II. Mehmed’in Saltanat Stratejisi ve Cihanşümul Devlet İdeali

ll. Mehmed’in 1451’de tahta çıkışı, Osmanlı Devleti’nin beylik geleneklerinden sıyrılarak merkezi bir imparatorluk yapısına büründüğü dönemi başlatmıştır. Bu sürecin temelinde yatan cihanşümul devlet ideali, hükümdarın kendisini sadece bir bölgenin değil, tüm dünyanın meşru lideri ve Roma İmparatorluğu’nun tek varisi olarak görmesi esasına dayanır. Fatih, bu küresel vizyonunu gerçekleştirmek için saray içinde köklü reformlar yapmış, devlet idaresini “kul” sistemine dayalı bürokratlarla tahkim ederek merkezi otoriteyi şahsında toplamıştır. Topkapı Sarayı’nın inşasıyla yönetim merkezini kurumsallaştırmış, Divan toplantılarını kafes arkasından izleyerek hükümdarın mutlak gücünü mesafeli bir konuma çekmiştir. Sultanın vizyonu, olağanüstü bir çalışma disiplini ve entelektüel bir merakla desteklenmiştir. Geceleri haritalar üzerinde askeri stratejiler geliştirmesi, antik tarih ve felsefe okumaları yapması, onun planlı hareket eden rasyonel kimliğini ortaya koyar. Diğer devletlerle ilişkilerinde askeri gücü diplomasiyle birleştirmiş; İtalya kent devletlerine ticari imtiyazlar vererek Haçlı ittifaklarını bölmüş, Doğu ve Batı dünyası arasında denge kurmuştur. İstanbul’un fethiyle başlayan askeri süreç; Sırbistan, Mora, Bosna ve Arnavutluk’un ele geçirilmesiyle Balkanlar’da kesin hakimiyete dönüşmüştür. Anadolu’da Karaman sorununu çözmüş, Otlukbeli Savaşı ile Akkoyunluları mağlup etmiş ve Kırım’ı ilhak ederek Karadeniz’i bir iç deniz haline getirmiştir.

Fethettiği topraklarda sadece yıkım değil, büyük bir inşa ve imar faaliyeti yürütmüştür. Ele geçirdiği şehirlerde kiliselerin bir kısmını camiye çevirirken, halka inanç özgürlüğü tanımış ve sosyal hayatı canlandırmak için bedestenler, hanlar, hamamlar ve köprüler yaptırmıştır. Özellikle İstanbul’u bir dünya başkenti yapmak adına Sahn-ı Seman Medreseleri’ni kurarak eğitimi, hastaneler inşa ederek sağlık hizmetlerini devletin kalbine yerleştirmiştir. Ancak 1481 yılında, İtalya üzerinden Roma’yı hedefleyen Otranto seferi devam ederken Gebze’deki Hünkâr Çayırı’nda vefat etmiştir. Bu ölüm sürecinde en dikkat çeken figür, sultanın özel hekimi ve veziri olan Yakup Paşa’dır. Aslen Venedikli bir Yahudi olan ve Maestro Iacopo adıyla tanınan bu isim, müslüman olduktan sonra sultanın en yakın sırdaşlarından biri haline gelmiştir. Yakup Paşa, Fatih’in yıllardır muzdarip olduğu nikris (gut) hastalığının tedavisinden sorumlu tek yetkilidir. Sultanın son seferinde durumu ağırlaşınca uyguladığı tedavi yöntemleri ve verdiği ilaçlar, o dönem saray çevresinde büyük tartışmalara yol açmıştır. Padişahın ani vefatı üzerine, Yakup Paşa’nın Venedik hesabına çalışan bir ajan olduğu ve sultanı zehirlediği iddiaları yayılmış, bu infial neticesinde Yakup Paşa yeniçeriler tarafından parçalanarak öldürülmüştür. Fatih’in vefatıyla sonuçlanan bu kriz, Osmanlı Devleti’nin kurumsallaşma tarihindeki en sancılı veraset mücadelelerinden birine zemin hazırlamıştır.

Umut Meriç Berberoğlu