Fransa’nın Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz’de artan askeri ve siyasi hamleleri, bölgedeki kırılgan dengeleri yeniden tartışmaya açıyor.
Sahnede tanıdık bir aktör var: Emmanuel Macron.
Paris yönetimi güvenlik vurgusu yapsa da, atılan adımlar yeni bir güç mücadelesine işaret ediyor.
Söz konusu anlaşma; savunmadan teknolojiye, ekonomiden güvenliğe kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Daha açık bir ifadeyle bu, klasik bir ortaklıktan ziyade bir pozisyon alma hamlesi.
Nitekim Yunan kaynaklarının aktardıkları da Paris’in Atina üzerinden Doğu Akdeniz’de kalıcı bir askeri ve siyasi varlık oluşturma arayışına işaret ediyor.
MESELE GÜVENLİK DEĞİL, GÜÇ GÖSTERİSİ
Macron’un verdiği mesaj net: “Gerekirse yine geliriz.”
Bu bir müttefik dayanışması cümlesi ötesinde bölgeye parmak sallamak olarak da okunabilir.
2020’deki Türk-Yunan gerilimine yapılan atıf da tesadüf değil. Fransa, o günden beri aynı çizgide: Gerilimi düşürmek yerine, sürekli yukarı çeken bir aktör.
Sorun şu: Doğu Akdeniz zaten kırılgan bir bölge. Ve Fransa bu kırılganlığı yatıştırmıyor, kullanıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de dümen suyunda viyalıyor.
DİPLOMASİ Mİ, DIŞLAMA MI?
Türkiye’nin davet edilmediği toplantılar, kapalı kapılar ardında alınan kararlar ve yaptırım söylemleri, kapsayıcı bir diplomasi anlayışından ziyade dışlayıcı bir yaklaşım izlenimi veriyor.
Bu, diplomasi değil, kulüpçülük.
Avrupa’nın bazı ülkeleri, Doğu Akdeniz’i ortak bir denge alanı olarak görmek yerine, kendi aralarında paylaşılacak bir alan gibi davranıyor. Fransa ise bu oyunun en istekli oyuncusu.
Ama unutulan bir şey var: Türkiye bu denklemin dışında bırakılabilecek bir ülke değil.
Bir zamanlar Charles de Gaulle şöyle diyordu. “Fransa, kendi güvenliğini kendi sağlar.”
Bugün ise Fransa, başkalarının krizlerinde taraf olarak kendine alan açmaya çalışıyor. Bağımsızlık vurgusunun yerini, jeopolitik fırsatçılık almış durumda.
Macron’un Fransa’sı, De Gaulle’ün Fransa’sı değil. Daha gürültülü, ama daha az derin.
PAZAR ARAYIŞI MI, SİYASİ HESAP MI?
Silah satışları artıyor.
Askeri anlaşmalar çoğalıyor.
Sert açıklamalar peş peşe geliyor.
Bunların hepsi tek bir soruya çıkıyor: Bu politika gerçekten güvenlik için mi, yoksa pazar ve prestij arayışı mı?
Fransa’nın Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu askeri yakınlık, sadece stratejik değil, aynı zamanda ekonomik bir tercih. Silah satışı, etki alanı ve siyasi kazanç… Hepsi aynı denklemde.
TÜRKİYE’YE MESAJ MI, İÇ POLİTİKAYA YATIRIM MI?
Macron’un sert çıkışlarının bir başka boyutu daha var: İç politika.
Seçim dönemlerinde yükselen Türkiye karşıtı söylem, Fransa’da yeni değil. Ama artık etkisi de eskisi kadar güçlü değil.
Yine de kolay bir araç: Dışarıda sert görün, içeride puan topla.
Ama bu yaklaşımın bir sınırı var. Ve o sınır, uluslararası gerçekliktir.
Sonuç olarak; Doğu Akdeniz, hamle yapılacak boş bir satranç tahtası değil.
Her taşın bir karşılığı var.
Fransa’nın attığı adımlar, kısa vadede kazanç gibi görünebilir.
Ama uzun vadede bu yaklaşım, gerilimi derinleştirir.
Türkiye ise bu oyunun kenarında değil, tam ortasında.
Ve kendi haklarını koruma konusunda geri adım atmayacağı da açık.
Macron’un anlaması gereken şey basit: Bu bölge, uzaktan yönetilecek bir alan değil.
Son sözse; Gelmek kolay. Kalmak ve denge kurmak ise ciddi bir mesele.
İsmet Hergünşen



