BAĞIMSIZLIK BELGELERİ

İstiklal Harbi’ni kazanarak, yok olmanın kıyısından dönmüş Türk Ulusu tarihi bir ana tanıklık ediyordu.

Askeri zaferin diplomatik zafere dönüştüğü, 24 Temmuz 1923 saat 15:09…

Türkiye devleti baş delegesi İsmet Paşa, yerinden kalktı ve masanın tam ortasına gelince durdu. Sağ elini iç cebine götürerek oradan renkli bir kutu çıkardı. İçinden bir altın kalem aldı ve vatanın kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal’in, kendisine gönderdiği tarihi kalemle imzasını attı.

Lozan Barış Antlaşması, sadece bir ulusun yeniden doğuşunun müjdeleyicisi değil, emperyalizme karşı baş kaldırışın bir simgesidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna gidilen yolda, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri tarafından bağımsız bir devlet olarak hak ve hukukunun teslim edildiği ve medeni dünya içinde yer almasının kesin belgesidir.

Görüşmelerin bir ara kesildiği çetin müzakereler sonucunda adli, mali ve ekonomik kapitülasyonlara son verilmiş ve Batılıların hiçbir zaman unutmak istemediği Sevr Antlaşması çöp edilmiştir.

O dönemin şartlarına tanıklık etmeden yapılan tartışmalar ya duygusal ya da tarihi gerçeklerin saptırılmasından kaynaklanmaktadır.

Atatürk’ün Türk İstiklal Harbi’nin muzaffer komutanı İsmet İnönü’yü görevlendirmesindeki maksadı; Mudanya Mütarekesi’nde diplomasi alanında göstermiş olduğu başarı ile duyduğu aşırı güvendir.

Siyasi mülahazalarla hem İnönü’yü hem de antlaşmayı eleştirmek büyük bir haksızlık olduğu gibi Lozan Barış Antlaşması, kuvvetli bir muhalefetin olduğu TBMM’de oy birliği ile kabul edilmiştir.

Trablusgarp Savaşı ardından, Osmanlı Devleti ile İtalyan Krallığı arasında Lozan şehrinin Uşi (Ouchy) semtinde 1912 yılında imzalanan Uşi antlaşmasıyla Lozan Barış Antlaşması’nın bilerek ya da bilmeyerek karıştırılması da bir garabettir.

Mazlum milletler için bir dönüm noktası olan Türk İstiklal Harbi ve sonrasında imzalanan antlaşma, sömürgeciliğe karşı ayaklanmalara rehber oluşturmuştur.

Gazi Mustafa Kemal antlaşmanın imzalanmasını müteakip “Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış, büyük bir suikastın çöküşünü anlatan bir belge ve Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zaferdir.” diyecektir.

Lozan Barış Antlaşması olmasaydı…

Türk topraklarında işgalci devletlerin bayrakları dalgalanıyor, askerleri dolaşıyor, camilerin mahyalarında ilgili devletlerin kral, kraliçe, imparatorlarına methiye düzülüyor olacaktı.

Belki soy sop kurutulamayacaktı ama sahibi olduğumuz bu topraklarda köle durumuna bile düşürülebilecektik.

Sınırlarımız dışında ve özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan gelişmelere bakınca, Lozan’ın enikonu anlaşılmasının ötesinde algılanması gerekir.

Ve ayrılmaz parçası 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi…

Son yıllarda ABD öncülüğünde NATO tarafından Karadeniz’de yaratılan gerginlik ve yoğunlaşan askeri hareketlilik, sözleşmenin dünya barışı için önemini bir kez daha göstermiştir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi olmasaydı…

1924 tarihli Boğazlar Komisyonu’nun Yunanlı dahil diğer üyelerinin aldığı kararlar sadece boğazlardaki egemenlik hakkımızı zedelemekle kalmıyor, ülkemizin güvenliği ve yaşamsal önemini her daim tehlikeye düşürüyordu.

İnsanlık tarihinde askerden çok sivil kayıpların olduğu en ölümcül küresel savaş olan İkinci Dünya Savaşı’na girmemiz söz konusu olabileceği gibi komisyonun tasarımı olan bayrak, Türk Boğazları’nda dalgalanma fırsatı bulabilecekti.

Her iki antlaşma, kısacık ömrüne yaptıklarını “Yurtta barış, dünyada barış” temeline sığdıran Atatürk’ün ne bir hayalperest, ne bir doğma ve ne de bir ideolog, bilakis pratik fikirlerini doğru zaman ve yerde kullanmış olan bir devlet adamı öngörüsüdür.

Ölümü hiçe sayan Atalarımız sayesinde, bu vatanın nasıl kurtarıldığı ve bu ülkenin nasıl kurulduğunun bilincinde; siyasi zafer ve egemenlik meselesi olan Lozan Barış Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni özen ve dikkatle korumak gerekir.

Kaldı ki, bu özgüven ve bu irade Türk halkında vardır.

İSMET HERGÜNŞEN