ORTA DOĞU GÜÇ DENGELERİ
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve İran’ın beklenmedik direnişi birinci ayını doldurdu. Savaşı kimin kazanacağı üzerindeki tartışmalar devam ededursun biz bu savaşın kazananının olmayacağını ve çok uzun süreceğini, sonunda ABD’nin Vietnam, Afganistan, Somali, Libya ve Irak’ta olduğu gibi arkasında bir enkaz bırakarak ve tasını tarağını toplayıp çekileceğini ve Orta Doğu Merkez olmak üzere yeni bir dünya düzeni ya da güç dengesi oluşacağını söyleyebiliriz.
Karşılıklı propagandanın medyada (sosyal medya ağırlıklı) tüm hızıyla devam ettiği ve doğru bilgiye ulaşmanın neredeyse olanaksız olduğu bir ortamda yanlış analiz yapmamak için biz Soğuk Savaş ve sözde Arap Baharı ve Büyük Orta Doğu Projesi ile Orta Doğu’da bozulan dengenin nasıl kurulduğunu ele alacağız.
Kral İbn Suud’un 1945’te Roosevelt ve ardından Churchill ile yaptığı görüşmeler, modern Orta Doğu’nun güç dengelerini belirleyen iki kritik diplomatik temas olmuştur. Bu görüşmeler, özellikle ABD–Suudi petrol ittifakının temellerini, Filistin meselesine dair ilk üst düzey Arap–Amerikan tartışmalarını ve Britanya’nın bölgedeki nüfuz kaygılarını şekillendirdi.
GÖRÜŞMELER NASIL GERÇEKLEŞTİ?
Roosevelt – İbn Suud Görüşmesi (14 Şubat 1945, USS Quincy)
- Şubat ayı ortalarında Yalta Konferansından sonra Başkan’ın uçağı Kutsal İnek Roosevelt ve danışmanlarını Rusya’dan alıp Mısır’daki Süveyş Kanalı bölgesine götürdü. Burada, Kanal’da Great Bitter Lake’de demir atmış kendilerini bekleyen USS Quincy Kruvazörüne bindiler. Başka bir Amerikan gemisi USS Murphy de içinde İbni Suud olduğu halde yola koyulmuştu.
- Bu, Kral İbn Suud’un o güne kadar krallığı dışında yaptığı ikinci seyahat, hayatındaki ilk deniz yolculuğuydu ve ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik yeni stratejik ilgisinin sembolüydü. Kral ilk dış seyahatini 45 yıl önce, sürgün hayatı yaşadığı Kuveyt’ten Arabistan’I yeniden almak için ilk adımı atmak üzere yapmıştı.
- Görüşme, Roosevelt’in Churchill’den habersiz planladığı bir diplomatik hamleydi; bu durum Britanya’yı rahatsız etti.
Görüşmenin ana gündemleri; Yahudilere Filistin’de yurt verilmesi, Arapların toprak hakları; ABD–Suudi petrol ilişkilerinin geleceği, ABD’nin bölgedeki askeri-stratejik varlığı ve Orta Doğu’nun alacağı yeni şekildi.
Roosevelt’in Yahudilere yurt toprağı verilmesi teklifini Kral’ın kendisi de bir teklif yaparak yanıtladı. Koyu bir anti- Siyonist olarak İbni Suud, savaştan her nasılsa sağ kurtulmayı başarmış Yahudilere Almanya’da yurt verilmesini teklif etti.
Roosevelt, buna karşılık Araplara karşı bir adım atmayacağına dair güvence verdi.
Churchill – İbn Suud Görüşmesi (Şubat 1945, Mısır)
- Ancak Churchill öteden beri İngiltere’nin nüfuzu altında olan bir bölgede Amerika Devlet Başkanı’nın o bölgenin hükümdarıyla konuşmasından memnun kalmamıştı. Churchill, Roosevelt’in görüşmesini duyunca bölgedeki İngiliz nüfuzunun zayıflayacağı endişesiyle hızla kendi görüşmesini ayarladı.
- Churchill Orta Doğu’ya gitmek için fazla beklemeden Amerika’ya hareket eden Roosvelt’in ayrılışından üç gün sonra Mısır çöllerine daldı ve İngiltere Başbakanı olarak Vahada bir otelde kalan İbni Suud’la buluştu. Görüşme, Britanya’nın Arap dünyasındaki geleneksel rolünü koruma çabası olarak okunur.
- Churchill, Filistin konusunda Roosevelt kadar açık bir pozisyon almamış, daha çok İngiltere’nin Araplarla ilişkilerini sürdürme ve Suudi Arabistan’ın İngiliz nüfuzundan kopmamasını sağlama amacı taşımıştır.
- Churchill’in kendi hakları konusunda fazla ısrarlı davranması ve üstünlük iddiaları zaten kuşku içinde bulunan İbni Suud’a İngiltere’nin Suudi Krallığı ve Orta Doğu hakkındaki niyetlerine ilişkin fazla bir güven vermemişti.
GÖRÜŞME SONUNDA HANGİ KONULARDA ANLAŞMA SAĞLANDI?
- Roosevelt – İbn Suud arasında:
- Karşılıklı güven ilişkisi kuruldu
ABD, Suudi Arabistan’ın güvenliğini önemseyen bir tutum sergiledi; bu, ileride ABD’nin Suudi güvenliğinin garantörü haline gelmesinin başlangıcı oldu.
- Petrol karşılığı güvenlik formülü şekillendi
Bu görüşme, daha sonra “Quincy Paktı” olarak anılacak olan, ABD güvenlik garantisi karşılığında Suudi petrol erişimi dengesinin temelini attı.
- Filistin konusunda açık bir anlaşma yok, ama pozisyonlar netleşti
- İbn Suud’un Yahudi göçüne kesin karşı çıkışına karşılık Roosevelt Araplara karşı adım atmayacağına dair söz verdi.
- Churchill – İbn Suud arasında:
- İngiltere’nin bölgedeki nüfuzunu koruma çabası
Churchill, Suudi Arabistan’ın tamamen ABD’ye yönelmesini engellemeye çalıştı.
- Filistin meselesinde statükoyu sürdürme eğilimi
Churchill, Roosevelt kadar iddialı bir Filistin planı sunmadı; daha çok dengeleyici bir pozisyon aldı.
BU ANLAŞMALAR ORTA DOĞU’YU NASIL ŞEKİLLENDİRDİ?
- ABD–Suudi Stratejik İttifakı Doğdu
- 1945’teki görüşme, bugün hâlâ süren ABD–Suudi güvenlik ve enerji ortaklığının başlangıcıdır.
- ABD, Suudi petrolüne erişim sağladı; Suudi Arabistan ise ABD’nin askeri korumasını kazandı.
- Petrol, Orta Doğu siyasetinin merkezine yerleşti
- ABD, Britanya’nın yerini alarak bölgenin başlıca dış gücü haline geldi.
- Bu, Soğuk Savaş boyunca ABD’nin Körfez’deki varlığını meşrulaştırdı.
- Filistin meselesi uluslararası siyasetin merkezine taşındı
- İbn Suud’un sert tutumu, Arap dünyasının Filistin konusundaki ortak pozisyonunu güçlendirdi. Esasen Suudi Arabistan’ın Filistin konusundaki tutumu hiçbir zaman tamamen “yumuşamadı”, ama sertlik düzeyi, söylem–pratik farkı ve diplomatik esneklik bakımından üç büyük dönemde belirgin biçimde değişti. Bu değişim hem bölgesel güç dengeleri hem ABD ile ilişkiler hem de iç politik meşruiyet açısından okunmalı. (1945–1973: Sert Tutumun “Kutsal Mekânlar + Arap Liderliği” Temelli Dönemi; 1973–2002: Sert Retorik + Pragmatik Diplomasi Dönemi; 2002–2020: “Yumuşama + Güvenlik Önceliği” Dönemi)
- Roosevelt’in Araplara verdiği söz, ABD’nin başlangıçta daha dengeli bir pozisyon almasına yol açtı; ancak Roosevelt’in kısa süre sonra ölmesi bu çizginin devamını engelledi.
- Britanya’nın Orta Doğu’daki nüfuzu gerilemeye başladı
- Churchill’in acele görüşmesi, İngiltere’nin bölgedeki liderliğini kaybetme korkusunun göstergesiydi. Haklı çıktı.
- 1940’ların sonundan itibaren ABD, Orta Doğu’nun yeni hâkim dış gücü oldu.
Bu gelişmenin Türk Dış Politikası Açısından Sonuçlarını değerlendirirsek;
- ABD–Suudi Yakınlaşması, Türkiye’nin Stratejik Değerini Artırdı
Roosevelt–İbn Suud görüşmesi, ABD’nin Orta Doğu’ya kalıcı biçimde girmesinin başlangıcıydı. Bu durum Türkiye için iki sonuç doğurdu:
- Türkiye, ABD’nin bölgedeki “seküler, Batı yanlısı, askerî açıdan güçlü” müttefiki olarak daha değerli hale geldi.
- ABD’nin Suudi Arabistan’la kurduğu petrol–güvenlik ekseni, Türkiye’nin enerji yolları ve Sovyetlere karşı tampon ülke rolünü güçlendirdi.
Türkiye, 1945 sonrası hızla ABD güvenlik mimarisine eklemlendi (Truman Doktrini, Marshall Planı, NATO üyeliği).
- Petrol Jeopolitiğinin Merkezileşmesi Türkiye’yi Enerji Koridoruna Dönüştürdü
ABD–Suudi petrol ortaklığı, Orta Doğu petrolünün küresel sistemdeki ağırlığını artırdı. Bu:
- Türkiye’nin Doğu Akdeniz–Körfez–Avrupa enerji hatları açısından önemini yükseltti.
- Türkiye’nin ilerleyen yıllarda Irak, İran ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini enerji ekseninde kurmasına zemin hazırladı.
- Filistin Meselesinin Uluslararasılaşması Türkiye’yi Denge Politikası İzlemeye Zorladı
İbn Suud’un Filistin konusundaki sert tutumu, Arap dünyasının ortak pozisyonunu belirledi. Türkiye ise:
- 1947’de BM’de Filistin taksim planına karşı oy kullandı,
- Ancak 1949’da İsrail’i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu.
Bu ikili pozisyon, Türkiye’nin Arap dünyası ile Batı arasında denge kurma stratejisinin erken bir örneğidir.
Bu gelişmelerin Türkiye’ye Soğuk Savaş Bağlamındaki Etkileri
- ABD–Suudi Yakınlaşması, Sovyetlerin Güney Cephesini Zayıflattı
Sovyetler, sıcak denizlere inme hedefi nedeniyle Türkiye ve İran üzerinde baskı kuruyordu. ABD’nin Suudi Arabistan’la kurduğu ittifak Sovyetlerin Orta Doğu’ya nüfuz etmesini zorlaştırdı ve Türkiye’nin ABD’nin bölgesel güvenlik zincirinin kuzey halkası olmasını sağladı.
- Türkiye’nin NATO’ya Girişi Bu Yeni Orta Doğu Düzeninin Bir Parçasıydı
ABD’nin Körfez’de Suudi Arabistan’ı, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi güvenlik sütunu yapması NATO’nun güney kanadını oluşturdu ve Türkiye’nin Soğuk Savaş boyunca ABD’nin bölgesel askeri stratejisinin merkezine yerleşmesine yol açtı.
- İngiltere’nin Gerilemesi, Türkiye–ABD İlişkilerini Daha da Yakınlaştırdı
Churchill’in İbn Suud’la yaptığı görüşme, İngiltere’nin bölgedeki nüfuz kaybını durduramadı. Bu Türkiye’nin geleneksel olarak yakın olduğu İngiltere yerine ABD ile daha derin bir stratejik ortaklığa yönelmesine neden oldu.
İbn Suud’un Diplomatik Stratejisini Analiz edersek;
“Stratejik davranış modelleri” açısından İbn Suud’un yaklaşımı son derece öğretici.
- Realist ve Tek Hedefe Odaklı: Rejim Güvenliği
İbn Suud’un temel önceliği; Hanedan güvenliği, İç istikrar, Vahhabi ulemanın desteğini korumak idi.
Bu nedenle Filistin meselesinde sert, petrol konusunda ise esnek davrandı.
- Büyük Güçler Arasında Denge Arayışı
İbn Suud hem Roosevelt hem Churchill ile görüşerek; ABD’nin yükselen gücünü fark etti, İngiltere’nin gerilemesini sezdi, Suudi Arabistan’ı iki güç arasında vazgeçilmez bir aktör haline getirdi.
Bu, klasik bir küçük devlet dengeleme stratejisidir.
- Petrolü Bir “Jeopolitik Sermaye” Olarak Kullanma
İbn Suud, petrolün ABD için stratejik, Suudi Arabistan için ise rejim güvenliği sağlayan bir araç olduğunu gördü.
Bu nedenle petrolü askeri koruma karşılığı takas edilebilir bir değer olarak konumlandırdı.
- Filistin Konusunda Tavizsiz Tutum: Arap Dünyasında Liderlik Arayışı
Filistin meselesindeki sert tutum Arap dünyasında meşruiyet kazanma, Ulemanın desteğini pekiştirme, Suudi Arabistan’ı “Arap davasının koruyucusu” olarak konumlandırma amacı taşıyordu.
Bu, iç politika ile dış politikanın kesiştiği bir stratejiydi.
İbn Suud’un Roosvelt ve Churchill ile buluşmasının magazinsel yönü de var elbette.
Kral USS Murphy’ye birkaç gün önceden yanında 48 kişilik maiyetiyle Cidde’den binmişti. Gemiye besin olarak 100 adet canlı koyun alınması düşünülmüştü; fakat sonradan, bazı müzakereler sonunda seyahatin 60 gün süreceği göz önüne alınarak bu sayı yedi koyuna indirilmişti. İbn Suud, komutan kamarasında yatması için yapılan teklifi reddetmiş, güverteye, baş kasaraya kurulan çadır bezinden yapılmış derme çatma bir çadırda yatmak istemişti.
Churchill buluşma anısı olarak İbni Suud’a çok seçkin parfümler içeren yaklaşık 100 pound değerinde küçük bir mücevher kutusu vermişti. Karşılık olarak İbni Suud da ona ve Anthony Eden’e elmas kakmalı, mücevherlerle süslü bir kılıç ve ayrıca da çok kıymetli giysiler ve daha başka armağanlar sunmuştu. Bunlar arasında İbni Suud’un “kadınlarınız için” diyerek sunduğu yaklaşık üçbin pound değerinde elmas ve inci vardı. Hediyeler arasındaki dengesizlikten tedirgin olan Churchill sonradan yetkisi olmadığını bildiği halde İngiltere hazinesine 6000 pounddan fazlaya mal olan bir Rolls-Royce hediye etti. Mücevherlere gelince, hepsi satıldı. Satış gizli tutulması kaydıyla yapılmış, Kral’ın kırılmaması için her türlü önlem alınmış.
Sonuç olarak Orta Doğu’nun kaderi 1945’te olduğu gibi bugün de Suudi Arabistan’ın elinde. Bu defa işi daha zor. ABD’nin yanında veya ABD ile birlikte İran’a savaş açarsa bütün altyapısının imha olacağını ve belki de tatlı rejimlerinin tehlikeye gireceğini de hesaba katmak zorunda.
Temel Er Ersoy








