çizgiden çıktığını düşünen ABD, daha önce yine TSK eliyle yetiştirilen Gülen cemaatini tam bir espiyonaj örgütüne dönüştürerek TSK’yı yıkma operasyonunu başlatmıştır.

TSK’nın yokluğunda Kürt meselesi, Ege ve Kıbrıs sorunları, Doğu Akdeniz enerji kaynakları konularında zemin kaybeden Türkiye; ekonomisinin krize girmesi, büyük borç yükü nedeniyle de  Dış Mihraklarca kolayca kontrol edilebilir duruma düşürülmüştür.

İşte 28 Şubat sürecinin sonucu.

Bazı akademisyenler süreci “demokratik düzeni koruma girişimi” olarak, bazıları ise “ordu merkezli vesayetçi müdahale” olarak değerlendirir (Yavuz, 2009).

Devam edeceğiz.

Temel Er Ersoy